Türk Sinemasından Bir Güzel Adam Portresi: Duygunun ve Tutkunun Aktörü Yaman Okay

Yazan: Mustafa Sayır

90’ların başlarıydı… Çocuktuk… Yakamıza kırmızı kurdele taktıkları, okuldan gelip çantayı fırlatıp kar, buz, toz, toprak dinlemeden topun peşinden koşturduğumuz zamanlar… Köşedeki bakkalda gazoz içtiğimiz, kafamıza anne terliği yediğimiz günler işte… O günlerin pazar ritüeli de belli; tüm gün sokakta oyun, aksam ertesi gün okula hazırlık banyo, banyo sonrası sabundan kızarmış gözlerle Bizimkiler dizisi ve televizyon karşısında uyuyakalma…

Yine böyle 93’ün soğuk bir Şubat sabahıydı. Google, Wikipedia yok tabi o zamanlar; eve günlük gazete gelir, okumak için sıramı bekler; herkes okuduktan sonra da ele geçirdiğim gazeteyi bir heyecan ilk spor sayfasından başlayarak okurdum. O sabah yine gazeteyi elime aldım. İlk sayfada gözüme ilişen haberle de irkildim. Bizimkiler’in muzur şairi Nazım’ı oynayan aktör Yaman Okay’ın öldüğü yazıyordu gazetenin sürmanşetinde. Ben o gün gazeteyi okumaya spor sayfasından başlayamadım. Aileden gayrı, başkalarının ölümüne üzüntü duyulabileceğini de ilk o gün öğrendim…

Sonra hayat devam etti tabi… E dizi de haliyle. Dizinin senaristleri bize Nazım’ın Almanya’ya gittiğini söylediler. Çocuk aklımızla biz o yalana inandık… Nazım Almanya’dan bir türlü dönmedi. Biz büyüdük, hayat bizi bekliyordu; iyilikler de kötülükler de evin kapısının dışındaydı… Yıllar birbirini kovalayıp, bir yandan “ne olacağım” telaşı takvim yapraklarına düşerken, biz Nazım’ı oynayan Yaman Okay’ın gerçekten kim olduğunu, kısa yaşantısında başka rollerde nasıl başarılı işlere imza attığını öğrenme fırsatı bulduk.

Yaman Okay
Sürü

Tiyatro geçmişinden sonra Yılmaz Güney‘in senaryosunu yazdığı ve Zeki Ökten‘in yönettiği Sürü filminin sara hastası Çoban Abuzer’iydi Yaman Okay… Türk sinemasında toplumsal gerçekçiliğin en can alıcı örneklerinden biri olan Sürü, dönemin değişen koşullarına direnemeyen bir aşiretin çözülme sürecini konu alıyordu. Güney’in folklorik sinemasının Marksist temelli didaktik bir sınıf eleştirisine evrildiği film, 70’lerin karamsar Türkiye panoramasını çarpıcı bir yol hikayesi üzerinden anlatırken filmde Yaman Okay’a yine onun gibi “o güzel atlara binip giden o diğer güzel insanlar” Tuncel Kurtiz (Hamo), Tarık Akan (Şivan) eşlik ediyordu.

“Biz eskiden eşkıyaları dağda bilirdik. Şimdi düzdekiler eşkıyaların piri olmuşlar.”

Hamo (Tuncel Kurtiz), Sürü

Sürü filmindeki başarılı performansından sonra Yaman Okay’ı, Çukurova’da çeltik tarlalarında çok ağır koşullarda çalışan üç arkadaşın hayat mücadelesi üzerinden fakirliği, yozlaşmışlığı, cahilliği ve ilkelliği anlatan bir işçi sınıfı trajedisinde; Bereketli Topraklar Üzerinde filminde Pehlivan Ali rolünde izleyecektik. Türk sinemasında sansüre dair bir utanç abidesi olan film önce cunta tarafından yasaklanıp sonra kimliği bilinmeyen (!) kişiler tarafından çalınıyor ve seyirciyle buluşmak için tam 30 yıl bekledikten sonra 2008 yılında gösterime giriyordu. Orhan Kemal’in ünlü romanından uyarlanan filmdeki Pehlivan Ali rolü Okay’a Altın Portakal’da en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü getiriyordu.

Yaman Okay
Bereketli Topraklar Üzerinde

Türkan Şoray’ın yönetmenliğini yaptığı Yaşar Kemal uyarlaması Yılanı Öldürseler, bir çocuğu kendi elleriyle anne katiline dönüştüren yozlaşmış bir toplum portresi çiziyordu bizlere. Sosyal baskının küçücük bir çocuğun bilinçaltına nasıl işlediğine ve kadına şiddetin geçmişten beri bu toprakların utanılacak bir gerçeği olduğuna tanıklık ediyorduk. Yaman Okay yine filmin güçlü yan karakterlerden biri olarak karşımızdaydı.

Başta Müjde Ar olmak üzere oyuncu kadrosunun harikalar yarattığı, ahlaki yozlaşma, kadına bakış ve değerlerini yitirmiş kayıp topluma dair yakıcı bir fotoğraf olan Atıf Yılmaz yapımı Asiye Nasıl Kurtulur Yeşilcam’ın epik sinema klasiklerindendi de aynı zamanda… Teatral zenginliği, kapsamlı alt metni ve müzikal diliyle sinemamızın bu unutulmaz eserinde Yaman Okay bu sefer Kara Mustafa rolünü üzerine giyiyor; Asiye’nin (Müjde Ar) Kara Mustafa (Yaman Okay) karakterine “yaman adamsın, helal olsun” repliği hafızalarda yer ediyordu.

Asiye Nasıl Kurtulur

Yaman Okay sinema serüvenine Pehlivan, Kurbağalar ve Deli Deli Küpeli ile devam ederken; kısacık ömrüne bir büyük aşkı sığdırıp hayatını senarist, oyuncu ve besteci Meral Okay ile birleştiriyordu. Meral Okay sonraları bu duygulu adamı ve onunla “biz” olabilme hikayelerini şöyle anlatacaktı;

“Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var… Küçük küçük poşetlerle sızmıştı evime. Aşk bir sızma halidir… Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti… Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden “biz” olabilme halidir…”

Meral Okay, Yaman Okay Hakkında

Birçok filmde yan karakter/yardımcı karakter olarak ses getirici performanslar ortaya koyan Yaman Okay, 40m2 Almanya filminde bu sefer başroldeydi. Dursun (Yaman Okay) yeni evlendiği Turna (Özay Fecht) ile bir Anadolu köyünden Almanya’ya göç ediyor; film, göç, ötekileştirme ve kadın olma temalarına yönelik gerçekçi anlatısıyla öne çıkıyordu. Kadına olan sınırlayıcı ve baskıcı bakışın coğrafyadan ziyade bireylerin kafa yapılarıyla ilintili olduğunu klostrofobik bir sinema atmosferi içerisinde gösteren filmin yönetmenliğini ise Tevfik Başer yapıyordu.

Yaman Okay
40m2 Almanya

80’li yıllardan itibaren Türk sinemasında masalsı Yeşilcam melodramları yerlerini ülkenin içinde bulunduğu iktisadi, hukuki ve siyasi süreçleri konu alan filmlere bırakacak, beyazperde bir parça manifesto ve bir propaganda aracı haline gelecekti. Hani “70’lerin, 80’lerin Türkiye’sini anlamak için Kemal Sunal filmlerini izlemek yeterlidir” derler ya; işte Zeki Ökten, 80’lerin değişen ekonomik düzeninde yok edilen orta sınıfı incelikli bir mizahla Yoksul filminde öne çıkarıyor ve film çekildiği dönemin toplumsal-politik durumunun adeta bir fotoğrafı oluyordu. Yoksul, Ökten’in başrollerinde Kemal Sunal’ın olduğu ve birinci filmi Davacı, üçüncü filmi Düttürü Dünya olan Küçük Adam Üçlemesi serisinin ikinci filmiydi.

Dönemin Türkiye’sinde devlet ekonomiden elini ayağını yavaş yavaş çekiyor, Türk lirası devalüe oluyor, ithalat serbestleşiyor ve yabancı sermaye yatırımını teşvik eden serbest pazar ekonomisine geçiliyordu. Ekonomiyi inşaat işinden dönen sıcak para ayakta tutuyor, iç talebi karşılayan küçük işletmeler ise rekabet gücünden yoksun kalıp, batıyorlardı. Devir bankerlerin, parayla para kazanmanın devriydi işte… Emek ucuzlarken, döviz değerleniyor; orta direk yoksullaşırken, zenginin cebi daha da kabarıyordu. Film, Yoksul’un (Kemal Sunal) “Çay yok, b.k iç” repliği ve Yaman Okay’ın çay ocağı işletmecisi tefeci Süleyman Bey rolüyle adeta yeni dönemin sosyo-ekonomik temsilini yaptığı muhteşem oyunculuğuyla belleklere kazınıyordu.

“Devir ekonomi devridir, kör tuttuğunu iyi ediyor. Çok para kazanmak, zengin olmak isteyen, çalmaktan çırpmaktan, önüne geleni kazıklamaktan kaçınmamalıdır. Artık piyasa serbesttir…”

Süleyman Bey (Yaman Okay), Yoksul

Yaman Okay, bağımsız yönetmenlerin gözdesi bir karakter oyuncusuydu… Sinemacılar 90’ların başına doğru direksiyonu toplumsal konulardan yavaş yavaş bireysel portrelere, kahramanların kişiliklerinin derinliklerine doğru kıracak; kurgunun merkezine bu sefer karakter oturacaktı. Yönetmenliğini Tunç Başaran’ın yaptığı Piano Piano Bacaksız, kurgusal açıdan bir dönem filmi olsa da teknik açıdan orjinal bir şekilde dizayn edilmiş karakterleri beyazperdeye yansıtıyordu. Yaman Okay, Hızır tiplemesindeki ustalığıyla bu dingin yaşama tutunma hikayesinin seyir kalitesini birkaç basamak yukarıya taşımayı başarmıştı.

Yaman Okay
Piano Piano Bacaksız

Oynadığı neredeyse tüm karakterlerle hafızalara kazınan usta sanatçı, Benim Sinemalarım‘da Recep rolünde de; Umuda Yolculuk‘un insan kaçakçılığı yapan kötü adamını oynarken de; Tatar Ramazan‘da Koca Mustafa’yı adeta yaşayarak canlandırırken de duyguyu seyirciye geçiriyordu. Abartılı mimikleri, sahte olduğu belli olan rol kesmeleri yoktu. Ses rengi etkiliydi. Salon filmlerinin aranan jönü değildi belki ama yan karakterin, yardımcı oyuncunun filmin çıtasını nerelere çıkarabileceğinin en canlı örneğiydi.

Bu özel adam, filmografisinde olduğu gibi özel yaşantısında da tercihini her daim ötekilerden yana kullandı. Hayata karşı sergilediği duruşla onlarca insana ışık tutan, onurlu ve fedakar bir emekçiydi aynı zamanda. Nice sanatçı halkın sorunlarına destek vermedikleri, “işiten kulak, gören göz” olamadıkları için tarihin akışında iz bırakamayıp silinip gittiler. Yaman Okay bunlardan biri değildi… 42 yıllık kısacık ömründe dimdik yaşadı. Doğru bildiğini söyledi, doğru bildiği yoldan gitti. Şimdi baktığımızda onun kuşağından popüler kültüre, hızlı tüketime kafa tutan kaç kişi sayabiliriz ki? Zaten azdılar, daha da azaldılar…

Kısacık ömrüne anlamlı birçok şey ve küllenmeyen kocaman bir aşk hikayesi sığdıran bu güzel adamı virgülü bol bir yazıyla ancak bu kadar anlatabildim. Noktasını Meral Okay koysun

“Onunla yaşamak bir lunaparkta yaşamak gibiydi. Bir yandan bütün cümbüşü, pırıltısı, eğlencesi ve sürprizleri, öte yandan yüreğinizin ağzınıza geldiği anlarıyla tam bir lunapark gibiydi. Bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana… Biz Yaman’la herhalde bir yerlerde karşılaşırız diye umut ediyorum. Karşılaşmazsak büyük haksızlık!”

Meral Okay

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın