Ana sayfa Televizyon Dizi Eleştirileri Boğazınızda Kalan O Yumrunun Şerefine; Normal People

Boğazınızda Kalan O Yumrunun Şerefine; Normal People

Spotify’dan “Normal People” Soundtrack’ini açmış düşüncelerimi nasıl toparlayacağımı bilemediğim bir şekilde sizlere klavyenin başından sesleniyorum. Bir sürü harf var karşımda fakat anlatımı çok da spoiler içermeden toparlayabilmem bu sefer biraz daha zor gibi. Sebebi ise Normal People; sıradanlığımızın gerçeğini, o boğazda kalan yumrusunu uzun zaman sonra bize hatırlatan bir uyarlama. O sebeple de çok iyi hissettiğiniz bir şeyin zor tarifi ile karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Her şey gözünüzün önünde fakat kelimeler tüm izlediklerinizi tarif edemeyecek kadar şoktalar. Nefesimi tutuyor ve başlıyorum.

BBC ve Hulu iş birliği ile hazırlanan Sally Rooney’in aynı isimli romanından (Türkçe çevirisi de mevcut satın alıp okuyabilirsiniz.) uyarlanan Normal People, ilk saniyesinde sıradan bir lise dizisi gibi başlıyor. Dikkat edin ilk saniyesinde diyorum gerçekten de saniyelerin dakikaya ulaşmasına izin verirseniz öyle olmadığını daha ilk sahnelerde karşınıza çıkarıyor. Dizi boyunca odaklanacağımız karakterlerden ilki Marienne’yi okul koridorlarında yürürken görüyoruz ilk etapta. Çekimler o kadar sıradan bir dizi gibi değil ki yapılan çekimlerle daha ilk anlarda anlıyoruz Marienne’nin sosyal olarak kendi içinde mesafeli bir kadın olduğunu. Günümüz normalinde bir insan olmadığını içerisinde kocaman bir dünya barındırdığını daha o ilk gördüğümüz anda hissediyor ve onun mücadelesinin derinine inmeye başlayacağımızı fark ediyoruz. Uzun bir koridorda gördüğümüz Marienne ile bir yolculuğa çıkacağımız hissiyatıyla devam ediyoruz izlemeye. Tam Marienne’yi kendi içimizde bir yere koymaya çalışırken kesme hareketi ile Connell’i görüyor ve insan formundaki bu adamla birlikte tüm okulun, kasabanın olan biten türlü saçmalıklarla dolu dünyayı da aynı zamanda tanımaya başlayacağımızı biliyoruz.

Normal People
Normal People

Bölümlere Kısa Bakışlar

Pilot bölümümüzde okulun nasıl bir kasabada olduğunu, insanların ne tarz çeşitlilikler gösterdiğini ve hepimizin lisesinde olmasa bile mutlaka komşu bir lisede olan davranış biçimlerini izlemeye koyuluyoruz. Dediğim gibi sıradan bir lise burası aslında. Fakat sıradan olması zaten gerçekçiliğiyle bizi kendine çekiyor. Tam olarak kendimizden, kırgınlıklarımızdan ve tüm beklentilerimizden mutlaka ama mutlaka bir parça bulabiliyorsunuz. İşte bu da zaten sıradan insanın ne kadar özel ve derinlerinde kocaman dünya barındırdığının bu dünyada saçma bir kavram olan sıradanlığa büründürülüp heba edilmesinin, dinlenmemesinin ve anlaşılamamasının en büyük kanıtı.

Ardından herkese yargı dağıtan acımasız, ama ileride aslında hiçbir yere gelemeyecek ve neyi neden yaptığını bir kere bile sorgulamamış insanların çevresinde Connell’i görüyoruz. Connell onların arasında o kadar sırıtıyor ve aslında o kadar orada değil ki. Bunu o an anlayabiliyor fakat nedenini sorgulamaya başlıyorsunuz. Neden orada? Neden onlarla? Marienne ise ailesinde kuramadığını, kendi olamadığı tüm anlar için agresif, suratsız, onunla dalga geçenlere üstün zekasıyla anında cevabı yapıştıran ve bu durum sebebiyle de eline kitabını alıp okulun bir köşesinde dışlanan bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Dışlanan mı yoksa dışlanmayı seçen mi o ise başladığımız yolculuğun sorularından sadece birisi.

Normal People
Normal People

Connell’in okulda Marienne göre popüler bir yanı var sevilen tanınan okul takımında oynayan ve çevresinde kızların olduğu bir adam. Bunlara bir şekilde uyum sağlıyor fakat o kadar da istekli olmadığı böyle havada asılı kaldığı da çok bariz. Connell’in annesi Marienne’lerin yaşadığı evde temizlikçi olarak çalışıyor ve okul dışında da Marienne ile bir şekilde 1-2 cümle kurabilecek konuma geliyorlar. Marienne bir gün Connell’den hoşlandığını söylüyor. Ertesi gün annesini almak için Marienne’nin evine gittiğinde ona ondan hoşlanmasının ne demek olduğunu sorduğunda işte hikayemiz boğazımızda bir yumru bırakacak anlara doğru evrilmeye başlıyor. Çok fazla spoiler vermek istemiyorum. Normal People incelemesini yapma amacım hislerimi sizlere ve belki de kendime ne kadar iyi anlatabilirsem diziyi izleme ve kendinizle ilgili bir yolculuğa çıkma motivasyonuna daha çok sahip olabilme ihtimaliniz. Connell ile Marienne’nin arasında ‘bir şey – bir bağ – gerçek – iletişim’ adını her ne şekilde hissederseniz ve adlandırırsanız başlıyor.

Aralarındaki diyalogların hepsini buraya teker teker yazmak isterdim ama ikisini de özetleyecek alıntılar uygun olacaktır. Connell hangi okula gideceğini üniversitede ne okuyacağını bilemeyen bir adam ve Marienne’de nerede ne okuyacağını bilen bunun için görece disiplinli bir şekilde çalışan bir kadın. Çünkü liseden bir an önce kurtuluo üniversitedeki insanlarla tanışıp artık kendi olmak ve sosyal olabilmek istiyor. Hayata sıfırdan başlamak. Bu sırada aralarında geçen bir sohbette Connell’a İngilizce okumasını notlarının iyi olduğunu ve çok güzel yazıyor olduğundan bahsediyor. Connell ise kendisini çok daha iyi anlamaya başlayacağımız o cümlesiyle karşılık veriyor “Sen düşüncelerinin farkındasın Marienne. Benim için durum öyle değil. Aslında bu konuda sıkıntılar yaşıyorum. Bir anı gözden geçirip o an ne hissettiğimi bildiğimi anlıyorum. Fakat o an olurken hiçbir fikrim olmuyor.”

Normal People
Normal People

İkili arasında kendilerine has bir açık sözlülükle kurdukları bir iletişim söz konusu. Hem kendilerini hem de karşısındakini sorgulayan bir yapıya sahipler. Fakat tüm bu açıklıkları bir tek ikisi olduklarında yaşayabiliyorlar. Çünkü Connell görece popüler olan çevresinden aralarında yaşadıkları ilişkiyi saklıyor. Bana kalırsa saklamıyor sadece söyleyemiyor. Fikrini söyleyemediği fikri olduğu hissini bildiği ama dile getiremeyecek bir adam olduğu için. Onun da içsel savaşı bu aslında. Çoğu zaman olması gereken zamanda olması gereken şekilde davranmasını bilmesine rağmen eyleme geçiremediği için kaybediyor elindekileri de zamanla.

Bunun tersine Marienne’de kendisi olmayı çok istediği için, ilişkilerinin daha ikinci görüşmesinde “Artık kıyafetlerimizi çıkarabilir miyiz?, ne zaman sana geliyorum?” diyebilecek kadar ve bunu küçücük bir çocuk saflığında söyleyebilecek kadar kendi içerisinde bir patlama ve heyecan halinde. Onu kıskanıyor ve ona olan bağı, kendisiyle olan bağı anlamına da geldiği için paranoyaklaşmaya, ‘çevrende zaten birçok kız var’ demelere başlıyor. Buna uzaktan baktığınızda ne kadar saçma diyeceksiniz fakat o aslında kendi olabildiği, açık olabildiği, yaşadığını hissedebildiği adamı kaybetmemeye çalışırken bundan korkarken, kendisini de kaybetmekten ve hatırladığı, tecrübe ettiği o Marienne’yi de kaybetmek istemediği için böyle davranıyor. Kısaca Marienne kırdığında kendisi de kırılıyor olan biten her şeye.

Normal People
Normal People

Çekimleriyle, müzikleriyle, karakterlerin muhteşem oyunculuğu ve aralarında gerçekten gözlerimizle somut bir şeymişçesine görebildiğimiz o enerjileriyle ilk bölümü açmanızla son bölüme gelmeniz arasında hiç ama hiç ara olmuyor. Böyle böyle başladığımız hikaye ikilinin aralarında tarif edilemez, tarif edilmesine de gerek kalmayacak; sadece ikisinin bildiği bir bağ haline dönüşüyor. Ve tüm yaşanmamışlıkları, beraber yaşadıkları o anlar hüzünle örterek sıradan bir insanın en derin yolculuğunu bizlere aktarıyor. 12 bölüm olan bu dizi tamamen lisede geçen bir dizi değil zamanda geçişler söz konusu kitabı henüz okumadığım için orada da öyledir belki fakat beklediğinizden çok daha enteresan ve özel zamanlara yolculuk yapacağınızı söyleyebilirim. Neden mi? İnsanların mucize dediği o aşk hikayesi günümüzde sanıldığı gibi değil. Mucize diyorlar çünkü ruh ikizimi buldum, ömür boyu mutlu mesut yaşayacağım diyorlar. Fakat benim fikrimce oradaki mucize kavramı birbirini gerçekten anlayan iki insanın bu anlam yüklerini sırtlarında birbirlerine karşı taşıyacak bir bağ edinmeleri. Bu onları musmutlu yapmak zorunda değil.

Birini anlamak, kendini de anlamlandırmaktır ve bu yük her zaman güler bir yüz sunmaz insana. Aksine daha ağırdır ve iki kişinin bunu karşılıklı bir bağ ile sürdürmesi mucizenin ta kendisidir. Ve bu mucizede ille de o kişiyle hayatınızın sonuna kadar yaşamanız gerekmez. O kadar basit ve dünyevi değildir çünkü bu bağ. Bir şekilde yaşanmışlıkları kabul edip, kendi dilinizce iletişim kurmanızdır tüm geçmişinizle. Ayrılmalar, barışmalar, birbirlerinden farklı insanlarla birlikte olmalar, tekrar birleşmeler bunların hepsi dünyevi bir ortama sahiptir ve insan karşısında anlayabildiği birini ve anlaşıldığı birini görünce bazen dünyevi olduğunu o kadar çok unutur ki elinde bulunan anı yönetemeyebilir. Yönetemedikçe de stabil dünyevi bir insan olma eğilimi göstererek bizim hata, pişmanlık veya ‘neden’ dediğimiz davranış biçimlerini sergiler. İşte Connell Marienne ikilisinin hikayesi de tam burada boğazımızda bir yumru bırakmak üzere bize 12 bölümlük bir hatıra bırakmıştır.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın