38. İstanbul Film Festivali’nde Yer Alan Tüm Filmler!

Yazan: Ayşe Ebru

MAYINLI BÖLGE

Tarzı, yaklaşımı, tekniği ya da anlatımı farklı, alışılmadık, öncü, bazen zorlayıcı, sivri, bazen deneysel filmlerden oluşan bu bölüm özellikle keşifçi sinefillere sesleniyor. Sinemanın aykırı ruhları Mayınlı Bölge’de dolaşıyor.

Sevme Beni / Love Me Not – Alexandros Avranas

Festival seyircilerinin Şiddet Güzeli’nden tanıdığı Alexandros Avranas, bir kez daha maddi ve manevi çöküntü içindeki Yunan toplumuna odaklanıyor. Toplumsal dramdan gerilime, oradan da korku filmine evrilerek türler arası bir gezinti yapan Sevme Beni gerçek olaylardan esinleniyor. Rahatsız edici senaryosu ve acımasız toplumsal eleştirisiyle seyircileri ahlaki sınırlarını sorgulamaya zorluyor. Çocuk sahibi olmak isteyen bir çift, taşıyıcı anne olması için genç bir göçmen kızla anlaşır. Çiftin villasına taşınıp onlarla yaşamaya başlayan kız bir yandan bu yeni hayata alışmaya bir yandan da çifti yakından tanımaya çalışır. İşler yolunda giderken bir kaza her şeyi altüst eder.

San San Üçlemesi / The San Trilogy – Jonah Freeman, Justin Lowe

San San Üçlemesi, fütürist Herman Kahn’ın 1967 tarihli kitabı The Year 2000 / 2000 Yılı’nda San Diego ile San Francisco’nun kıyı bölgelerinin tek bir dev metropol oluşturacak şekilde büyüyeceğini öngörüsünden ortaya çıkıyor. Jonah Freeman ve Justin Lowe, Kahn’ın kitabındaki gerçekçi kurguyu ele alıp bir film üçlemesi yapıyor; Yüzen Zincir, Gölgede Senaryo ve Cıvakent. Üç belirgin bölümden oluşan San San Üçlemesi, bir dizi dekor, çevre düzenlemesi ve resim ile mimari modellemeler aracılığıyla ortaya konan sahte etnografik anlatılara dönüşüyor. San San Üçlemesi, daha önce sanatçı ikilisi Michael Elmgreen ve Ingar Dragset’in küratörlüğünü üstlendiği, “iyi bir komşu” başlıklı 15. İstanbul Bienali kapsamında Galata Rum Okulu’nda sergilenmişti.

Tatil / Holiday – Isabella Eklöf

Ulrich Seidl’ın atmosfer ve mizansenlerinden açıkça esinlenen Isabella Eklöf’ün bu ilk uzun metrajlı filmi, ilk gösterimini yaptığı Sundance’te sert sahneleri, sürprizli senaryosu, tüketici toplumuna getirdiği eleştiri ve huzursuz edici insanlık halleriyle çok konuşuldu. Gamsız Sacha, klan halinde Bodrum’da bir villada tatil yapan Danimarkalı bir uyuşturucu çetesinin reisinin sevgilisidir. Havuz, dondurma, motosiklet derken Hollandalı bir adamla yakınlaşır ve işler tatsızlaşır.

Köpuzlar / Dhogs – Andres Goteira

David Lynch, Michael Haneke, Taxi Driver, Straw Dogs hatta Holy Motors ile karşılaştırılan Köpuzlar, yazgı ve talih kavramları ile oynayan bir korku filmi. İspanya’nın Galiçya eyaletinden gelen Andrés Goteira’nın bu ilk filmi, izleyicinin zihniyle acımasızca uğraşan, duyarsız toplumu eleştirirken, müthiş manzaraları ve benzersiz atmosferiyle etkileyen bir köle-efendi filmi. Filmde, çölün ortasında bir benzinci, ıssız bir otel odası, kurban, suçlu ve tanık arasındaki çizgiler kesişirken insan doğasının en karanlık yerlerinden, en derin dehlizlerinden kaynaklanan feci olaylar meydana geliyor.

9 Parmak / 9 Doigts / 9 Fingers – F.J. Ossang

Sinemanın tavizsiz punk şairi, kült Fransız yönetmen ve müzisyen F.J. Ossang’ın, son filminden tam yedi yıl sonra çektiği 9 Parmak, “coşkulu bir punk ağıtı” olarak tanımlanıyor. Filmin harika görüntü yönetmenliğinin Jean-Pierre Melville ruhuna selam çaktığını iddia edenler de azınlıkta değil. Hayatından kaçmaya başlayan Magloire, kendisine bir servet bağışlayan biriyle karşılaşır. Bir süre sonra peşine düşen bir çete tarafından yakalanan Magloire, kendisini hem rehine hem de suça ortak bir halde bulur. Filmin başrolünü üstlenen Paul Hamy, geçen yıl Altın Lale kazanan Ornitolog filminin de başrolündeydi.

Yamyam / Caniba – Verena Paravel, Lucien Castaing-Taylor

Festival izleyicisinin bir balıkçı teknesini gözlemleyen sıra dışı belgesel Leviathan’dan hatırlayacağı yönetmen ikili Lucien Casting-Taylor ve Verena Paravel, sıra dışılıkta sınırları zorladıkları Yamyam ile tekrar festivalde. İzleyenlerin kendi sıra dışı arzularını sorgulamalarını amaçlayan yönetmenler, Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünde prömiyerini yapan filmlerinde bu kez toplum tarafından dışlanan Issei Sawaga’yı gözlemliyor. 1981’de Sorbonne’da öğrenciyken sınıf arkadaşını öldürüp yiyen Issei Sawaga, akli dengesi yerinde olmadığı gerekçesiyle yargılanmayıp Japonya’ya geri gönderildi. O günden bugüne işlediği korkunç suçun yarattığı sansasyonu çeşitli şekillerde paraya dönüştürerek geçinen Sawaga, halen ileri derece diyabet ve geçirdiği felç sonucu kardeşinin bakımına muhtaç yaşıyor ve ölümünün bir yamyamın elinden olmasını arzuluyor.

Piercing – Nicolas Pesce

Nicolas Pesce’nin, ilk filmi The Eyes Of My Mother / Annemin Gözleri’ni takiben çektiği Piercing, psikopat bir adamın öldürme niyetiyle bir fahişeyi otel odasına çağırmasıyla başlıyor. Ancak adamın planlarını gerçekleştirmesi pek kolay olmuyor, çünkü karşısına kendinden de şeytani planları olan bir kadın çıkıyor. İlk gösterimi Sundance’te yapılan Piercing, cinselliğin psikolojisiyle zalimce oynayan, kara komediden beslenirken sadomazoşizmin de kapılarını açan, Dario Argento ile Brian De Palma esintili kanlı canlı bir korku-gerilim filmi. Piercing, Takashi Miike’nin sertliğiyle meşhur Audition / Ölüm Provası filminin esin kaynağı kitabın da yazarı olan Ryû Murakami’nin romanından uyarlandı.

Sefil Hayat / Lowlife – Ryan Prows

Tarantino’ya saygı duruşu olarak tanımlanan Sefil Hayat, geçtiğimiz yıl tür sineması temalı festivallerin gözdelerinden oldu. Karakterlerin hiçbirisinin alıştığımız anlamda iyi olmadığı bu polisiye hikâye, Meksikalı göçmen kadınları fuhuşa zorlayan ve organ ticareti yapan bir mafya babası, onunla çalışmakta sakınca görmeyen yozlaşmış polisler, beceriksiz küçük suçlular ve uyuşturucu bağımlıları arasında geçiyor. Filmde bir de “El Monstruo” var, bir halk kahramanı olan aşırı güçlü babasının özelliklerini taşıyamadığı için aksine mafya babasının pis işlerine bakan, bir nevi olamamış süper kahraman. Bu sıra dışı karakterleri buluşturansa sürekli sarpa saran bir kaçırma girişimi oluyor. Sefil Hayat, senaryosundaki sürprizler kadar, aşırı şiddet içeren sahneleriyle de seyirciyi şaşırtıyor.

Sus Pus / Silent Mist – Zhang Miaoyan

Uluslararası gösterimlerini Busan ve Rotterdam Film Festivallerinde yapan Sus Pus, gerçek olaylara dayanan ürkütücü bir toplumsal dram. Hırs, güç arzusu ve toplumsal yozlaşmanın çağdaş Çin toplumunu nasıl etkilediğini ülkenin güneyindeki bir sahil kasabasında günlük alışkanlıklar ve sıradan halk üzerinden anlatan Sus Pus, huzur dolu kasabaya bir gece ansızın uğursuz bir sisin basmasıyla başlıyor. Kasabadaki evlerin duvarlarına gölgeler düşerken, ihtiyar bir adam da daracık yollarda dolaşmaya başlıyor, okullu bir kız, bir genç kız ve genç bir çift ise tedirginlikle ne yapacaklarını bilemez halde. Bol ödüllü yönetmen Zhang Miaoyan, bu dördüncü uzun metrajlı filminde vahşi olayları “bireysel özgürlüklere karşı masumların ödediği bedellerin simgesi” olarak tanımlıyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın