Chloe Zhao’nun son zamanlarda büyük yankı uyandıran filmi Hamnet, bir çiftin oğullarının yası üzerine biçimleniyor. Maggie O’Farrell’in romanından uyarlanan film, sinemada yas temsilini sorgulatıyor. Ancak filmdeki yas, seyircinin çiğ duygularını suistimal ederek melodramatik bir hal alıyor. Jessie Buckley ve Paul Mescal, diğer işlerinde parlak oyunculuklar sergileseler de, sığ senaryodan ve kimya yoksunluğundan nasiplerini alıyorlar. Günün sonunda Hamnet, seyirciyi boş bir katarsis yaşatan herhangi bir ödül mevsimi filmi olarak karşımıza çıkıyor.

Yas Bu Hikayenin Neresinde?
Hamnet, Stratford kasabasında yaşayan William Shakespeare’in Agnes Hathaway ile ilişkisi üzerinden şekillenir. Bu ilişkiden doğan üç çocuktan biri olan Hamnet’in hastalık sonucu kaybının Agnes üzerindeki etkisini işler. Film her ne kadar Agnes’in yasına odaklandığını iddia etse de Agnes’in sarsıldığına ikna olmayız. Zira film boyunca Hamnet’in diğer kardeşlerinden ayrılan özelliklerini, ismini filme vermesi haricinde, söylemek güç. Babasının yolundan gidip tiyatroda kılıç sallamak istediğini söylemesinin dışında pek bir motivasyonunun olduğu söylenemez. Agnes’in büyücü pagan stereotipine sıkışıp kalması ağıza kekremsi bir tat bırakıyor. Hamnet’in ölümünün, pagan inancı uyarınca hasta kardeşinin hastalığının transferi gibi, ucuz metafizik nedenlere bağlatması senaryonun cılızlaşmasına neden oluyor. Karakterler sanki tarihi referans ve ilişki ağlarına göre konulmuşlar fakat filmin ana önermesi ve teması gözden kaçırılmış.

O’Farrell ve Zhao, yas kavramını oldukça spekülatif ve seyirciyi suistimal edici bir yerden inşa ettiklerini söylemek mümkün. Film haliyle seyirciyi yas üzerine sorgulamaya davet etmek yerine seyircilerin “peçeteler boyu ağlaması” üzerine şekillenen manipülatif bir söylem içermektedir. Max Richter’in besteleri de filmin manipülatif söylemine destekte bulunmakla beraber filmde Hıristiyanlık alegorileriyle bezenmiş mizansenler; Buckley ve Mescal’ın yakın plan çekimleri yasın içine girmemizi sağlamak yerine yasın içini boşaltmamıza neden oluyor. Shakespeare’in Hamlet’in temsilinde Kral Hamlet’in ruhuyla aslında oğlunun yasını yaşadığını göstermesi zorlama bir Hamlet-Hamnet analojisi yaratmaktadır. Agnes ve seyircilerin Hamlet’i oynayan topluca dokunarak vasat bir Michelangelo tablosunu yeniden canlandırmaları günümüzde tözden ziyade kılıfın, şeklin ön planda oluşunun tezahürüdür. Zhao’nun The Rider ve Nomadland‘daki belgeselvari pastoral sinema dili yerine gayet hesaplanmış, plastik pastoral bir yas sinematografisi sunuyor.
Kaydırmalık Yasın Sonucu Olan Bir Film
Film ve roman, Shakespeare’in Hamlet oyununu oğlu Hamnet’in ölümünden etkilenerek yazdığını söyleyen birkaç fikre göre hareket etmektedir. Zira film, şayet açılışını bir sözlük anlamı veya tanımı kullanıyorsa ya filmde ismi bilinmeyen fakat kilit bir unsuru anlatmak ya da filmin içerisinde anlatmak istediğini anlatamayarak kolaya kaçmak için kullanıyordur. Hamnet, ne yazık ki ikincisini tercih etmektedir. Hamlet ve Hamnet’in aynı isim olmaları ve Shakespeare’in meşhur tiradı Hamnet’i düşünerek yazması yahut temsilde Kral Hamlet’in hayaletini oğullarını temsil etmesi oldukça zorlama hamleler olarak filmde belirtmektedir.

Filmin iddiası yası ve hikayeyi dişil bir bakış açısıyla inşa etmek. Ancak film, kadını erkeğin hikaye taşıyıcılığına konumlandırarak Hamlet’in ilham kaynağını Agnes’in evlat yası ve pagan şifacı gücüne dayandırarak ilham perisi mitini yeniden üretmektedir. Böylece dişil bir tarihi yeniden yazımdan ziyade kadının acısını erkeğin eserine feda eden bir klişenin prestijli bir ambalajla sunumlasıdır. Öyle ki, filmin yas üzerine samimiyetsizliği sosyal medyada Hamlet dekoruyla oyuncuların Rihanna şarkısıyla dans ederek filmin pazarlanması yahut film gösterimleri sonrasında Rihanna şarkısıyla seyircilerin dans etmeleri üzerinden okunabilir. Yas, içinde dayanamasak dahi bulunmamız gereken, içinden geçerek hayatımıza devam etmemiz gereken bir olgu mu? Yoksa tıpkı günümüz hedonist sosyal medya tüketimci toplumuna yaraşır şekilde anlık katarsis yaşatan bir şok cihazı işlevi mi görüyor?
Haliyle Hamnet, edebiyat tarihinin gizemlerine inmek ya da bir kadının yasını kadınlıkla ilişkilendirilen normlardan uzak bir şekilde derinlemesine işlemek yerine günümüz tüketimci kaydırma kültüründen nasibini alarak şok etkisi niteliğinde katarsis yaratan bir film. Karakterlerin ilişkiselliğinin inandırıcılıktan uzak olduğu, zorlama mantık köprülerinin ve biçim ile içeriğin temadan beslenmediği film, seyircilerin peçetelerini harcadıkları fakat yas ve dönüşümsellik üzerine düşünmedikleri bir anlatı sunuyor.
