18. Filmekimi’nde Yer Alan Tüm Filmler!

Yazan: Gaye Taşkan

Cadı Üçlemesi 13+ / Witch Trilogy 13+

İlk uzun metrajlı filmi Kaygı ile tanıdığımız Ceylan Özgün Özçelik’in “Cadı Üçlemesi”nin ilk halkası olan 13+, İstanbul prömiyerini Filmekimi’nde yapıyor. Korku dram türündeki kısa film 13+ ilk gösterimini Sitges Fantastik Film Festivali’nde yaptı. Dünyanın dört bir yanında, dans eden tüm cadılara ithaf edilen üçlemenin gelecekte çekilecek diğer filmleriyse orta metrajlı deneysel/belgesel 15+ ve uzun metrajlı fantastik kara komedi 18+.

The Staggering Girl / Çarpıcı Kız

Büyük sansasyon yaratan Call Me By Your Name ve ardından Suspiria ile Filmekimi’nde yer alan Luca Guadagnino’nun Cannes’da dünya prömiyerini yapan bu en yeni filmi, Julianne Moore ve Mia Goth’tan Alba Rochrwacher’e müthiş bir oyuncu kadrosunu bir araya getiren bir kısa film. Görselliğiyle özellikle dikkat çeken filmin esin kaynağı Valentino tasarımı giysiler; Guadagnino da filmin yapımı sırasında House Valentino’nun yaratıcı direktörü Pierpaolo Piccioli’yle işbirliği yaptı. Çağrışımlar ve anılardan yararlanan film bir anneyle kızının ilişkisini Roma’yla New York ve geçmişle günümüz arasında gidip gelerek inceliyor.

La Belle Epoque / Yeni Baştan

Zamanda geriye dönebilsek keşke ve ilk aşkımızla yeniden birlikte olsak. Filmin altmışlı yaşlarını geçen başkarakteri Victor, işte böyle bir fırsata denk geliyor. Özel bir firmanın desteğiyle hayatının en anlamlı dönemine, 40 yıl öncesine, hayatının aşkıyla tanıştığı günlere geri dönüyor. Tabii profesyonel bir oyuncu, makyaj, tarihçi ve set ekibinin yardımıyla. Bu tatlı romantik komedi Fransız oyuncu, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve komedyen Nicolas Bedos’nun ikinci filmi. Cannes Film Festivali’nin bu gizli yıldızı, hem eğlenceli hem düşündürücü hem de duygu dolu. Filmin başrollerini Daniel Auteuil, Guillaume Canet, Fanny Ardant, Doria Tillier paylaşıyor.

Iris: A Space Opera by Justice / IRIS: Justice’ten Bir Uzay Operası

Uzay operalarından esinlenen bir canlı konser! İlk gösterimini SXSW Film Festivali’nde yapan Iris, bugüne kadar gerçekleştirilen en muhteşem elektronik müzik konseri olarak tanımlanıyor. Fransız elektronik müzik ikilisi Justice, 2017-2018 “Woman Worldwide” dünya turnelerinin ardından konser kayıtlarını üzerlerinden geçerek aynı adlı bir albüme dönüştürmüştü. Iris, bu şarkıların “boş ve görünmez bir mekânda” olağanüstü bir prodüksiyon kalitesi ve göz alıcı efektlerle yeniden icralarını sinema perdesine taşıyor. Iris, 29 Ağustos’tan bu yana dünyanın farklı şehirlerinde gösteriliyor. Iris’ten hemen önce kamera arkası görüntülerinin yer aldığı kısa bir belgesel gösterilecek.

Roger Waters: Us+Them

Pink Floyd’un kurucularından, grubun söz yazarı ve yaratıcı gücü Roger Waters, nefes kesici bir ses tasarımıyla göz alıcı bir görsel şöleni bir araya getiren, kaçırılmaması gereken bir sinema etkinliğine imza attı. Waters’ın toplam iki milyon kişiye ulaşan “Us+Them” başlıklı 2017-2018 Avrupa turnesi sırasında Amsterdam’da çekilen filmde, Pink Floyd albümlerinden (The Dark Side of the Moon, The Wall, Animals, Wish You Were Here) ve son albümü Is This The Life We Really Want?’tan parçaların canlı performansları yer alıyor. Waters bu filmde de Roger Waters The Wall filminde birlikte çalıştığı çok yönlü yönetmen Sean Evans’la işbirliği yaparak müzik, insan hakları, özgürlük ve sevgi mesajını kitlelere iletiyor.

Marianne & Leonard: Words of Love / Marianne & Leonard: Aşk Sözleri

Benzersiz, şarkılara konu olan, ebedi bir aşk… Efsanevi müzisyen Leonard Cohen’in bir dönem sevgilisi, her daim esin perisi, “So Long, Marianne” şarkısına adını veren Marianne Ihlen ile birlikteliği yaklaşık 6 yıl sürse de bir ömre yayılmıştı. 1960’ta Ege’deki Hydra adasında sanatçılar, müzisyenler, yazarların da olduğu bohem bir toplulukta tanışan Leonard ile Marianne, “altın tozuna bulanmıştık” dedikleri o günlerin ardından yollarını ayırmış, 2016’da 4 ay arayla hayatlarını kaybetmişti. İlk gösterimini Sundance’te yapan film çok özel, gün yüzü görmemiş fotoğraf, video ve röportajlar aracılığıyla bu trajik aşkın dönüm noktalarını Cohen’in kariyeriyle birlikte ele alıyor. Yönetmen Nick Broomfield’i The Leader The Driver, Aileen Wurnos, Kurt And Courtney, Biggie and Tupac filmleriyle tanıyoruz.

Miles Davis: Birth of the Cool

Bir vizyoner, kategorileri yıkıp geçen bir müzik kâşifi, cool kavramının vücuda gelmiş hali: Miles Davis. ABD’de ayrımcılık döneminde her şeye rağmen yükselerek hayalini gerçekleştiren ve yeni bir müzikal ifade türünün doğuşuna imza atan Miles Davis, deney yapmaktan hiç çekinmeden cazın renklerini ve lirik ifade biçimini hep genişleten eşsiz bir modern Amerikan sanatçısıydı. Efsane müzisyenin kendi biyografisinden yola çıkan ve adını albümünden alan bu belgesel, Davis’in Quincy Jones gibi dostlarıyla ve tarihçilerle yapılmış röportajlar ve daha önce görülmemiş video kayıtlarını da içeriyor, sanatçının aşklarından bağımlılıklarına, yaratıcılığından özgüven eksikliğine eksiksiz bir portresini çiziyor.

The Laundromat

THE LAUNDROMAT

The Laundromat, Çin, Meksika, Afrika ve Karayipler’de Mossack Fonseca’nın üst düzey patronlarına ait sırları ortaya çıkaran gazetecilerin hikâyesini konu alıyor. Yönetmenliğini Oscar Ödüllü Steven Soderbergh’in üstlendiği filmin senaryosu, Scott Z. Burns (The Informant!, The Report) tarafından kaleme alındı. Film Pulitzer ödüllü araştırmacı gazeteci Jake Bernstein’ın Secrecy World adlı kitabından uyarlandı. Filmin oyuncu kadrosunda Meryl Streep, Gary Oldman ve Antonio Banderas yer alıyor.

Jojo Rabbit / Tavşan Jojo

Thor: Ragnarok gibi mizah dolu aksiyon filmlerinin ustası genç yönetmen Taika Waititi’nin son filmi, çarpıcı yıldız kadrosuyla göz kamaştırdı, tuhaf hikâyesiyle ilgi çektiği kadar tepki de çekti. Dünya prömiyerini henüz tamamlanan Toronto Film Festivali’nde yapan Tavşan Jojo, İkinci Dünya Savaşı’nda, Nazi iktidarındaki Almanya’da geçiyor. Filmin kahramanı Jojo, tek arkadaşı hayali bir Hitler olan küçük bir çocuk. Jojo annesinin tavan arasında bir Yahudi’yi sakladığını öğrenince kendi üstün ırkçılığıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Filmin en güzel yanlarından biri de Waititi’nin bu hayali Hitler’i canlandırması.

Saturday Fiction / Tehlikeli Oyun

Benzersiz yıldız Gong Li, Lou Ye, son filmi Tehlikeli Oyun’da kendi hayatına yakın bir şekilde, çok ünlü, Çinli bir oyuncuyu canlandırıyor. 1941 yılında, Jean Yu, Japon işgali altındaki Şangay’a döner. Amacı eski âşığının sahneye koyduğu bir oyunda rol almak gibi görünse de aslında Müttefikler’e bilgi sızdıran bir çifte ajandır. Yaz Sarayı, Bahar Sarhoşu ve Gizem filmlerini festivalde izlediğimiz Lou Ye’nin Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan son yapıtı, yönetmenin kendi çocukluk anılarından esinlendiği, siyah-beyaz çekimleriyle dramatik etkisini iyice artıran, her anı olasılıklarla dolu bir casus-gerilim filmi.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın