38. İstanbul Film Festivali’nde Yer Alan Tüm Filmler!

Yazan: Ayşe Ebru

BELGESEL KUŞAĞI

Siyaset, diplomasi, adalet, ekonomi, sosyoloji ve sanat gibi farklı konuları işleyen bu filmler, toplumsal değişimleri ele alıp gerçeği belgelerken alışılmadık ve çarpıcı tarzlar izliyor.

Çağımız / Young and Alive – Matthieu Bareyre

Young and Alive

Yönetmen Matthieu Bareyre’in Çağımız belgeselinde Paris’te yaşanan terör saldırılarının Fransız gençlerinde yarattığı sarsıntıya odaklanıyor. Gençler, 2015-2017 arasında dehşeti duyuran manşetler hiç durmazken yeni değerler, yeni ideolojiler, bunların yeni yorumları, yeni idealler, devletle yeni bir ilişki, yeni kurallarla karşılaştılar. Yönetmen belgeselinde bu huzursuz gençlerle görüşmelerini bir araya getiriyor; çoğu birbirine zıt duygular ve fikirler, hayaller ve öfke içeren sohbetleri, tarafsız ve hareketli kamerasıyla aktarıyor. Çağımız Locarno Avrupa Sinema Ödüllerinde Genç Jüri Ödülü ve Jüri Özel Ödülü aldı.

Faili Meçhul / Cold Case Hammarskjöld – Mads Brügger

Cold Case Hammarskjöld

Mads Brügger, yalnızca radyo-televizyon-basılı medyada etkin bir araştırmacı gazeteci ve yapımcı değil, her yönünü titizlikle ele aldığı filmleriyle de ününü pekiştirmiş bir belgeselci. 2010’da festivalde Kızıl Mabet belgeseli gösterilen Brügger, son belgeselinde 50 yıl önce kapatılıp bir daha hiç üzerinde durulmamış bir vakanın dosyasını açıyor. Brügger ve dedektif Göran Björkdahl, 1961’de, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold’un uçağının düşmesi sonucu ölümünün ardındaki sır perdesini aralamaya çalışıyor. Derinlere indikçe, Kongo’nun bağımsızlığı için çabalayan Hammarskjold’un bu nedenle suikasta uğradığı düşünülürken uluslararası bir komplonun vahim izleri açığa çıkıyor. Brügger, Faili Meçhul filmiyle Sandance’te En İyi Belgesel Yönetmeni ödülünü aldı.

Diğerlerinin Sessizliği / The Silence of Others – Almudena Carracedo, Robert Bahar

The Silence of Others

Yürütücü yapımcıları arasında Pedro Almodóvar’ın da yer aldığı bu çok ödüllü belgesel, ezber bozan “Arjantin Davası”nı konu alıyor. Francisco Franco 1975’te öldüğünde, İspanya’nın yakın tarihindeki sayısız acı ve insanlık suçuyla dolu diktatörlük dönemi de sona eriyordu. Ancak aynı yıllarda kabul edilen Unutma Anlaşması diktatörlük rejimi mağdurlarının haklarını aramasını da imkânsız hâle getiriyordu. Franco döneminde işkence gören, bebekleri devlet eliyle çalınan ya da yakınları öldürülüp toplu mezarlara gömülen mağdurlar, kendi ülkelerinde açamadıkları davayı Arjantin’de açarak haklarını arıyorlar. Diğerlerinin Sessizliği bu benzersiz mücadeleyi altı yıl boyunca takip ederken, bir toplumun geçmişindeki travmalarla yüzleşerek iyileşme sürecini de belgeliyor.

Hayal-et / Dreamaway – Marouan Omara, Johanna Domke

Dreamaway

Mısır’ın turizm cenneti Şarm El Şeyh bir süredir terör tehdidi yüzünden dibe vurmasına rağmen, Mısırlı gençlerin uğrak yerlerinden biri olmaya devam ediyor. Hayal-et, bu hayaller kentindeki lüks bir otelde çalışan gençleri izliyor. Batı’nın ve oryantalizmin neredeyse tüm klişelerini bir araya getiren bu tatil kompleksinde çalışmak, bu gençleri bir hayali yaşadıkları yanılsamasına hapsediyor. Kurmaca ile belgesel arasında bir yerde duran sinemasal melez yapıtlarıyla yönetmenler Marouan Omara ve Johanna Domke, zekice kurguladıkları Hayal-et’de bu gençleri siyasal bir hassasiyet ve büyülü bir gerçeklikle gözlemliyorlar.

Gorbaçov’la Görüşmek / Meeting Garbochev – Werner Herzog, André Singer

Meeting Garbochev

Belgesel dünyasının en önemli isimlerinden Werner Herzog, Sovyetler Birliği’nin 87 yaşındaki eski başkanı Mihail Gorbaçov’le üç görüşme yaptı. Bu “zirveler”, nükleer silahsızlanmadan Almanya’nın birleşmesine, 20. yüzyılın en önemli bazı olaylarına ışık tuttu. “Mihail Sergeyeviç Gorbaçov’la görüşmek,” diyor Herzog, “büyüleyici ve aydınlatıcı bir deneyim oldu. 20. yüzyılın gidişatını değiştiren, eylemleri dünyamızı dönüştüren bir adamdı o. Ne var ki, Moskova’ya vardığımda, karşımda trajik ve yalnız birini buldum: Sovyetler’in tükenişi ve hayatlarını iyileştireceğini vaat eden perestroyka ile glasnost sözlerini tutmadığı için suçlanan birini.”

İsviçreli Chris / Chris The Swiss – Anja Kofmel

Chris The Swiss

İsviçreli sinemacı Anja Kofmel, belgeselle animasyonu birlikte kullandığı ilk uzun metrajlı filmi İsviçreli Chris’te Yugoslavya iç savaşında öldürülen savaş muhabiri kuzeninin şüpheli ölümünün ardındaki esrar perdesini aralamaya çalışıyor. İlk gösterimini Cannes’da Eleştirmenler Haftası bölümünde yapan İsviçreli Chris, anlatımını şiirsel bir bakışla
çizilmiş, neredeyse gotik, siyah-beyaz, canlandırma sekanslarla vurguluyor. Kofmel, genç erkekleri uzak diyarlardaki savaşın çağrısına katılmayı yönelten sebepleri tarafsız bir güdüyle araştırırken ölüme giden bu gençlere dokunaklı bir ağıt da yakıyor.

Aquarela – Viktor Kossakovsky

Aquarela

Aquarela’nın başkahramanı; İskoçya, Meksika, Rusya, Grönland, Venezuela, Portekiz, ABD ve Atlantik Okyanusu’nda saniyede 96 kare çekilmiş muhteşem görüntülerde aysbergden şelaleye her haliyle filme aktarılan, dünyamızın en özel ve değerli maddesi: Su. “Denizin her gün, her saat, hatta her dakika değiştiğini fark ettim. Hiç sıkılmadım; çünkü su hiç aynı değildi” diyor yönetmen Victor Kossakovsky: “Farklı renkler, farklı hareketler, farklı enerjiler… Öfke, saldırganlık, huzur, asalet, yalnızlık, kıskançlık gibi insani duyguların neredeyse tümünün gelgitlerini suyun doğal merceğinden bakarak deneyimleyebilirsiniz. Aquarela’da suyla etkileşim sayesinde deneyimlenebilecek tüm hisleri filme çekmek istedim; güzel, huzursuz eden, canlandıran, esin veren, yok eden ve insanı mahvedenleri de…”

El Pepe, Yüce Bir Yaşam / El Pepe Supreme Life – Emir Kusturica

El Pepe Supreme Life

Yönetmenliğini Emir Kusturica’nın yaptığı El Pepe, Yüce Bir Yaşam 2010-2015 yılları arasında Uruguay’ın devlet başkanlığını yürütmüş olan, “El Pepe” lakaplı José Mujica hakkında bir belgesel. Film, görevde olduğu yıllarda başkanlık sarayı yerine kendi evinde yaşaması, eski şahsi arabasını kullanmaya devam etmesi, toplantılara terlikle katılması gibi mütevazı duruşuyla tanınan Mujica ile yaptığı sohbetler üzerine kurulu. El Pepe, Yüce Bir Yaşam, bir yandan “dünyanın en yoksul devlet başkanı” olarak bilinen El Pepe’nin gündelik hayatına odaklanırken bir yandan da ilk gençliğinden hapiste geçirdiği yıllara, çeşitli ülkelerde yaptığı siyasal konuşmalardan eşine duyduğu aşka kadar birçok farklı konuya değinerek bir siyasetçinin insani portresini çiziyor. El Pepe, Yüce Bir Yaşam, Venedik’te UNESCO Ödülü aldı.

Putin’in Tanıkları / Putin’s Witnesses – Vitaly Mansky

Putin’s Witnesses

Rusya’nın en tanınmış belgeselcilerinden Vitaly Mansky’nin yönettiği Putin’in Tanıkları, Putin’in nasıl iktidara yerleştiğini, bu makamda neredeyse 20 yıldır nasıl kalabildiğini en yakından, Mansky’nin kendisinin çektiği görüntülerle anlatıyor. Filmde olaylar 1999 yılbaşı gecesi, Boris Yeltsin’in Rusya başkanlığından çekilip yerine Vladimir Putin’in geçmesiyle başlıyor. “Halef Operasyonu”nun gerçek nedenleri ve sonuçlarının belgesele dayalı tanıklıkları bu filmin omurgasını oluşturuyor. Filmin kahramanları ise Mihail Gorbaçov, Boris Yeltsin, Vladimir Putin ve kendi yazgısının sessiz tanığı, Rus halkı.

Santiago, İtalya – Nanni Moretti

Santiago, İtalya

2003’te festivalin Sinema Onur Ödülü’nü alan yönetmen Nanni Moretti, bu kez tarihe dalıyor ve kamerasını, ülkesi İtalya ile Şili’nin tarihlerinin kesiştiği çok özel bir döneme çeviriyor. Santiago, İtalya, 1973 yılında Salvador Allende’ye karşı gerçekleştirilen askeri darbede Santiago’daki İtalyan büyükelçiliğinin nasıl Şilili muhalifler için bir sığınak hâline geldiğini anlatıyor. Pinochet’nin başa geçtiği darbenin ardından muhaliflerin büyük bir kısmı, İtalya’ya siyasi mülteci olarak göç ediyor. Moretti büyükelçilik çalışanları, göçmen muhalifler ve hapisteki darbecilerle yaptığı röportajlara yeniden canlandırma sahnelerin yanı sıra arşiv görüntüleri de katarak darbenin değiştirdiği hayatlara ışık tutuyor.

Yenilgilerimiz / Our Defeats – Jean-Gabriel Périot

Our Defeats

Belgesel, canlandırma, deneysel ve kurmaca arasında çok özel bir yerde duran kısa video yapıtlarıyla tanınan Fransız yönetmen Jean-Gabriel Périot, son filminde “2018’de Fransa’da siyasi kavramlara ve dünyaya bakışımız nasıl?” sorusunu yanıtlamak üzere yola çıkıyor. Yönetmen, 10 Fransız gencini benzeri pek görülmemiş, sinemasal bir oyun-filme dahil ederek siyasette halimizi sorguluyor. Bu gençler 1968 tarihli filmlerden sahneleri yeniden canlandırıyorlar; aralarda da onlarla yapılmış kısa röportajları izliyoruz. Yenilgilerimiz, “Bugünün keşmekeşiyle yüzleşecek kadar kuvvetimiz var mı içimizde?” diye soruyor, bir yandan da film hakkında bir film niteliğini güncel, şiirsel, eleştirel ve siyasal bir ifadeyle kurguluyor.

Banksy’i Çalan Adam / The Man who Stole Banksy – Marco Proserpio

The Man who Stole Banksy

Kendini olağanüstü bir gizemin ardında saklamayı başaran, yapıtları da her zaman tartışmaların odağında bulunan sokak sanatçısı Banksy, 2007’de Filistin’de siyasal içerikli bir dizi duvar resmi çizdi; bir İsrail askerinin eşeğin kimliğini kontrol ettiği duvar resmi de bunlar arasındaydı. Beytüllahimli bir taksi şoförü, kentin yaşlılarını gücendirip kızdıran bu resmi, duvarıyla beraber kesip eBay’de sattı. Anlatıcısı asi rock’çı Iggy Pop olan belgesel, bu ilginç olayla başlıyor. Banksy’i Çalan Adam, kültür çatışması, sanat, çalıntı mal, karaborsa konularına değinirken koleksiyoncular, simsarlar, sokak sanatçılarından da görüşler alıyor; sokak sanatının yaratıcısının, sileninin, protestocusunun, satıcısının ve alıcısının haklarının tartışılmasıyla genişliyor.

Cirkus Rwanda – Michal Varga

Cirkus Rwanda

Prag’ın ve dünyanın tanınmış truplarından Cirk La Putyka’nın yüzü ve öncüsü, mükemmeliyetçi işkolik Ros’ta Novak, Ruandalı bir grup akrobatla ortak bir proje yapmaya karar verdiğinde Ruanda soykırımından kurtulan Elisée Niyonsenga ile temasa geçti ve hayatında ilk defa Ruanda’ya gitti. Yetim çocuklardan oluşan trupuyla Elisée ve Ros’ta, Prag’da ve Ruanda’da provalara başladılar. Önyargıların, kültürlerin, acılı geçmişlerin ve farklı disiplinlerin karşı karşıya geldiği bu deneyim, 2017’de Letni Letna Festivali’nde sahnelenen, modern bir sirk gösterisiyle sonlandı. Çek yönetmen Michal Varga’nın baştan sona izlediği bu ilginç, dokunaklı, hareketli ve renkli süreç, belki de Avrupa ile Afrika arasında sanat aracılığıyla yepyeni köprülerin kurulmasına önayak olacak.

Çalışma (1968-2018) / Don’t Work (1968-2018) – César Vayssié

Don’t Work (1968-2018)

César Vayssié, Paris’te güzel sanatlar öğrenimi gören iki öğrencinin, Elsa Michaud ile Gabriel Gauthier’nin her ânını bir yıl boyunca kaydetti.İki sevgili, Elsa ile Gabriel, akranları gibi, 1968 Mayısı’ndan 50 yıl sonra şiddetin küresel çapta görünür, hareketlerin yetersiz, görsellerin en önemli, dijital endüstrinin zirvede olduğu bir çağın ortasında kaldılar. Elsa ve Gabriel’in bir yıl boyunca çekilen görüntülerine internetten eklenen görüntülerle, yalnızca Avia x Orly’nin müziklerinin konuştuğu bu belgesel-deney-günce, huzursuz bir çağın, fazla hızlı bir dönüşümün aynası.

Monrovia, Indiana – Frederick Wiseman

Monrovia, Indiana

2018’de 37. İstanbul Film Festivali’nde New York Halk Kütüphanesi hakkında çektiği destansı Ex Libris belgeselini seyrettiğimiz usta Frederick Wiseman bu yıl karşımıza Amerikan kırsalına odaklandığı yeni filmi Monrovia, Indiana ile çıkıyor. Wiseman’ın bu kez merceğine 2016’daki son ABD başkanlık seçimlerinde Donald Trump’a %76 oranında oy çıkaran Monrovia kasabasını alıyor. Usta yönetmen nüfusları giderek azalsa da ABD siyasetinde etkisi devam eden küçük kasabaların muhafazakâr sakinlerinin, kentlilerle tam bir tezat oluşturan gündelik rutinlerine, hayata ve olaylara bakış açılarına tarafsız bir gözle yaklaşıyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın