Ana sayfa Sinema Film Listeleri İkinci Dünya Savaşı’nın Küllerinden Doğan Elmas Polonya Sineması ve 15 Polonya Filmi

İkinci Dünya Savaşı’nın Küllerinden Doğan Elmas Polonya Sineması ve 15 Polonya Filmi

Polonya; Almanya ile Rusya’ya komşu olmanın zorluklarını tarih boyunca yaşamış Leh, Alman, Rus ve Yahudi kültürünün iç içe yaşaması nedeniyle çok kültürlü bir yapıya sahip olan günümüz orta Avrupası’nın yükselen değeri. Polonya Film Endüstrisi’nin tarihi de ülkenin kendisi kadar aromalı ve çok yönlüdür. Polonya sinemasını analiz edebilmek için kritik nokta olan İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası olarak değerlendirmek doğru olacaktır.

İkinci Dünya Savaşı Öncesi Erken Evre

Savaş öncesi bu dönemde, Polonya film endüstrisinin en etkili üyelerinden ikisi Kazimierz Prószyński (1875-1945) ve Boleslaw Matuszewski’dir (1856-1943). Kazimierz Prószyński 1894’te, “fotoğrafı hareket ettiren ve ekranda “titremeyi” azaltan bir kamera olan pleografı icat etti. Sinematografın bulunuşu ve başarılı bir sekilde kullanılmaya başlaması ile bu aygıt beklenilen ilgiyi görmemesine rağmen Prószyński, bu kamerayı iki film şeridi işleminden tek şerit işlemine dönüştürerek daha az kullanışsız hale getirerek geliştirmeye devam etmiştir. Polonya’da Lumiére Kardeşler’in sinematografı ilk kez Kraków’da 14 Kasım 1896’da belediye tiyatrosunda (municipal theatre) yapılmıştır.

Boleslaw Matuszewski, bu erken dönemin dikkat çeken fotoğrafçı ve sinemacılarından biridir. Bolesław Matuszewski, birçok tarihsel olayı filme çekmesi ile Polonya erken dönem sinemasında önemli bir yere sahiptir. Tıbbi bir operasyonu çeken ilk sinemacılardan biri olan Boleslaw Matuszewski, filmin korunmasını ve film malzemeleri barındıracak müzelerin inşa edilmesini destekleyen yayınlar hazırlamıştır. Bu erken dönem sinemasının, film dünyasına önemli katkılarından biri de usta bir Polonyalı animatör olan Wladyslaw Starewicz’dir. Starewicz ilk animasyon filmlerinden biri olarak kabul edilen  ‘Kinematograph Cameraman’ın İntikamı’nı (1911) çekmiş ve filmde böcekleri kullanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın, Polonya film endüstrisi üzerinde yıkıcı bir etki yaratmış olmasının nedeni katkıda bulunanların çoğunun Yahudi olması idi. Bu dönemde elleri bağlanmış olan sanatçılar 20’lerin sonlarına doğru sessiz ve sesli Yidiş filmleri üretmeye başladılar. Bu filmler Polonya film endüstrisi için etkili bir yere sahip olmasalar da sektörde önemli bir rol oynadılar. 1930’larda gösterilen ilk sesli filmlerin yapımında Joseph Tykociński-Tykociner tarafından icat edilen optik bir disk üzerinde kayıt yapan ses sistemi kullanılmıştır. Sessizden sesli sinemaya geçiş döneminde Aleksander Ford, Leonard Buczkowski ve Eugeniusz Cękalski gibi isimler yetişmeye başlamıştır. Ancak Polonya sineması bu dönemde yeniliklere yer vermek yerine Büyük klasiklerin uyarlanmasına yönelimştir. 1929’da kurulan küçük bir öğrenciler topluluğu (Start), bu duruma karşı çıkmaya çalıştı ve ileri sürdüğü görüşler, 1935’te Film Yönetmenleri Kooperatifi tarafından benimsenmiştir.

İkinci Dünya Savaşı Sonrası Evre

İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya Sineması yoktu. Naziler, Polonya film endüstrisini de devraldı. İkinci Dünya Savaşı, Polonya sinemasının da yıkımına yol açtı. Leh, Alman, Rus ve Yahudi gibi multi kültürel yapısı olan Polonya bu dönemde ağır kayıplar vermiştir. Modernist sinema adına önemli gelişmelerin yaşandığı bu dönemde İtalyan Yeni Gerçekçilik akımı, bir sinema hareketi olarak önce Avrupa’da daha sonra tüm dünyada modern sinema adına önemli atılımlar yapmıştır. Sovyetler Birliği ve Doğu Bloğu ülkelerinde ise durum biraz daha farklı gelişmiş, sinemalarda Sovyet modeli uygulanmıştır. Savaş sonrası SSCB’yi örnek alan Polonya’da, film endüstrisi millileştirilmiş ve Ulusal Film Dairesi (Film Polski), bu yıkıntılar üzerinde 13 Kasım 1945’te kurulmuştur. Polonya sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Aleksander Ford’un başkanlığında kurulan devlet destekli yapım şirketi Film Polski film endüstrisinin bütün sektörlerinde; prodüksiyon, dağıtım, sinemalar ve eğitimde yer almıştır. Antoni Bodhiewicz Kraków Sinema Enstitüsü’nün (1945-1947) müdürü oldu ve daha sonra bu kurumun yerini Łódź Sinema Okulu müdürü Jerzy Toeplitz aldı.

Avrupa’nın da en iyi sinema okullarından biri kabul edilen Lodz Film Okulu 1947 yılında kurulmuştur. Lodz Sinema Okulu, Sovyetler Birliğinin desteği ve Doğu Almanya’dan alınan teknik donanımla Lodz şehrinde kurulmuştur. Lodz şehri Varşova’nın siyasi ortamından uzak mütevazi bir şehirdir. Bu okuldan yıllar içinde Polonya sinemasının en önemli sinemacıları olan; Andrzej Wajda, Roman Polanski, Jerzy Skolimowski, Krzysztof Kieslowski ve Krzysztof Zanussi gibi dünyaca ünlü yönetmenler yetişmiştir.

Bu okul başlangıçta biri aktörler için diğeri de film yapımcıları için olmak uzere iki bolüm halinde iken daha sonra tek çatıda toplanmıştır. Lodz Film Okulu, Doğu Avrupa’da Komünist kalenin hala yerinde olmasına rağmen alışılmadık bir liberal düşünceyi benimsemişti. Sansürün sıkılaştırılması ve sanatın Sovyet tarafından yönlendirilmesine karşı bir duruş sergilemiştir. Bu, Çekoslovakya’daki bir siyasi aydınlanma dönemi olan Prag Baharı ile çakışmaktadır.

Lodz Sinema Okulu’nda yetişen yönetmenler önce devrim niteliğinde bir hareket olan Polonya Sinema Okulu’nun oluşmuna öncü oldular. 1955-1965 yılları arası, Polonya Film Okulu’nu oluşturan Andrzej Wajda, Andrzej Munk, Jerzy Kawalerowicz ve Wojciech Has bu dönemde ilk filmlerini yaptılar. Polonya Film Okulu yalnızca yerleşik konuları ve estetiği ele almakla kalmadı, ideolojiyle ulusal konuların deneysel bir görsel biçemle birleştiği, kendine özgü formlar da buldu, böylece tutarlı bir birlik “auteur” sinemasına uygun bir anlatım biçimi yarattı. Jerzy Kawalerowicz (Celuloza, 1953-1954; Gece Treni [Pociąg], 1959), Andrzej Wajda (Pokolenie, 1954; Kanał, 1957; Küller ve Elmaslar [Popiół i diament], 1958), Andrzej Munk (Człowiek na torze, 1956; Eroika [Eroica], 1958; Zezowate szczęście, 1960)  bu donemde nemli yapıtlara imza attılar. Yapıtlardan bazılarındaki gerçekçi ve eleştirel tavır sergileyen başarısızlığa mahkûm, ama ulusun kurtulması için gerekli olan bireysel kahramanlık, kendi ulusal topluluğu içinde bir yer bulamayan insanın dramı gibi talar üzerinden yansıtılmıştır.

1968-1989 yılları arasındaki dönemde Polonya’da Demokrasi iktidara geldiğinde bile, modern neslin önde gelen film yapımcılarının çoğunu Lodz Film’den mezun görüyoruz. Yeni dönemin bu önemli yapımcılarından bazıları, sadece Polonya’nın değil, aynı zamanda bu neslin en iyi yapımcılarından sayılıyor. Roman Polanski (d.1933), Krzysztof Kieślowski (1941-1996), Andrzej Wajda (1926) ve Zbigniew Rybczynski (1949), bu seçkin Polonyalı film yapım neslinin üyelerindendir. Bu isimlerin arasında  ‘Bıçak’ (‘Knife in The Water’ ,1962), ‘Tiksinti’ (‘Repulsion’), ‘Rosemary’nin Bebeği’ (‘Rosemary’s Child’, 1968) , ‘Çin Mahallesi’, (‘Chinatown’, 1974) fillerine imza atmış ve dünya çapında ün kazanmış olmasına karşın kendi ülkesinde ve kendi dilinde ürünler ortaya koymamıştır.

70’li yılların diğer önemli yönetmeni ise “Polonya’nın Vicdanı” olarak  bilinen Wajda’dır. ‘Mermer Adam’ ve ‘Demir Adam’ filmleri ile ünlenen Wajda İkinci Dünya Savaşı’nda Polonyalıların durumu temalı filmleri ile Polonya sinemasında ayrıksı ve özel bir yere sahiptir. 1970’lerin sonunda ise Polonya sinemasına damgasına vurmuş olan Ahlaki Kaygı Sineması’nın önderleri (Krzysztof Kieślowski, Agnieszka Holland, Janusz Kijowski) Dayanışma Ruhu’nun gücüyle daha özgür ve ideolojik kısıtlamalardan sıyrılmış bir sinema istediler ancak Aralık 1981’de, liberalleşme hareketi ansızın durdurulunca, Polonya sineması sallantılı bir durumda kalmıştır.

1989’dan itibaren başlayan rejim değişikliği süreci Polonya sinemasında verimli bir dönemin başlangıcı olmuştur. Andrej Wajda 1990’da Korezak ile sinemaya dönmüşünün dışında, Kieslowski’nin Polonya devlet televizyonu için çektiği on bölümlük Dekalog (1989-1990), Skolimowski imzalı ‘Ay Işığı’ (‘Moonlighting’, 1982)  bu dönemin önemli yapımları arasında sayılmaktadır. Polonya sinemasında 90’lı yıllar denildiğinde akla iki isim gelir. Bu iki isim Agnieska Holland ve Kieslowski’dir. Kieslowski sadece ülke sineması için değil dünya sineması için de önemli bir yere sahip olan Üç Renk Üçlemesi (Three Colours, 1993-1994) filmlerini bu dönemde ortaya koymuştur. Agnieska Holland ‘Europa Europa’ (1990), ‘Olivier Olivier’ (1992), ‘Gizli Bahçe’ (‘The Secret Garden’, 1993) gibi filmleri ile adından sıklıkla bahsedilen bir yönetmen haline gelmiştir. Polonya’da bugün ise, eski bir film okulu geleneğinden gelen, siyasi çatışma ve sosyal ayaklanma zorluklarından kurtulmuş yeni fikirler ve yeni yüzler gördüğümüz bir sinema yapısı mevcut.

Yeni yüzyıl ve yeni liberalizmle birlikte, Polonya sinema endüstrisinin sinemaseverlere sunacakları çok şey olacağı inancındayız. Sizler için Polonya sinemasının başlıca yapımları arasından derlediğimiz öne çıkan 15 filmlik listemiz…

Czlowiek Z Marmuru / Mermer Adam (1977)

Ünlü Polonyalı yönetmen Wajda tarafından çekilen Polonya’da sosyalist düzenin inşa edilmeye çalışıldığı dönemde yaşanan bedelleri konu alan sosyalist düzen eleştirisidir demek yanlış olmaz.  Film iki bolüme ayrılarak ilerler; bir araştırmacı sinemacı ekibin yasadığı donemde halk kahramanı olan Birkut’un hikâyesini araştırmaları ile filme konu olan Birkut’un hikâyesi paralel olarak yürümektedir. Sosyalist düzen destekçisi bir duvar ustasının (Birkut) çalıştığı inşaatın bitiş sürecini hızlandırmak adına devlet ve medya desteği ile kahramanlaştırılmasını konu alır. Ve Birkut’un sosyalizm anlayışından nasıl uzaklaştığı adım adım izletilir. Bu filmi izleyenler devam filmi niteliğinde olan ‘Demir Adam’ filmini kaçırmamaları tavsiye edilir.

Człowiek z żelaza / Demir Adam (1980)

‘Mermer Adam’ filminin devam filmi olma niteliği taşıyan 1980 yılında ünlü yönetmen Wajda tarafından çekilmiş filmdir. Gdansk tersanesi isçilerinin grev sureci ile açılış yapan filmin bas kahramanı mermer adamın oğlu Maciek Tomczyk’dir. Fabrikada kaynak ustası olarak çalışan Tomczyk aynı zamanda grev komitesi üyesidir. Bu süreçte ön plana çıkan Tomczyk’le ilgili itibar zedeleyici bir haber yapmakla amacı ile gizli servisler tarafından görevlendirilen radyo editörü Winkel Tomczyk’i tanıyan insanlarla yaptığı görüşmeler sonucunda konuyla ilgili fikirlerini değiştirecektir.

Ida (2013)

Polonyalı yönetmen Pawel Pawlikowski’nin katıldığı birçok festivalden ödülle dönen bu siyah-beyaz ve sabit kamerayla çekmiş olduğu 2013 yapımı filmdir. Ida (Anna), Manastır’da yetişmiş ve yıllardır hazırlığını yaptığı rahibelik yemini etmeye az bir süre kala, Yahudi olan teyzesi ile tanışır. Teyzesi Wanda, Yahudi katliamından sorumlu olan askerler ve Yahudileri ihbar eden insanları yargılayan bir savcıdır. Anna ailesinin Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı esnasında uyguladığı Yahudi katliamından nasıl etkilendiklerini öğrenir ve bu süreç Ida için kendini bulma yolculuğuna dönüşüyor. Filmin kamera/ışık/gölge kullanımı ve kartpostal niteliğindeki görüntüleri ile her karesi adeta sanat eseri değerinde. Özellikle savcı Wanda’nın intihar ettiği sahneyi izlemek çözümlemek son derece zevkli… Film 2013 Gijon En İyi Senaryo, 2013 Londra En İyi Film, 2013 Les Arcs En İyi Film, 2013 Varşova Büyük Ödül, 2013 Toronto Fıprescı Ödülü, 2014 Polonya Film Ödülleri En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Agata Kulesza), En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu odüllerini toplamıştır.

Katyn / Katyn Katliamı (2007)

Konumu nedeni ile Hitler ve Stalin arasında kalan Polonya halkını ve Katyn Katliamı’nı konu alır. 1940 yılında sosyalist düzene karşı olan 22.000 kişinin infaz edildiği Katyn Katliamı’na ait çekilmiş olan tek filmdir. Filmi izlemeden önce katliam hakkında bilgi sahibi değilseniz Wajda’nın gözünden izlemeden önce bu konuda okuma yapmanız naçizane önerimdir. Birçok farklı bakış acısı ile yorumlanan bu katliamı, bu katliamda öldürülen subayları ve geride kalan ailelerinin özellikle de eslerinin tutunmaya çalışmaları konu edilir. Filmin tamamında infaz sahneleri de dahil olmak üzere gerçekliği iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Özellikle son 15 dakikalık bölümü için bile izlenmeye değer.

Krótki Film O Milosci / Aşk Üzerine Kısa Bir Film (1988)

“Sürekli politik yapımlar mı?” dediğinizi duyar gibiyim. İşte romantik drama sevenler! İşte sizler için mükemmel bir Polonya yapımı film…Dar açılar ve karanlık atmosferi, karakter odaklı yakın plan çekimleri, az diyalog ile çok şey anlatan bir filmdir ‘Aşk Üzerine Kısa Bir Film’. Apartmanlara hapsolmuş günümüz insanı birbirine ulaşmak yerine duvarların arasında aşkı nasıl büyütebilir görmek ister misiniz? Tomek’in karşı apartmanda oturan Magda’yı bir teleskop ile izlemesi ve sonrasında ikili arasında gelişen evrelerine birebir tanık oluyoruz film boyunca. Bir erkeğin masum aşkı, bir kadının katı gerçekliği ile bir aşk  nasıl çözüme ulaşabilir ki?

Loving Vincent (2017)

‘Loving Vincent’, yönetmenliğini Dorota Kobiela ve Hugh Welchman’ın birlikte yaptığı 2017 çıkışlı biyografik animasyon filmidir. Yaklaşık 130 sanatçının 65 bin ayrı yağlı boya resmiyle oluşturduğu, dünyanın tamamı yağlı boya tablolardan oluşan ilk filmi ‘Loving Vincent’, yedi senelik kolektif bir sürecin ürünüdür. Sanatçıların üretmiş olduğu ürünlerin yorumlaması yapılırken hep aynı ikilemde kalırız. Bu sanatçının yalnızca içindekilerini veya gördüklerini somut bir veri haline getirme isteği midir? Ya da kendini insanlara veya topluma anlatma biçimi midir? Sürekli üzerine bir şeyler yazılan bu ikilem, konu Vincent Van Gogh olunca benim için tartışmasız bir netlik kazanıyor. Hayatının bir bölümünde para kazanmak adına ürünler de ortaya koymasına karşın, özellikle hastalığının ilerlediği son dönemlerde yalnız ve sevgisiz olan ressam yalnızca kendini ifade edebilmek için üretir…Kendi tabloları üzerinden kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplar ışığında yaşamının bir dönemini kendi gözünden ve satırlarından takip edebilmek mükemmel bir deneyim. Sanatın sanatla bütünleşmesinin gücü kesinlikle kaçırılmamalı…

Na Srebrnym Globie / Gümüş Küre (1989)

1989 yılında yönetmen  Andrzej Żuławski tarafından yönetilen fantastik-bilim kurgu filmidir. ‘Gümüş Küre’, Polonya komünist hükümeti tarafından sansür mağduru olmuş olmasına karşın, filmin ilgi görüp merak uyandırmasının ardından yönetmeni sürgünden dönüp filmin zarar görmüş bölümleri yeni görüntüler ve dış ses anlatımıyla tamamlanmıştır. Sansür nedeni ise insanların diğer gök cisimlerinin kalıcı sömürgeleştirilmelerini ciddiye almaları meselesi idi. Bu engellemelere maruz kalmasa idi belki de metamorfik bilim kurgu klasiklerinin en başında yer alabilirdi. Yeni bir yaşam alanı düşleyen bir grup astronotun dünyayı terkediş hikayesini anlatıyor. Yönetmenin yapmış olduğu, hem teknik hem de tematik olarak benzeri görülmemiş bir uzay tanımlamasıydı. Filmi dijital destekli görsellerden oluşan tasarlanmış bir galakside algısı yaratmak yerine, çok uzak olmayan bir gelecekte ayda kurgulamıştı.

Nóż W Wodzie / Sudaki Bıçak (1962)

Polonyalı bir çift yolda karşılaştıkları genç bir otostopçuyu teknelerine davet ederler. Filmin buradan sonraki bolümü ise tek mekânlı olarak bu teknede geçer. Zengin ve başarılı bir adam karısını etkilemek için yakışıklı bir öğrenci olan otostopçuyu aşağılamaktan kendini alamaz ve bu durum kadın, adam ve genç otostopçu arasında kıskançlık güç ve iktidar çatışmasına döner. Roman Polanski bu filminde kısıtlı mekân kullanımına rağmen yine muhteşem açılar yakalamış olmakla beraber dar alanda gerilim yaratma konusundaki başarısını gözler önüne seriyor. Filmi, karakterler üzerinden politik olarak okumak ve her karakterin bir simge olduğu ve yaşanılan döneme ait izler tasıdığı da aşikârdır. Film En İyi Yabancı Film dalında Oscar’a aday gösterilmiştir.

Pasazerka / Yolcu (1963)

Polonya sinemasının yönetmenlerinden biri olan Andrzej Munk’un son (yarım kalış) filmi Cannes, Venedik gibi en önemli festivallerden ödüllerle dönmüştür. Polonyalı yönetmen filmin yapımı sırasında ölünce, ‘Pasazerka’ (‘Yolcu’) yarım kalmıştır. 1963’te Munk’un bakış açısına sadık kalarak tamamlanıştır. Liza İkinci Dünya Savaşı’nda Auschwitz’de bir SS müfettişliği yapmış bir kadındır. Yıllar sonra bir transatlantikte kamptaki tutsaklardan biri olan Marta ile karşılaşması ve geçmişi tekrar hatırlamasını konu alır. Oldukça dokunaklı parçalar halindeki yer yer kare kare görüntülerle biz de bu geçmişin iki farklı yüzüne tanık oluruz.

Rejs (1970)

Sıradaki film komedi sevenlerin ilgisini çekecek 1970 Polonya yapımı bir komedi filmi. Yönetmen Marek Piwowski tarafından çekilmiş olan bu film Polonya sinemasında ilk kült filmlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Kaçak bir yolcunun Vistula Nehri’nden geçen bir gemiye çıkan bir gemiye gizlice girmesi ve sonrasında gelişen olayları konu alır. Kaptan, kaçak yolcuyu Komünist Parti kültürel koordinatörü zanneder ve kaçak misafir de bu rolü bozmadan oynamaya başlar ve yeni rolüne hemen adapte olur. Kendi komik diktatörlüğünü yaratan kaçak ve  birlikte kısa bir yolculuğa çıkan bir grup insanın bir nehir boyunca kısa bir tatil yapıp, yaşam ve iş talepleriyle yeniden yüzleşmelerini hicivli bir dil ile anlatır.   

Sanatorium Pod Klepsydra / Kum Saati Sanatoryumu(1973)

Fantastik ve sürreal Avrupa sinemasının en güzel örneklerinden biri olan ‘Sanatorium Pod Klepsydra’ zamanın çizgisel olmama halini en mükemmel anlatan filmlerden biridir.   Babasını ziyaret etmek üzere sanatoryuma giden bir adamın burada gezerken karşılaştığı birbirinden ilginç karakterleri, zaman-mekân dışı bir boyutta rüya ile gerçek arasında yaşamaya başlaması ve zaman-mekan kurgusunun nasıl alt üst olduğunu seyirciye aktarır. Gerçek üstü bir dünyada kurgulanmış bir rüya/kabus olarak tanımlanabilir. 1970’lerde çekilmiş olmasına karşı sınırsız bir hayal gücünün ürünü mekanlar ve atmosferler, tek plan çekimlerin ustaca kullanılışı sinemacılar için ders niteliğindedir.

The Ghost Writer / Hayalet Yazar (2010)

Usta yönetmen Polanski’nin yönetmiş olduğu politik gerilim filmidir. Film Robert Harris’in “The Ghost” isimli romanından uyarlanmıştır. Filmin iskeletinde eski bir İngiliz Başbakanı’nın anılarını yazması için tutulan bir yazar bulunmaktadır. Yapmış olduğu araştırmalar sonucunda ortaya çıkardığı gerçeklerle bir anda kendini CIA, ABD ve Başkan üçlemesi arasında bulan yazarın hikayesi ince ince işlerken, temposunu sonuna kadar koruyan iddialı ve cesur bir dille kendini ifade eden bir film ortaya koyar Polanski… Film 2010 Avrupa Film Ödülleri seçkisinde En İyi Film Ödülü kazanmıştır.

The Pianist / Piyanist (2002)

Sinema ile uzaktan yakından bir nebze bağlantınız var ise bu filmi izlememiş olma ihtimaliniz yoktur sanırım. Vizyona girdiği yıldan itibaren çoğu film listelerinde yüksek puanlar almış olan ‘Piyanist’ bir çok ödülü de beraberinde kucaklamıstır. ‘Piyanist’ drama türünde, 2002 yılında çekilmiş, yönetmenliğini Roman Polanski’nin yaptığı, Polonyalı ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman’ın anılarını anlattığı kitaptan sinemaya uyarlanan ikinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan gerçek bir dramı konu alır. Nazi dönemini ve Holocaust’u oldukça iyi anlatan film, Nazi Almanyası’nın gerçekleştirmiş olduğu Yahudi katliamına Varşova gettosu ayaklanması çerçevesinden bakarak Yahudi direnişini de işlemesi bakımından diğer İkinci Dünya Savaşı filmlerinden ayrılır. Bu anlatımı Nazi işgali altındaki Polonya’da esir kampına gitmekten kurtulan ünlü piyanistin Varşova’nın kenar mahallelerindeki hayatta kalma mücadelesi eşliğinde muthis görüntüleri, tarif edilemez gerçekçiliği ve incelikler ile işlenmiş detayları ile yapar.  Piyanist rolünde izlediğimiz ve En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar alan en genç oyuncu Adrien Brody’nin başarılı oyunculuğuna değinmeden de olmaz tabii ki. Film aynı yıl Oscar ödül töreninde En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo ödüllerinin de sahibi olmuştur.

Trois Couleurs / Üç Renk

Kieslowski’nin, Fransa bayrağındaki renklerin temsil ettiği anlamlardan yola çıkarak oluşturmuş olduğu ilk film olan  ‘Trois Couleurs: Bleu’ (Mavi)’de özgürlük temasını – ‘Trois Couleurs: Blanc’ (Beyaz)’da eşitliği – ‘Trois Couleurs: Rogue’ (Kırmızı)’da kardeşlik temasının işlenmiş olduğu  üçlemedir. Bu üç rengi üç ayrı kadın figürü üzerinden işleyen yönetmen renkleri baskın olarak kullanmak yerine onlara sembolik değerler kazandırmıştır.

 

Üçlemenin ilk filmi olan  ‘Trois Couleurs: Bleu’, ünlü bir besteci olan eşini ve kızını bir kazada kaybeden bir kadının çektiği acıyı hafifletmek adına kendisini geçmişinden soyutlamaya çalışmasını “özgürlük” teması ile bağıntı olarak anlamaktadır. film boyunca özgürlüğün sembolü olan mavinin sembolik kullanımı dikkat çekicidir.

Üçlemenin eşitlik temasını ele aldığı ikinci filmi ‘Trois Couleurs: Blanc’, Dominique’in iktidarsız olduğu gerekçesiyle terk ettiği eşi Karol ile yaşadığı boşanma süreci ve sonrasında Karol’ın cektiği sıkıntıları ve aşağılanmanın vermiş olduğu eşitsizlik hissini altta kalanın intikam alma çabası penceresinden seyirciye sunuyor. Bireysel eşitlik kavramının yanı sıra detaylı izleme ile post-komünist Doğu Avrupa sineması örneklerinin çoğunda olduğu gibi geri planda politik mesajlar vermeyi de ihmal etmediğini gözlemliyoruz. Komünist rejim sonrası Polonya’da eşitlik kavramını sorgulamamıza neden oluyor.

Üçlemenin son filmi ‘Trois Couleurs: Rouge’, ana karakter Valentine’nin Rita adlı bir köpeğe çarpması ile tesadüf eseri hayatına giren yaşlı yargıç Kern arasındaki kardeşlik bağının nasıl geliştiğini anlatıyor. Serinin son filmi olan ‘Kırmızı’da karakterlerin diğer filmlere göre daha olgun tavırlar sergilemesi ve yaptıklarının bedellerini ödemekten çekinmemesi, bir nevi kendilerini tamamladıklarını görmek mümkündür.

Zimna Wojna / Soğuk Savaş (2018)

‘Soğuk Savaş’, Paweł Pawlikowski’nin 2018 çıkışlı 6. uzun metraj filmidir. İlk gösterimini 2018 Cannes Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde gerçekleştiren filmin başrollerinde Joanna Kulig ve Jeanne Balibar yer almaktadır. Soğuk Savaş esnasında Polonya ve Avrupa’nın durumu, iki müzisyen arasındaki tutkulu aşk hikâyesi üzerinden işler. Varşova’dan Berlin’e oradan Paris’e ve Yugoslavya’ya kadar uzanan Komünist Partisi, ulusal dans ve şarkılardan oluşan bir folklor ekibinin turnesi kapsamında bu coğrafyada yaşayan insanların yaşayış biçimleri ve kültürlerine ışık tutar. Siyah beyaz çekilmiş bir donem filmi olmasının yanı sıra Mazowsze ile avangart piyanist ve besteci Marcin Masecki ait şarkılar ile bütünleşmesi ile hem görsel hem işitsel bir şölen sunmakta.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın