Ana sayfa Televizyon Dizi Listeleri Uzaktan Tanıdık Gelen Dizi Karakterleri: İnsan Psikolojisi Üzerine Bir Liste !

Uzaktan Tanıdık Gelen Dizi Karakterleri: İnsan Psikolojisi Üzerine Bir Liste !

Hepimizin psikoloji hakkında birtakım bilgileri vardır. Üniversitedeyken bir dönem giriş dersi alanlarımız vardır ya da psikoloji üzerine kitaplar okuyanlarımız. Veya psikoloji konusunda videolar üreten bir youtuber’ı izliyoruzdur, bir influencer’ı takip ediyoruzdur. Zaten insan olarak insan davranışlarını ve düşüncelerini çalışma alanı yapan bir alandan ne kadar uzak kalabiliriz ki? Dolayısıyla sadece kişisel deneyimlerimizden bile insan psikolojisinin ne kadar geniş ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu tahmin edebiliriz. Bu, hayat karşısında herkesin aynı şeyi hissetmesini, aynı şeyi yapmasını ve aynı tepkiler vermesini beklemenin mümkün olmaması demektir. Kaldı ki bir insan bile her an, her daim aynı kalamazken farklı insanların aynı olmasını veya herkesin bir duyguyu aynı şekilde dışa vurmasını beklemek abes olmaz mı? Aslında bunun cevabı o kadar da net değil. Çünkü insan psikolojisi de her daim net değil.

Örneğin; gülümsemek her insan için aynı şeyi ifade eder. Ancak bizi gülümseten şeyin izahı bu kadar kolay olmaz. Aynı şekilde üzgün olma hali anlaşılabilir. Ancak bizi üzen şeyi dışardan tahmin etmesi kolay değildir. Buna benzer şekilde psikolojik sorunlarımız da ortak ve farklı noktalara sahiptir. Mesela çoğu zaman bir travmanın ortaya çıkış sebebi çocuklukta yaşanan negatif olayların, yoksunlukların tetiklenmesine sebep olan başka olaylardır. Ya da sosyal ilişkilerimizde birkaç kez hayal kırıklığına uğradığımızda kendimize duvarlar örmeye başlayabiliyoruz. Sadece duvarlarımızın şekli başka oluyor. Tıpkı fiziksel bir tehditten kaçtığımız gibi psikolojik açıdan ağır gelen bir durumdan da kendi kendimize yalan söyleyerek kaçmışlığımız illaki olmuştur. Burada da yalanlarımız değişiyor.

İhtimaller bu kadar fazlayken şimdiye kadar üretilmiş olan birçok yazılı, görsel ve işitsel yapıt bu insan doğasına ve psikolojisine çeşitli açılardan yaklaşmakta. Psikolojik sorunların bu yapıtlarda ele alınış şekli söz konusu sorunları yaşayan insanlar hakkında düşüncelerimizin şekillenmesinde de etkili olmuştur. Bunların arasında psikolojik sorunlara ve karakterlere karanlık bir yerden bakan yapımlar olduğu gibi, komedi ve çeşitlilik unsuru olarak gören yapımlar da bulunmaktadır. Kimisi ise bize psikolojik sorunlar yaşayan karakterin ardıl hikayesini ya da sorunlarla başa çıkma şekillerini anlatmayı seçer. Bu sebeple bu hafta farklı psikolojik sorunları ile dikkatimizi çeken karakterleri derleyip sizlerle paylaşmak istedik. Keyifli okumalar dileriz.

Lucifer (Lucifer)

Lucifer Morningstar; Tanrı’nın en sevdiği oğlu, güne ışığı getiren baş melek. Bir gün Tanrı insan denen şeyi yarattığında ve insanın dünyadaki en önemli, üstün şey olduğunu söylediğinde Lucifer böyle düşünmez ve karşı çıkar. Nihayetinde insanın hata yapmaya muktedir olduğunu gösterdiğinde ise cennetten kovulur. Tek gidecek yeri cehennemdir. Zamanın ışığı artık lanetlenmiş bir melektir. Dünyadaki tüm kötülükler onun yüzündendir. Hem insanları zevkle yoldan çıkartır hem de yoldan çıkanları cezalandırır. Değil mi? Ya değilse? Ya Lucifer insanlığın tüm suçunu çekmek zorunda değilse? Tom Kapinos’un yarattığı ve Tom Ellis’in muazzam şekilde canlandırdığı Lucifer tam da bu soruları kendi kendine sorup çareyi tatile çıkmakta bulan bir şeytan. Los Angeles’a yerleşip gece klübü işleten Lucifer bir gün cinayet davasının ortasında bulur kendini. Davaya bakan Dedektif Chloe Decker’a olan ilgisinin etkisi ile Los Angeles Polis Departmanı’na danışman olur.

Danışmanlık yaptığı davaların neredeyse her birinde kendi içinde çözümlemeyi reddettiği, kaçtığı bir noktayı davalardaki şüphelilere yansıtır, onlara kızar ve öfkelenir (Bkz: Yansıtma). Egosunu koruma şeklidir bu. Çünkü Lucifer kendisini üstün görse de dünya, Tanrı ve aradaki her şey ona babası tarafından terk edilmiş olduğunu, dışlandığını ve sevilmediğini hatırlatmaktadır. Zamanla bu düşüncelere o kadar çok inanmıştır ki o da kendi kendinden nefret etmeye başlar. Dolayısıyla Lucifer de kendini alkole, sekse ve eğlenceye verip inkar etmeyi tercih eder. Ancak herkesin bildiği üzere inkar çözüm ve iç huzur getirmez. Bu noktada Psikolog Dr. Linda Martin devreye girer. Lucifer, Linda ile konuştukça daha önceden sahip olmadığı bakış açılarını görmeye başlar. Çözümlerine yardımcı olduğu davalarda kendinden parçalar bulur, insanların hatalarının ve kararlarının ardındaki sebepleri anlamaya çalışır. Aralarında geçen diyalogların anlaşılır ve açık olması sayesinde izlerken bir anda izleyenler de hatalarıyla, inkarlarıyla, kendi kendine söylediği yalanlarla yüzleşebilir. Dizi bunu yaparken düşünce şeklimizin yanlış ve kısır olabileceğini izleyenin yüzüne bağırarak anlatmak yerine eğlendirerek, ironik ve komik durumlarla anlatır. Bu sayede yüzleşmek istemediğimiz şey bir anda yakalandığımız için bıyık altından güldüğümüz bir şeye dönüşür. Lucifer’ın serüvenini takip etmek kendi inkar mekanizmanızı kırmada, memnun olmadığınız gerçeklerle yüzleşmede ve kendinizi geliştirme konusunda ilk adımı atmanıza yardımcı olabilir.

Elliot Alderson (Mr. Robot)

Elliot Alderson ağır derecede çoklu kişilik bölünmesine sahip olmasından ötürü listenin olmazsa olmazlarındandı. Ayrıca çoklu kişilik bölünmesinin yanı sıra depresyon, sosyal anksiyete ve saplantı gibi birçok diğer psikolojik sorundan da muzdariptir. Her psikolojik sorun gibi Elliot’un sorunlarının da ardıl hikayesi vardır. Örneğin babası Elliot ile onun istediği şekilde ilgilenmemektedir. Annesi ise oldukça katı ve fiziksel şiddet eğilimlidir. Ayrıca kız kardeşi ile arasındaki ilişki de sağlıklı temellere sahipmiş gibi görünmemektedir. Genç ergenlik döneminde babasını iş kaynaklı kanserden kaybedince topluma karşı beslediği öfke ve nefret onu ilerde sistemi hacklemeye yönlendirir. Bu amaçla topluma olan nefretini açıkça gösteren “fsociety” ismi ile bir örgüt kurar. Elliot karakterini anlaşılabilir kılan yanlarından biri aklındakileri izleyenlerle kısa kısa paylaşarak duvarlarını yıkmasıdır. Bu hiç kimseye olmadığı kadar izleyene karşı dürüst ve net olmasını sağlar. Ama bunu yine Elliot kadar yapar. Dolayısıyla bütün cevaplara erişemeyiz. Çünkü o da kendini ve kişiliklerini tam olarak anlamış olmanın yanı sıra çatışma halini de yaşamaktadır.

 

Gerçekçi yanı ise Elliot’un sadece bir psikolojik sorundan muzdarip olmamasıdır. Bir rahatsızlığını tetikleyen bir başka pasif hastalığı da vardır ve duruma göre baskın hale gelebiliyor. Ayrıca genellikle birden çok psikolojik sorunu olan bir kişinin negatif düşüncelere ve eylemlere yönelmesi oldukça mümkünken Elliot’ı durduran şey diğer kişiliklerinde de net bir şekilde görülen vicdan ve doğru olanı yapma isteğidir. Bu da yine dizinin her bölümünde altı çizilen bir mevzu olarak Elliot’ın fikirleri değiştirmeye açık olmayan yapısı ile de örtüşmektedir. Bu açılardan bakıldığında Elliot’un profili ve gelişimi oldukça başarılı ve eğitici; sağlam ve ahlaki bir inanca sahip olmanın psikolojik sorunların üstesinden gelme konusunda ne kadar yararlı olabileceğini göstermekte. İlgili olanlar için asla kaçırılmaması gereken bir karakter.

Dexter (Dexter)

Michael C. Hall tarafından canlandırılan Dexter Morgan, Miami Metro Polis Departmanı için adli tıp teknisyeni olarak çalışmaktadır. Uzmanlık alanı suç mahallinden kanıt toplamak ve özellikle de kan lekelerinin analizini yapmaktır. Ancak hayatı bu kadarla bitmez. Çünkü aynı zamanda geceleri hukuki ve yasal boşluklardan yararlanıp paçayı kurtaran suçluları bulup öldüren bir seri katildir. Neredeyse daha ilk bölümden itibaren izleyenler olarak Dexter tarafından gerçekleştirilen cinayetler makul ve mantıklı görünür. Çünkü bir sebebi vardır ve bu sebep adaleti sağlamaktır. Fakat bu durum ne kadar gerçekçidir? Bir seri katil psikolojik sorununu nasıl bu derece insanlığın yararına olacak şekilde evirtebilir? Dizi bunların cevabını da Dexter’ın çocukluğuna ve yetiştiriliş şekillerine odaklanarak vermeyi tercih ediyor. Örneğin; Dexter’ın üç yaşındayken annesinin uyuşturucu satıcıları tarafından cani bir şekilde katledilişine şahit olduğunu ve kimsesiz kaldığını öğreniyoruz. Sonradan polis görevlisi Harry Morgan tarafından evlat ediliyor. Polis Harry, Dexter’in travmasını takiben yaşadığı sosyopatik eğilimleri fark edince onu bastıramadığı duyguları kötü adamları yakalaması için kullanmaya yönlendiriyor. Bu şekilde Dexter üzerinden seri katil olunur mu, yoksa doğulur mu? ikileminin irdelemesi başlar. Zira Harry, psikolojik sorununa tedavi aramaktansa Dexter’ın içindeki şiddet eğilimini, agresyonu ve psikopatlığı “yararlı” hale getirmesi için eğitir.

Bu nokta Dexter’ın “İnsan neden öldürür?” sorusuna cevabı haline gelir. Ancak Dexter cezalandırmak için suçluları incelerken bu sorunun cevabının her zaman belirgin veya sindirilebilir olmadığını da görebiliyoruz. Dexter’ın diğer katilleri gibi tipik, zevk için cinayet işleyen, kötü karakter olmaktan çıkıp bir nevi kuralsız bir kahramana dönüşmesini izleyicinin onu desteklemesine sebep olan şeydir. Ayrıca tıpkı Elliot gibi Dexter’ında düşüncelerini izleyici ile paylaşması anlaşılmasını destekleyen bir unsurdur. Öyle ki Dexter gibi birinin mi yoksa gayet “sağlıklı” olup da çıkarları uğruna bir sürü insanlık suçu işleyen kişilerin mi kötü olduğunu düşünmeye sevk eder.

Hannibal Lecter (Hannibal)

Bryan Fuller’ın Hannibal’ı Thomas Harris tarafından yazılmış olan Kızıl Ejder isimli kitaba dayanmaktadır. Tıpkı kitapta olduğu gibi gündüzleri rafine zevkleri olan, sanattan ve felsefeden anlayan başarılı bir psikolog olarak çalışır. Geceleri ise kurbanlarını yiyen yamyam bir seri katile dönüşür. Ayrıca yine kitapta olduğu gibi Will Graham isimli muazzam empatik yetilere sahip bir FBI ajanına da psikologluk ve danışmanlık yapmaktadır. Ancak bu noktadan sonra kitap ile dizi arasındaki benzerlik yavaş yavaş azalmaya başlar. Suç, yamyamlık ve delilik sınırlarını sorgulayan Hannibal’ın mideleri altüst eden mentalitesi kolay kolay yenilir yutulur değil (!) Bununla birlikte izleyenler, yaratıcılar çok daha korkunç olabilecek bir noktaya odaklanmayı tercih etmiş. Şöyle ki Hannibal, arkadaşı olarak gördüğü Will’in empati yeteneğinin beyninde bulunan ve nadir görülen bir rahatsızlıktan kaynaklandığını öğrendiğinde Will’in doktorunu gerçeği saklamaya ikna eder. Amacı bu nadir hastalığın semptomlarını ve seyrini incelemektir.

Will, doktoru ve arkadaşı bildiği Hannibal’ın kontrolünde yavaş yavaş paranoya ve şizofreniye doğru sarsıcı bir yolculuğa çıkar. Gerekli tedaviyi olmadığı için incelediği davalardaki suçları kendi işlediğine inanır, gerçek ile arasındaki bağ kopmaya başlar ve nihayetinde hastaneye bile kapatılır. Will’in içinde bulunduğu durumun korkunçluğu Hannibal’ı ile arkadaş olmalarından öte en derin sırlarını paylaştığı, güvendiği ve iyi olmasına yardımcı olacağına inandığı doktoru tarafından deliliğin kollarına itilmiş olması. Bu bakımdan Hannibal, tanımadığı insanları ya da suçluları kendine hedef seçenlerden bir adım daha tüyleri ürperten bir yana sahip. Psikolojik profiline bakıldığında ise Hannibal’ın hem Kızıl Ejder’de hem de dizide sosyopat bir ruh hastası olduğunun ve empati yoksunluğunun altı çizilmekte. İşlediği cinayetlerden ve Will’e yaşattıklarından ötürü vicdan azabı çekmemektedir. Bu noktada Mads Mikkelsen tarafından oldukça başarılı bir şekilde yansıtılan bu karaktere izleyenler tarafından gösterilen ilgi ve sevginin derecesi de bir başka konunun yazısı olmayı hak eder derecededir.

BoJack Horseman (BoJack Horseman)

Listenin tek animasyon karakteri olan BoJack Horseman, madde bağımlığı, depresyon, anksiyete ve ilişki sorunlarına sahip bir film yıldızı. Ünlü olmanın ve olmaya devam etmenin getirdiği baskı ile perçinlenen sorunlarının önündeki en büyük etkenlerden biri de kendisi. Çünkü BoJack sorunlarının farkında, yaptıklarının doğru olmadığının da farkında. Boşluk ve mutsuzluk hissinin üstesinden gelemeyip çareyi hissizleşmede bulan BoJack kendi kendisinin en sert ve en detaycı eleştirmeni. Kendi kendisine sürekli sevilmeye layık olmadığını söylerken bir yandan da sevilmeyi ve taktir edilmeyi bekliyor. Sonucunda ya kendisi hakkındaki yaralayıcı düşüncelerini tasdikleyen olaylarla karşılaşıyor ya da işler iyiye gider gibi olduğunda hayal kırıklığı yaşama korkusundan kendi kendini sabote ediyor. Bir yandan her şeyi ve herkesi boş vermişken bir yandan da nasıl bu kadar kırılgan ve umut dolu olduğu sorunun cevabını ise BoJack’ın çocukluğuna döndüğümüz her bir flashback izah ediyor. Bu farkındalığına rağmen sorunları ile yüzleşmeyi istememesi komedi temalı olsa da bir karakterin yıkımını izlemeyi oldukça zorlaştırıyor.

At olmasına rağmen (ki bu da izleyici ile karakter arasına mesafe oluşturmak için mantıklı bir seçim) BoJack ile empati kurduğumuz anda tepkileri, sorunları görmezden gelişi ve kendi hakkındaki düşünceleri oldukça zor olabilecek şekilde kendinize dönmenize sebep olabiliyor. BoJack’in hayatının kendinizinkinden farklı olduğunu düşünsek de izledikçe aslında temelde hepimizin olduğumuz şeyi kabullenme, hatalarımızla yüzleşme, sağlıklı çözümler arama konularında eksik olduğunu; bu noktada yani aslında yaşadıklarımızın anormal olmadığını görebiliyoruz. Dolayısıyla BoJack bir yandan kendimize acırken bir yandan da iyi olmaya çalışan izleyiciler için oldukça değerli bir karakter.

Jessica Jones (Jessica Jones)

Jessica Jones, Killgrave isimli düşmanı tarafından tecavüze uğrayıp Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) teşhisi konmuş bir süper kahraman. Bu olaydan sonra süperkahraman olmayı bırakıp özel dedektif olarak çalışmaya başlar. Jessica’nın TSSB ile yaşama çabası ve bu yoldaki iniş çıkışlar onun bu listeye girmesine sebep olan özellikleri. Örneğin TSSB’nin birincil semptomlarından biri etraftaki kişilere ve olaylara karşı hissizleşmek ve duyarsızlaşmaktır. Ayrıca kolay öfkelenir, kabuslar görür ve uyku bozukluğuna sahiptir. Bunlara ek olarak şaşırtıcı olmayacak şekilde başına gelenlerden kendisini suçlu tutar ve yaşadıklarını başkalarının başına gelenle kıyaslayıp azımsar.

Farklı farklı tetikleyiciler Jessica’nın kendini dış dünyadan soyutlamasına sebep olurken kimi zaman da kendisini alkolle ve diğer tehlikeli davranışlara verir. Bununla birlikte Jessica kendi içinde bilinçli bir şekilde iyileşmenin yollarını arar. Mesela onu destekleyen ve yanında olan insanlarla bağlarını git gide kuvvetlendirerek destek ağı oluşturur, bilinçli bir şekilde işine odaklanmayı ve çabasını saklamayı tercih etmez. Başına gelenleri yok saymadığı gibi unutmaya da çalışmaz. Kimi zaman da “Grounding” (aklı hatıralardan uzaklaştırıp ana geri dönmesini sağlayacak aktivitelere verilen ad) adı verilen bir teknikle sakinleştirmeye çalışır. Grounding’in işe yarar gibi olduğu andan itibaren de kendini toparlayıp yoluna devam etmeye çalışır. Bu anlar Jessica Jones’u izleyenlere bir şeyi hatırlatır: Bir insan endişe, korkunun, paniğin, depresyonun ve hayatı zorlaştıran daha nice sorunun esiri olup aynı zamanda işinde başarılı ve fiziksel olarak sorunsuz görünen güçlü bir karakter de olabilir. Dolayısıyla birçok karakterden farklı bir noktaya değinerek psikolojik sorunların dışa vurumlarının her zaman dışardan kolay anlaşılabilir olmadığını da hatırlatıyor.

Bonus: Paul Weston (In Treatment)

Bir psikolog ve psikiyatr olan Paul Weston’ın hastaları ile yaptığı görüşmelere dayanan dizi psikolojik sorunların bu sefer hastaların yanı sıra onları dinleyen psikolog tarafından analizine imkan sağlıyor. Bizi dinlerlerken akıllarından neler geçiyor kim bilir diye düşünüyorsanız Paul Weston size yardımcı olabilir.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın