18. Filmekimi’nde Yer Alan Tüm Filmler!

Yazan: Gaye Taşkan

First Love / İlk Aşk

Sinemanın en aşırı, en ele avuca sığmaz, tartışmalı yaratıcılarından Takashi Miike’nin Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterilen son filmi yönetmenin 90. yapıtı. İzleyiciyi şaşırtacak ve sarsacak sürprizleri filmlerinden esirgemeyen Miike manga, samuray, korku ve canavar filmlerinden bu kez aksiyon-macera-yakuza diyarına geçiş yapıyor. Tek bir gece boyunca Tokyo’da geçen İlk Aşk’ta, beyin tümörü teşhisi konan bahtsız bir boksör, masum bir telekıza âşık olur. Ama kötü adamlar tabii ki peşlerini bırakmaz. Mafya ve kara film öğeleri, şiddet, romantizm ve komik sekanslarla dolu bu amansız “ucuz roman” akıl almaz cinayetler, hayaletler, animasyon bölümlerle çok hareketli, çok eğlenceli ve çok kanlı.

The Wild Goose Lake / Güney İstasyonunda Randevu

Cannes’da ana yarışmada yer alan tek Çin filmi neonlar, parlak renkler ve hep koruduğu gizemiyle öne çıkan çarpıcı bir polisiye. “Heyecan verici, şiirsel ve ışıl ışıl, Çin usulü bir kara film” sözleriyle övülen Güney İstasyonunda Randevu, peşine hem rakip çeteler hem de polisin düştüğü bir gangsterin kaçış hikâyesini düşmeyen bir tempoyla anlatıyor. Yönetmen Diao Yinan’ın “görsel tarzı dramatik gerilimle birleştiren bir anti-ütopya” olarak tarif ettiği Güney İstasyonunda Randevu, çizgi romanları anımsatan görsel dünyası ve kovalamaca sahneleriyle öne çıkıyor. Karanlık suç filmleri ve distopya öykülerinden esinlenen yönetmen Diao Yinan’ın İnce Buz, Kara Kömür filmi 2014’te Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanmıştı.

Frankie

Portekiz’in şatolarla dolu kasabası Sintra’da, tek bir günde geçen bu aile dramına adını veren Frankie, ya da gerçek adıyla Françoise, dünyaca ünlü bir oyuncudur. Frankie, çok önemli bir şey açıklayacağını söyleyerek ailesini ve arkadaşlarını ormanlar içindeki bu masalsı kasabaya çağırır. Yaz gecesi ilerlerken eşler, eski eşler, çocukları ve arkadaşları arasındaki gizli ve açık sırlar, arzular, ilişkiler, mesafeler ve pişmanlıklar ortaya çıkar. Cannes’da ilk gösterimini yapan Frankie, daha önce izlediğimiz Keep the Lights On / Işık Açık Kalsın ve Little Men / Küçük Adamlar filmlerinin yönetmeni Ira Sachs’in yeni filmi. Frankie’yi canlandıran ve en son Greta’da izlediğimiz Isabelle Huppert’e Brendan Gleeson’dan Jérémie Renier’ye ünlü oyuncular eşlik ediyor.

Nina Wu

Tayvanlı bağımsız sinemacı Midi Z, kara film estetiğini gözalıcı bir sinematografiyle birleştiren son filminde sinema sektöründe kadınların karşılaştığı zorlukları genç bir oyuncu üzerinden ele alıyor. Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde ilk gösterimi yapılan filmin senaryosunu ana karakter Nina Wu’yu da canlandıran Ke-Xi Wu, yönetmen Midi Z ile birlikte Hollywood’dan çıkan #MeToo hareketinden esinlenip kendi sarsıcı deneyimlerine dayanarak yazdı. Yıllarca küçük roller üstlendikten sonra sinemada ilk büyük çıkışını gerçekleştirmeye çalışan Nina Wu, sonunda başrolü 1960’larda geçen bir casus filminde bulur. Çekimlerin zorluğu, filmin cinsiyetçi yaklaşımı bir yana, yönetmenin psikolojik baskısı aile sorunlarıyla birleşince Nina Wu’nun ruh sağlığı kötülemeye başlar.

Zombi Child / Zombi Çocuk

Öldükten sonra dirilerek geri dönen Haitili köle Clairvius Narcisse’in “gerçek hikâyesinden” esinlenen Zombi Child, 1962’de Haiti’de tarlalarda başlıyor, 55 yıl sonra Paris’te prestijli bir yatılı okulda devam ediyor. Saint Laurent ve Nocturama filmlerinden tanıdığımız yönetmen Bertrand Bonello, George Romero’nun zombilerinden çok farklı bir cinsi konu ettiği yeni filmini Fransız Yeni Dalgası’nın ilkelerini gözeterek çekti. Sömürgeciliğin acı dolu mirasını ve ırkçılığın hâlâ silinmeyen izlerini hem korku öğeleri hem de Rihanna şarkıları içeren sıradışı senaryosuyla sorgulayan Zombi Child bir yandan da aile sırları, doğaüstü, kültür, geçmiş, elitizm, kolektif hayal gücü ile tarih bilinci olgularına da değiniyor. Zombi Child ilk gösterimini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı.

Dogs Don’t Wear Pants / Köpekler Pantolon Giymez

BDSM dünyasına girerek yasını hafifletmek… Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü Bölümü’nde yapan Dogs Don’t Wear Pants, eşi gözlerinin önünde boğularak hayatını kaybeden Juha’yı izliyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen kendini hiç tam anlamıyla toparlayamayan Juha’nın hayatı, tesadüfen “emrine girdiği” sahibe Mona’yla tanışınca tamamen değişiyor. Fiziksel acının kederi aştığı anları kimi zaman gayet mizahi bir yolla konu alan Dogs Dont Wear Pants, bir yandan siyah lateks kıyafetli fetiş/BDSM dünyasını keşfederken bir yandan da bu dünyanın sıradan insanlarının cinsellik dışındaki ruh hallerine göz atıyor. “Filmimde Billy Wilder’dan bir parça vardır umarım” diyen yönetmen Jukka-Pekka Valkeapää’yı festivalde de gösterilen Muukalainen / Ziyaretçi filmiyle tanıyoruz.

Roubaix, une lumiére / Oh Mercy / Suç Mahalli

Merkezine bir cinayet soruşturmasını yerleştiren bu ilginç polisiye, cinayetin zanlıları olan iki kadını, biri deneyimli biri çaylak iki polisin gözünden izliyor. Sürecin tüm aşamalarını ayrıntılarıyla gözlemleyen film, Fransız toplumunun bir manzarasını çok farklı bir noktadan bakarak çiziyor. Usta yönetmen Arnaud Desplechin’in belgeselci Mosco Boucault’nun 2008 yapımı filmi Roubaix, Merkez Karakol’dan esinlenen yeni filmi, ilk gösterimini Altın Palmiye için yarıştığı Cannes Film Festivali’nde yaptı. Filmin geçtiği Desplechin’in memleketi Roubaix, Belçika sınırında yer alan, suç oranının hayli yüksek olduğu bir işçi kasabası.

Deerskin / Le daim / Deri Ceket

Lastik’ten Yanlış ve Karakol’a komedi filmlerinde gerçekliğin sınırlarını zorlayan Quentin Dupieux, kadrosuna Fransız sinemasının parlak isimlerini de eklediği yeni filminin ilk gösterimini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılışında yaptı. Filmin tuhaf anti kahramanı, deri ceketini üzerinden hiç çıkarmayan, gayet dengesiz, takıntılı, psikopat Georges. Yeni aldığı ve kendisiyle konuşan deri ceketinin dünyada tek kalmasını isteyen Georges, kolayca deliliğin pençesine teslim oluyor. Sinsi bir kara komedi gibi başlayan Deri Ceket, Georges ve sinema kurgucusu Denise’in el kameralarının da katkısıyla absürt bir snuff cinayet filmine dönüşüyor. Georges’u canlandıran Jean Dujardin’e Adele Haenel eşlik ediyor. Dupieux’dan alıştığımız üzere, Deri Ceket acayip karakterlerin ve olmayacak durumların cirit attığı, tahmin edilebilirlikten son derece uzak, yaratıcı bir şaka.

Diego Maradona

Senna ve Amy ile övgü toplayan Asif Kapadia’nın yeni filmi Diego Maradona, 10 numaralı formanın daimi sahibi, efsane futbolcu Diego Armando Maradona’nın yaşamını anlatıyor. Film, doğduğu Arjantin’deki gecekondu mahallesinden dünyanın tepesindeki altın tahtına rakipsiz bir süperstarı 1980’lerden başlayıp özellikle Napoli takımındaki yıllarına odaklanarak ele alıyor. Diego Maradona, uyuşturucu bağımlılığından saha dışındaki türlü skandallarına medyanın gözünden hiç kaçamayan, şöhreti omuzlayamayan, ama her düştüğünde yeniden ayağa kalkan, mücadeleci bir ikonu tarafsızca gözler önüne seriyor. Arjantinli efsane sporcunun da onay verdiği, daha önce hiç görülmemiş 500 saati aşkın görüntüsünden kurgulanan film, ilk gösterimini Cannes’da yaptı.

Fête de famille / Happy Birthday / Mutlu Yıllar

“Bugün benim doğum günüm ve sadece neşeli şeyler konuşursak sevinirim.” Catherine Deneuve’ün canlandırdığı Andréa, bu mutlu gün vesilesiyle bahçe içindeki evlerinde tüm aile bir araya gelince tek arzusunu işte böyle dile getirir. Oysaki üç yıldır hiç haberini almadığı kızı Claire’in birdenbire ortaya çıkıp sakin ve huzurlu kutlamayla dingin aile dinamiklerini alt üst edeceğinden hiç haberi yoktur. Yönetmen ve ortak senarist Cédric Kahn’ın aynı zamanda kameranın önüne de geçerek başrollerden birini üstlendiği Happy Birthday kahkahalar, gözyaşları, tartışmalar, ortaya saçılan aile sırları, sevgi dolu yakınlaşmalarla bir ailenin 24 saatlik bir portresini çiziyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın