Ana sayfa Sinema Film Eleştirileri Görünmeyeni Hissetmek: The Guilty

Görünmeyeni Hissetmek: The Guilty

Sinema deyince aklımıza gelen ilk şey hareketli görsellerin bir bütünlük oluşturup, diyaloglar ile birleşip estetik bir eser haline gelmesi. Uzun zamandır sinema sanatı bu şekilde işlemiyor. Kurguların tamamen farklılaştığı, avangart bir hale geldiği ve deneysel birçok filmin ortaya çıktığı bir yeni dönemden bahsediyoruz. Görselliğin, hareketin önceliğini zaman zaman kaybedip diyalogların imgelere nasıl göz kırptığını gördüğümüz birçok film izledik, izliyoruz. Gustav Möller’in 2018 yapımı ilk uzun metraj filmi olan “The Guilty” de bu bahsettiğimiz filmlerden sadece bir tanesi. Tek mekanda çekilen, görünmeyeni izleyicinin tüm hücrelerine işleyen, görselliği tamamen ikinci plana atmış Yabancı Oscar’a aday gösterilmiş “The Guily”, izlenmeye değer.

İmgelerin anlattığı şeyler her daim derinden etkiler diye düşünüyorum. “The Guilty”de bu anlamda beni derinden etkileyen filmler arasında yer alıyor. Jakob Cedergren’in, Asger karakterini canlandırdığı filmde, Asger oluyor ve onun hayatını anlamaya, anladıkça da çözmeye çalışıyorsunuz. Asger’e daha yakından bakacak olursak, kendisi Danimarka’da acil yardım hattında çalışmakta. Fakat daha filmin ilk sahnelerinde anlıyoruz ki orada olmaktan mutlu değil ve uzun yıllardır da aslında orada çalışmıyor. Hayatında yeni ve onu mutsuz eden bir durum var ve o da bunu iş arkadaşlarıyla iletişime girmeyerek kendi halinde, sadece yapması gereken şeyi yaparak izleyiciye gösteriyor. Gün Asger için bilek burkma, aşırı alkol tüketimi gibi sıradan acil durum telefonları ile geçiyor. Fakat bu telefonların arasında Asger’in başında can sıkıcı bir şeyler olduğunu tahmin etmeye başladığımız bir takım diyaloglar da dinliyoruz.

Derken Asger’e bir telefon geliyor ve bu telefondan sonra film bizim için gerilim unsurunun ta kendisine dönüşüyor. Iben adlı biri sanki alkollüymüş gibi bir konuşma yapıyor fakat Asger bu durumdan şüpheleniyor ve Iben’nin lokasyonunu öğrenmeye çalışıyor. Daha sonrasında Iben ile muhteşem bir serüvenin içerisine gireceğinden bihaber olan Asger, Iben’in durumunun kaçırılma olduğunu anlayınca tüm odağını Iben’e ve onu kurtarmaya veriyor. Bu sırada Asger’in aslında eski bir devriye polisi olduğunu fakat birini devriye esnasında öldürdüğünden dolayı geçici olarak acil durum servisine atıldığını öğreniyoruz. Asger’in neden Iben’e bu kadar önem verdiğinin bir çeşit iş hastalığı belki de alışkanlığı olduğunu da böylece anlıyoruz.

Asger yerinde duramıyor ve Iben’i bulabilecek her türlü yola başvuruyor. Bu yollardan ilki Iben’in evini aramak oluyor ve telefonu küçücük bir kız çocuğu olan Mathilde açıyor. Mathilde o kadar korkuyor ki sürekli ağlıyor ve annesinin dönmesini istiyor. Babasının elinde bıçak olduğunu, annesi ile ayrı olduklarını ve kardeşini görmek istediğini söyleyen Mathilde’nın durumu karşısında Asger’in psikolojisi çöküyor ve bu durumu artık bir vicdan meselesine getiriyor. Burada biraz duruyor ve size olayın etkileyici yanını anlatmak istiyorum. Normalde bu sahneleri gözlerimizle görseydik bu kadar etkilenmeyebilirdik. Neden derseniz, bu ve buna benzer kaçırılma, öldürülme sahnelerini zaten binlerce kez izlediğimiz için bu bize o kadar da “Aman Tanrım”lık bir duruma sokmazdı, emin olun. Fakat bunu yüzünü görmediğiniz bir karakter telefonda anlatıyor ve siz sadece çığlıklardan, nefes alışverişlerinden, ses tonlarından bunu algılıyorsunuz ve zihninizde canlandırıyorsunuz. Yani burada herkesin algıladığı seviye çok çok farklı bir hal alıyor. Hissiyatınıza göre orada ne kadar kötü bir durumun olduğunu tahayyül ediyor ve bu duruma hayretler içerisinde kalabiliyorsunuz. Çünkü onu sizin zihniniz yarattı, özgürsünüz. Bu da bu filmi muhteşem yapan bir detay.

Asger Iben’e ulaşmaya çalışırken kendi zihni ile de bir savaşa giriyor. Kendisini, hayatını zihninden geçirdiğini, tartıp bir vicdani sorgulamaya doğru ilerleyen Asger, Iben’e ne olduğunu bulmaya çalışırken, kendisinin aslında nasıl bir ruh hali içerisinde olduğunu da keşfetmeye çalışıyor. The Guilty’nin belki de en etkileyici anlarından biri de benim için bu oldu. Birbirini hiç görmemiş iki karakterin arasında oluşan zihinsel bir bağ sonucu, karakterlerin kendi özbenliğine doğru yolculuğu…

Nasıl mı? İzleyin ve görün!

 

Filmin can alıcı üçüncü noktasını size söylemekten kaçarak, Asger’e daha yakından bakmak istiyorum. Filmde anlıyoruz ki Asger devriyede vurduğu adamı aslında gerçekten vurmak istemiş. Bir an öyle bir hisse sahip olmuş ki her şeyi yok etmek ve rahatlamak istemiş. Bunun vicdanını yaşayan Asger, Iben’i vicdanını temizleme ve insanlara söylemediği düşüncelerini söyleyebilme kanalı olarak görüyor. Belki de kendisine bile sesli bir şekilde söyleyemediği şeyleri Iben vasıtasıyla dile getiriyor ve bir içsel huzura erişiyor.

Asger neler söyledi, Iben’a ne oldu gibi sorular için filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Yönetmenin gelecek filmlerini de gözüm sinema perdesine takılı kalmış bir şekilde bekliyorum.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın