Aralarında Javier Bardem, Tilda Swinton, Brian Cox, Adam McKay, Mike Leigh ve Tatiana Maslany gibi dünya sinemasının dev isimlerinin de bulunduğu 5.000’den fazla film emekçisi, Berlin Film Festivali yönetimine hitaben sert bir açık mektup yayınladı.
İlk olarak Variety’de yer alan ve sektörde büyük yankı uyandıran bu mektup, Berlinale’nin Filistin’de devam eden soykırıma karşı kurumsal sessizliğini bozmasını, Alman devletinin baskıcı politikalarına alet olmamasını ve ifade özgürlüğünü savunan sanatçıları cezalandırmaktan vazgeçmesini talep ediyor.
Mektubun tamamı aşağıda:
Berlinale’ye Açık Mektup — 17 Şubat 2026
Bizler, tamamı geçmişteki ve bugünkü Berlinale katılımcıları olan film çalışanları olarak; sektörümüzdeki kurumların, Filistinlilere karşı sürdürülen korkunç şiddete suç ortağı olmayı reddetmelerini bekliyoruz. Berlinale’nin, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik devam eden soykırımına ve Alman devletinin bu süreçteki kilit rolüne karşı çıkan sanatçıları sansürlemesinden dolayı dehşet içindeyiz. Filistin Film Enstitüsü’nün belirttiği üzere, festival “bir yandan film yapımcılarını denetlerken, diğer yandan Federal Polis ile yürüttükleri soruşturmalarda iş birliği yapma taahhüdünü sürdürmektedir.”
Geçtiğimiz yıl, Berlinale sahnesinden Filistinlilerin yaşamı ve özgürlüğü lehine konuşan film yapımcıları, festivalin kıdemli programcıları tarafından sert bir şekilde azarlandıklarını bildirdiler. Bir yönetmen hakkında polis soruşturması açıldığı rapor edildi ve Berlinale yönetimi, yönetmenin uluslararası hukuk ile dayanışmaya dayanan etkileyici konuşmasının “ayrımcı” olduğunu haksız yere ima etti. Başka bir yönetmenin Film Workers for Palestine’a geçen yılki festivalle ilgili şunları söyledi: “Havada daha önce hiçbir film festivalinde hissetmediğim bir paranoya, korunmama ve zulme uğrama hissi vardı.” Bu kurumsal baskıyı ve Filistin karşıtı ırkçılığı reddederek meslektaşlarımızın yanında duruyoruz.
Berlinale 2026 jüri başkanı Wim Wenders’in, film yapımcılığının “siyasetin zıttı” olduğu yönündeki beyanına şiddetle karşı çıkıyoruz. Birini diğerinden ayıramazsınız. Alman devlet fonlarıyla desteklenen Berlinale’nin, BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü Irene Khan’ın yakın zamanda kınadığı durumu uygulamaya koymasından derin endişe duyuyoruz; Khan, Almanya’nın sert yasaları kötüye kullanarak “Filistin hakları savunuculuğunu kısıtladığını, kamusal katılımı dondurduğunu ve akademi ile sanat alanındaki söylemi daralttığını” belirtmişti. Bu durum aynı zamanda Ai Weiwei’nin yakın zamanda Almanya’yı “1930’larda yaptıklarını yapmakla” (mülakatçısının bunun “aynı faşist dürtü, sadece farklı bir hedef” olduğu önerisine katılarak) tanımladığı şeydir. Tüm bunlar, İsrail güçleri tarafından uluslararası alanda yasaklanmış ABD yapımı termal ve termobarik silahlar kullanılarak “buharlaştırılan” 2.842 Filistinli hakkında korkunç yeni detaylar öğrendiğimiz bir dönemde yaşanıyor. İsrail’in soykırım niyeti, sistematik vahşet suçları ve etnik temizliğine dair bolca kanıt olmasına rağmen, Almanya, Gazze’deki Filistinlileri yok etmek için kullanılan silahları İsrail’e tedarik etmeye devam ediyor.
Uluslararası film dünyasında rüzgar tersine dönüyor. Dünyanın en büyüğü olan Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali (IDFA) ile ABD’deki BlackStar Film Festivali ve Belçika’nın en büyüğü olan Film Fest Gent de dahil olmak üzere birçok uluslararası film festivali, apartheid İsrail’e yönelik kültürel boykotu onayladı. Aralarında Hollywood’un ve uluslararası sinemanın önde gelen isimlerinin de bulunduğu 5.000’den fazla film çalışanı, suç ortağı İsrail film şirketleri ve kurumlarıyla çalışmayı reddettiklerini açıkladı.
Buna rağmen Berlinale, topluluğunun şu taleplerini henüz karşılamadı: Filistinlilerin yaşam, onur ve özgürlük hakkını teyit eden bir bildiri yayınlamak; İsrail’in Filistinlilere yönelik devam eden soykırımını kınamak ve sanatçıların Filistin insan haklarını desteklemek için kısıtlama olmaksızın konuşma haklarını savunmayı taahhüt etmek. Bu, festivalin yapabileceği (ve yapması gereken) en temel şeydir.
Filistin Film Enstitüsü’nün ifade ettiği gibi: “Berlinale’nin Filistin soykırımı karşısındaki kurumsal sessizliği ve film yapımcılarının ifade özgürlüğünü savunma konusundaki isteksizliği bizi dehşete düşürüyor.” Festival geçmişte İran ve Ukrayna’daki halklara yönelik vahşetler hakkında nasıl net açıklamalar yaptıysa, Berlinale’yi ahlaki görevini yerine getirmeye; İsrail’in soykırımına, insanlığa karşı suçlarına ve Filistinlilere yönelik savaş suçlarına karşı olduğunu açıkça beyan etmeye ve İsrail’i eleştirilerden ve hesap verebilirlik çağrılarından koruma rolüne tamamen son vermeye çağırıyoruz.





