Ana sayfa Sinema Film Eleştirileri Kişisel Bir Şey Değil | Nothing Personal Film Eleştirisi

Kişisel Bir Şey Değil | Nothing Personal Film Eleştirisi

Baharın içimizi ısıtmaya başladığı şu çiçekli günlere esaslı bir giriş yapmadan önce, İrlanda yağmuru, bol bulutlu gökyüzü ve her ne kadar aksine inanmak istesek de yalnızlığın kırılmaya müsait olmayan döngüsüne Leh yönetmen Urszula Antoniak gözünden bakıp kışı yâd etmeye ne dersiniz? ‘Yalnızlık’ denince buram buram özgürlük kokusu alanlarınız da burada ve afiyettedir umarım.

Girelim içeri…

Nothing Personal (Özel Hayatlar), bir ayrılığın ardından yaşadığı şehri terk eden bir kadının hikayesini ilişkilerdeki yalnızlık, başlangıç, bitiş ve yeniden yalnızlık döngüsü üzerinden temellendirerek anlatan özgün bir film.

Yönetmen ve senarist Urszula Antoniak, hikayeyi, hepsi birbirine bağlı bölümlere ayırarak filme almış. Filmin yalınlığıyla son derece uyumlu olan bu anlatıma bayıldım.

Başroldeki Lotte Verbeek son birkaç yıldır özellikle aramadığım halde farklı işlerde karşıma çıkıyor. Şimdiye kadar gördüğüm, kendisine verilen her rolü zekice kavradığı yönünde. Film, vizyon tarihi olan 2009’da, aynı yıl düzenlenen Marakeş Film Festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünü getirmiş bu güzel kadına. Ben de harika bir iş çıkardığını düşünüyorum.

Anne / You – Lotte Verbeek

Yalnızlık
Anne, ayrılık sonrası Hollanda’daki yaşamından kendisine ayırdığı tek şey olan sırt çantasını alıp otostopla İrlanda’ya doğru yollara düşer. Yol boyunca yanında uyku tulumu, çadır ve doğadan başka hiçbir şey olmayacak olan bu kadını izlerken tek başınalığı net bir biçimde görürüz. Bu yolculuk, yolcusu bir kadın olduğu için her zaman kolay olmayacaktır ama bu Anne’nin bilmediği bir şey değildir. Neredeyse tamamı diyalogsuz olan bu yolculuk kesiti, olup olabilecek en basit şekilde biz seyircilere aktarılır.

Anne ve Martin (Spethen Rea)

Bir İlişkinin Bitişi
Anne İrlanda’ya vardığında, tepeden gördüğü bir adanın burnunda, oradaki tek yerleşim olan tek başına bir ev görecek ve evi bir süre izledikten sonra oraya gidecektir. Eve gidiş yolunda yüzünde beliren bir anlık gülümseyiş artık bitmiş olan şeyler içindir. Önceden her ne olduysa geride kalmıştır artık. Eve girer, bir şeylerin yönünü değiştirir, müzik dinler, çırılçıplak soyunup girdiği yatakta adeta yatağa özlem dansı ettikten sonra saçından bir tel bırakır ve yakacak bir şeyler alıp kimseyle karşılaşmadan kampına geri döner.

Ertesi gün tekrar eve gidecek fakat bu sefer kapının önündeki bankta fark edilmeyi bekleyecektir. Ev sahibi (Martin) ile Anne’nin karşılaşması; yalnızlığa alışmış yaşlı bir erkek ile yalnızlık ile kişisel hiçbir sorunu olmayan asi ve genç bir kadının kendilerinden ödün vermeyişindeki tüm tuhaflıkları içerir. Ev sahibi Anne’ye yemek karşılığında bahçede çalışmayı teklif eder ve Anne kişisel bir soru sorulmaması şartı ile kabul eder. Ev sahibinin tek sorusu isminin ne olduğu olacaktır; Anne ‘You’ demesinin yeterli olduğunu söyler ve günün sonunda kamp yapmak üzere ayrılır.

Anne karakterinin asi tavrını anlamak için incelememiz gerekir. Bu tavır öncelikle karakterin kendi yaradılışından doğal izler taşır ancak dünya üzerindeki çoğu kadının kendisi ile rahatlıkla özdeşlik kurabileceği üzere; sadece kadın olarak doğmuş olmaktan kaynaklı zorlukların yarattığı hayal kırıklığının da bunda payı vardır. İstemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda değildir ve bundan dolayı kimseye bir borcu da yoktur. Anne için yüzeyde olan tam olarak bu ruh halidir.

Günlerden bir gece Martin Anne’nin kamp alanına gidecek ve artık bu şekilde kalamayacağını söyleyecektir. Ondan yemek dışında bir beklentisi olmayan Anne kampını toplayıp yola koyulacakken Martin onun için bir oda hazırladığını söyler. Anne buna karşı çıkmaz ve odaya yerleşir.

Evlilik
Kurallar halen geçerlidir, kişisel sorular yoktur. Bununla birlikte, iki insan aynı evde yaşadığı vakit paylaşma eğilimi içinde olunan müzik, yemek ve edebiyat gibi ortak ilgi alanları; her ikisinin de kişisel sınırlarını belirgin biçimde koruduğu bu yerde onlara birbirleriyle iletişim için alan yaratacaktır.

Anne’in okuduğu bir kitapta altı çizili olan bölüm şöyledir:

“Her şey bir gün kaybolur. Ama geriye kalan her şey yeni dünyada devam edecektir.”

Çok geçmeden, ortak ilgi alanlarından oluşan bu iletişim alanı, kişisel soru kuralını esnetir. Anne, yemek yerken Martin’e eşlik edecek ve ona en sevdiği rengi soracaktır.

Bir İlişkinin Başlangıcı
Anne hakkında ‘You’dan başka hiçbir şey bilmeyen Martin ise, ona onun kim olduğunu soracaktır. Gece olduğunda, gizlice girdiği odasında You’nun kimliğini bulmaya çalışacak ve adını ancak o zaman öğrenecek olan Martin, ertesi gün kendisini tatmin edecek cevaplar bulmak için Anne’nin geldiği yer olan Hollanda’ya gidecektir. Anne ise günü evde merak turları atarak geçirir. Artık her ikisinin de birbiri hakkında bildiği bir şeyler vardır.

Sonraki gün birlikte avdan dönerken, Anne’nin Martin’e “Martin, bugün ilacını aldın mı?” diye sorması üzerine Martin’in avladıkları tavşanı kızgınlıkla Anne’ye atması, filmdeki kişisel sınır vurgusunun zirve yaptığı noktalara esaslı bir örnek oluşturur.

Yalnızca Anne değildir kişisel sınırları ihlal eden. Martin, Anne’nin Hollanda’daki evinde bulduğu ona ait tokayı Anne’ye verir ve bunun üzerine Anne adadan ayrılmak üzere hazırlanacaktır ama ayrılmadan önce Martin’in yanına gider.

“-Ne istiyorsun peki?
-Senin gibi olmayı. Bu evde yaşamayı ve bu adada yalnız olmayı. Kimse seni görmüyor, kimse seni tanımıyor.”

Yalnız
Anne adadan ayrılmaz ve gece Martin’le birlikte uyur. Sabah uyandığında Martin evde değildir ve ertesi sabah eve döndüğünde Anne onu özlediğini fark eder. Gün içinde bahçe işlerine devam ederler ve akşam birlikte yemek yiyeceklerdir. Sabah olduğunda Anne, odasından çıkmayan Martin’i yatağında cansız olarak bulur. Kendisine bir not bırakarak intihar etmiştir. Notta, kendini durduramadığı ve onu yalnız bıraktığı için üzgün olduğunu söyleyen Martin, sahip olduğu her şeyi Anne’ye bırakmıştır.

Anne onu sarıp sarmalar. Bu olay onun için bir son mudur yoksa yolculuğundaki bir durak mı emin olamayız.

Urszula Antoniak sette.

Urszula Antoniak’ın abartısız ve yalın bir dille odadaki fili açık ettiği bu filme hayran oldum. Ana akım sinemanın dışından, yaşama dair film arayanların ısrarla izlemesini, müziklerini dinlemesini ve görüntü yönetmeni Daniël Bouquet‘in seyirlik karelerine dikkat kesilmesini öneriyorum.

Görüşmek üzere…

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın