Ana sayfa Televizyon Dizi Eleştirileri İç Ses Nasıl Ti’ye Alınıp Üzerine Hüzün Serpiştirilerek Servis Edilir: Fleabag

İç Ses Nasıl Ti’ye Alınıp Üzerine Hüzün Serpiştirilerek Servis Edilir: Fleabag

Fleabag’i anlatabilmem için öncelikle yeryüzünde henüz bir kelimedir efendime söyleyeyim bir cümle öbeğidir denk geldiyseniz bana DM’den iletiniz. Düşünüyorum düşünüyorum gerçekten bulamıyorum. Yapılan bir işin abartılmasına karşı olan bünyem, Fleabag’i yastığının altında falan saklamak istiyor diyerek artık konuya dalıyorum. Sebebini izleyenler çok daha iyi anlayacak izlemeyenler içinse spoiler vermemeye özen göstererek gelin neymiş bu Fleabag bir bakalım.

Fleabag detaylarına girmeden önce dizinin hem yaratıcısı, hem oyuncusu hem de dünyanın en tatlı mimiklerine sahip olan Phoebe Waller-Bridge’e değinmek istiyorum. 1985 Londra’da hayata merhaba demiş Bridge, İngiltere’nin bilinen en iyi okullarından biri olan Royal Acedemy of Dramatic Art’ta eğitim gördükten hemen sonra kendi projelerine odaklanmıştır. Üç kardeşli bir ailede büyüyen Bridge’in ablası Isobel Waller-Bridge film müzikleri bestecisi. Hatta Fleabag’in müziklerini de Isobel bestelemiştir.

Fleabag, Phoebe’nin Edinburgh Festivali’nde yazmış olduğu tek kişilik tiyatro metninden uyarlanmıştır. İlk seznu 2016 yılında yayınlanmıştır. Tiyatro metninden uyarladığı ve son bulduğu kısım aslında tamamen ilk sezonu kapsar. Akıllarda kalıcı ve merak uyandırıcı biten ilk sezonun üzerinden Phoebe diziyi devam ettirmek ve içine sinen bir son yapmak isteyerek ikinci sezon çalışmalarına başlar. 1.sezondan tam olarak 3 sene sonra 2.sezon yayınlanır ve dizi büyük finalle biterek bizlerin hayatında düşündükçe gülümseten konumuna yerleşir.

Fleabag

Şimdi gelelim Fleabag neden gönüllerin birincisi oldu.

Konusu Londra’da ayakta kalmaya çalışan, kendisine ait neredeyse hiç müşterisi olmayan kafeye sahip bir kadının hikayesi. Oldukça garip bir aile yapısına sahip neredeyse beş parasız 30’larındaki bu kadın en yakın kafeyi büyük hayallerle birlikte açtığı arkadaşını kaybediyor ve hayatı iyice trajediye dönüyor. Bizler ise bu kayıp sonrasını izliyoruz aslında. 30 yaşına gelmiş geçiyor, hayatında hiç parası ve neredeyse hiç arkadaşı yok. Babası ve ablası ile oldukça enteresan bir ilişkisi olan başrollerini ise Phoebe’mizin oynadığı bu karakterin hayatında bir de üvey anne faktörü mevcut. Böyle bir ortamda yaşama savaşı verirken aslında burada hayatını rezil eden kimi zaman muhteşemleştiren ama aynı zamanda da muazzam bir iç ses olan kendisi mevcut. Üstelik bunu diğer dizilerden farklı olarak kamera ile sürekli iletişim halinde olarak bizlere gösteriyor. Sanki bizde dizide Phoebe’nin canlandırdığı karakterle birlikteyiz de tüm o anları onunla yaşıyor ve sorguluyor gibi oluyoruz.

Hikayenin o kadar kusursuz bir anlatımı var ki olan biten her şey sanki izleyici ve karakterin arasında yaşanan bir olay gibi. Bunu da izleyici arasındaki duvarı delerek o kadar güzel yapıyor ki. Pilot bölümün daha ilk saniyelerinde hikayenin öncesini kameraya bakıp söyleyerek sizi de olaya dahil edeceğinin sinyalini veriyor ve oradan sonra bir bakmışsınız ki ‘nasıl ya bitti mi şimdi dizi’ demişsiniz. Dördüncü duvar mevzusu dışında bizleri etkileyen diğer bir yanı da karakterin gerçekten o yaştaki bir bireyin kendisini ti’ye alması ama alırken de aslında acılar içinde kıvranıyor olma durumu. Bizlere muazzam bir ‘ben iyiyim yeaaa her şey çok aptal’ dese de aslında içten içe ‘berbat bir haldeyim’ durumunu gösterebiliyor. Çünkü hepimiz yaşımız kaç olursa olsun hayatımızda olan biten birçok şeyi bu kurguda görebiliyoruz.

Fleabag

İşi yok, var ama işe yaramıyor, geliştirmek için motivasyonu yok. Parası da yok.

Ailesine tam dayanmak isterken mutlaka onu rezil edecek bir şey yapıyorlar. Ya da o hayata karşı hıncını onlardan çıkarıyor küçük bir çocuğa dönüşüveriyor. Ağzı bozuk kaçık ve bağlanma korkusu ve karşı gelişi olduğu için ilişkileri de düzenli değil. Seks yapmaktan hoşlanıyor ama neden bunu yaptığını anlamlandıramıyor. Tüm bunları diziyi izlerken kamera ile konuşmalarından çok net bir şekilde görebiliyoruz. Fakat olayın derinine indiğimiz zaman insan formunun kendi içinde kaybolmasını, kendini yokuşa sürükleme sebeplerini, aslında her şeyi dalga geçerek belki biraz hafifletiriz ve sadece kendimizleyken kendimizin üzerine gidebiliriz duygusunu zaten hali hazırda hepimiz yaşıyoruz. Bizi de konuya dahil ederek oturup boş duvara baktıracak bir duruma karşılıklı olarak imza atmış oluyoruz.

Spoiler vermek istemediğim için dizinin genel gidişatından çok bahsetmek istemiyorum. Phoebe’nin oynadığı karakter yakın arkadaşını kaybetmiş vaziyette. Onun üzüntüsü içerisinde. Fakat bir yandan vicdanı var çünkü izlediğinizde göreceğiniz bir sır gizli arkasında. Babası çok enteresan bir adam karısına aşık mı ondan korkuyor mu bir türlü anlayamıyorsunuz. Kız kardeşi aslında çok düşünceli duygusal bir kadın ama bunu bilindik yöntemlerle yapmıyor tabii. Ee bizim kızımız da çok standart bir kadın değil hani. İlk sezonu bu şekilde olayları tanıyarak neyin ne olduğunu anlayarak aralarda duraksayıp kendimizi sorgularken geçirdikten sonra geliyoruz ikinci sezona. Ama nasıl geçiyoruz o sezona büyük bir sırrı öğrenerek.

Fleabag

İkinci sezonda karakter biraz daha bir şeylerin farkında ve artık yüzleşmeye başlıyor diyebiliriz.

Tabii ki yine kendi tarzıyla. Karakterimiz seks hayatını biraz durdurmaya karar vermiş, kafesindeki işleri düzene sokmuş ve hayatına devam eder vaziyette. Buradaki fark ise o sırada hayatında biz yokuz. Tamamen kendi halinde bunları yapıyor ve bizimle de arasında bir mesafe var. Çünkü iç sesiyle çok da konuşmak niyetinde değil sadece eylemlerini gerçekleştirme niyetinde. Fakat bu aslında bizi dışlaması durumunun tam tersine bizim artık orada vücut bulmuş versiyonumuz demek daha doğru olacak. Yani olaylara çoktan dahil olma durumundayız. İkinci sezonun odak noktası da Hot Priest karakteri. Birbirleri aralarında daha ilk dakikalardan bir çekim olduğunu hissettiğimiz rahip gerçekten, karakterin kendisini ti’ye aldığının en büyük göstergelerinden biri. Nasıl olurda seks yapmayı seven bir kadın bir rahiple olabilir ki? Hal böyle olunca aralarındaki tüm vakti sadece konuşarak ve işi derinleştirerek geçirmek zorunda kalıyorlar. Bu da artık Fleabag’in bizi fark etmesini sağlıyor. Ve bundan her zaman da çok memnun olmuyor. Çünkü biz artık dizideyiz.

Gelelim en kritik anlardan birine. Fleabag için biz her zaman her şeyini söylediği şeyiz. Fiziksel bir özelliğimiz var onun için özellikle de en stresli zamanlarında onun yanındayız. Ama ikinci sezonda rahip bizi fark ediyor. Sonrasında ise bizi tamamen bırakabilecek bir konuma geliyor ve artık sadece kendi ile oluyor. Burayı çok detaylandırmıyorum sonunu söylemek hiç hoş olmaz değil mi?

Fleabag

Toparlayacak olursam, bizi diziye dahil etme durumu sıradan bir durum değil. Aslında biz onun içindeyiz, o da aynı şekilde bizim içimizde. Birlikte bir içsel yolculuk yapıyoruz ve aslına bakarsanız nasıl sonlanması gerekiyorsa da öyle sonlanıyor bazı şeyler. Keşke öyle olmasaydılar, öyle olsa ne güzel olurdular, neyse bu da böyleymişler ile birlikte Fleabag, bizlere leziz dakikalar sunuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın