Ana sayfa Özel Dosyalar Yorgos Lanthimos Sineması ve “O Türden” Filmleri

Yorgos Lanthimos Sineması ve “O Türden” Filmleri

Kimi filmler vardır, gözyaşları içinde izleriz, kimi filmler bittiğinde buruk bir tebessüm kalır yüzlerde. Bazı filmler kalbimizde bir yere dokunur, kimisi geçmişte bir anıya götürür bizi ya da belki uzak bir düş geliverir aklımıza. Ama kimi filmler vardır; onlar karanlıktır. Ne hissedeceğinizden emin olamazsınız izlerken ama bittiğinde size çok dokunduğunu bilirsiniz. “Etkisinden çıkamıyorum” dediğimiz türden filmler var ya, hah, bahsettiğim şey tam da bu! Şüphesiz bir şeyler sorgulatır bu filmler, bir dertleri vardır, sarsmak isterler sizi ve bunu başarırlar da çoğu kez; rahatsız ederler, ürpertirler, dehşete düşürürler. İşte, siz de böyle filmlerin müptelası iseniz, doğru yerdesiniz! Birazdan bahsedilecek tüm filmler, tam da bu adını koyamadığımız türden olacak çünkü son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz, yıldızı artık iyiden iyiye parlayan Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos, can alıcı, çarpıcı filmleriyle bu etkiyi çok canlı bir şekilde yaşatmakta. O halde hemen başlayalım mı?

Kynodontas

Kynodontas / Dogtooth / Köpek Dişi

2009 yapımı ‘Kynodontas’; Türkçeye sunulan ismiyle ‘Köpek Dişi’ bize bir aileden bahsediyor. Büyük çoğunluğu tek mekanda; evde geçen filmde kesinlikle alışık olmadığımız, sıra dışı bir aile örgütlenmesine şahitlik ediyoruz. Anne ve baba tarafından doğdukları andan itibaren esir alınmış, istismar edilmiş, büyük oranda manipülasyona ve psikolojik şiddete maruz bırakılmış 3 çocuğun can sıkıcı, iç daraltıcı hikayesini belki de tüylerimiz diken diken olarak izliyoruz ‘Köpek Dişi’nde. Üstelik bu çocuklar, dış dünyadan yalıtıldıkları ve dış dünyayla hiç tanışmadıkları için “esir alındıklarını” bilmezler bile! Dış dünya ile tanışmanın 2 şartı vardır; birincisi dışarıya yalnız araba ile çıkılabilir, ikincisi arabaya binebilmek için köpek dişinizin düşmesi gerekir. Eğer şanslıysanız ve köpek dişiniz tekrar çıkarsa işte o zaman araba kullanmayı da öğrenirsiniz! Yani kısacası; evden çıkmak imkansızdır peki köpek dişinin asla düşmeyeceğini bilmeyen çocuklar için de öyle midir?

The Lobster

The Lobster

2015 yapımı ‘The Lobster’; Türkçeye kazandırılan ismiyle ‘Istakoz’ Lanthimos’un en bilindik filmlerinden biridir. Ancak hâlâ izlemeyenler için bahsetmekte yarar var. ‘Istakoz’, ikili ilişkiler, aşk, romantizm üzerine bir film ancak bu cümle sizi yanıltmasın ve beklentiniz tatlı bir romantik film yönünde olmasın çünkü Lanthimos’tan bahsediyoruz. Film sizi şaşkına çevirecek derecede “farklı” bir pencereden bakıyor ikili ilişkilere. Filmde, bekar olmanın yasak olduğu distopik bir toplum görüyoruz, bu toplumda “otel” denilen bir kurum var ve burada size en uygun olan bir diğer bekarla birleşmeniz bekleniyor. Eğer kimseyle birleşemeyip bekarlığınızı sürdürecek olursanız, istediğiniz bir hayvana dönüştürülüyorsunuz! Nasıl ama, kulağa sıra dışı geliyor, değil mi? Lanthimos, bu filmi ile “ilişki” dediğimiz şeye karşı müthiş eleştiriler sunuyor, yansıttığı karanlık atmosferde aslında inceden bir kara mizah yaptığını da sezinliyoruz. Üzerinde çok konuşulabilecek bu film, kesinlikle izlemeye değer bir Lanthimos klasiği, kaçırmayın.

The Favourite

The Favourite Kamera Arkası

2018 yapımı ‘The Favourite’; Türkçeye sunulan ismiyle ‘Sarayın Gözdesi’ bu yıl Oscar’da adını duyurmayı başardı. 10 dalda Oscar adaylığı ve 1 Oscar ödülü olan Sarayın Gözdesi’ni hâlâ izlemediyseniz işte size bazı nedenler; öncelikle film kadın eksenli ilerliyor. Filmde, 3 kadın arasında geçen “tatlı” bir iktidar mücadelesine şahit oluyoruz. Film, az önce bahsettiğim iki filmin aksine çok ürkütücü veya dehşete düşürücü nitelikte değil, hatta nispeten keyifle izleyebileceğiniz nitelikte. Lanthimos’un tarzının bir tık dışına çıktığını söylemek mümkün ama yine de karanlık bir atmosferin ve balık gözü kameradan izlediğimiz masalımsı, rüyamsı sahnelerin bizi beklediği de bir gerçek. Olivia Colman’ın muhteşem bir oyunculuk sergilediği film, sırf müzikleri için bile izlemeye değer. Colman’a, Rachel Weisz ve Emma Stone’un eşlik ettiğini öğrendiniz, e ne duruyorsunuz?

Killing Of A Sacred Deer

‘Killing Of A Sacred Deer’ Kamera Arkası

2017 yapımı ‘Killing Of A Sacred Deer’, Türkçe ismiyle ‘Kutsal Geyiğin Ölümü’ tam bir Lanthimos filmi! Baştan sona izleyeni saran bir gizem, rahatsız edici sahneler, manipülasyon ve kan! Film, tahmin edilebilir bir sona sahip olmasına rağmen öyle düğümler atıyor ki finali dört gözle bekliyorsunuz, diyebilirim. Filmde, yetişkin bir doktor ile genç bir çocuk arasında gelişen dostluğu Lanthimos’un gözünden görüyoruz; eh, hal böyle olunca bizi bir dostluktan çok daha farklı şeyler bekliyor. Bir intikam, bir yüzleşme ve asla peşinizi bırakmayan bir geçmiş. Filmde aslında bir yetişkin ve bir genç arasındaki tehlikeli oyunları izliyoruz. Daha fazla anlatmak ve filmin büyüsünü kaçırmak istemiyorum, başrolleri Colin Farrell ile Nicole Kidman’ın paylaştığı bu filmi mutlaka izleyin ve yorumlarda buluşalım!

BONUS: Attenberg

Attenberg

2010 yapımı ‘Attenberg’, diğerleri kadar duyulmamış adeta gizli bir yerde bir köşede kalmış bir Yunan filmi. Oysa tıpkı diğer filmleri gibi karanlık hikayesi ile seyirciyi dehşete düşürmeyi başaran, değerli bir film. Peki Lanthimos bu işin neresinde derseniz; filmin yapımcılığını Yorgos Lanthimos yapıyor üstelik “mühendis” rolü ile de filmde yer alıyor. Ancak benim bu filmi listeye eklememin asıl sebebi; filmin ‘Köpek Dişi’ ile benzerliklerinin de olması. Filmde Lanthimos’un etkisini hissedebiliyoruz, öyle ki ‘Attenberg’ söz konusu olduğunda çoğu insan yönetmen koltuğunda Lanthimos’un oturduğunu sanıyor. Filmin konusuna değinecek olursak; bir baba ve kızı arasındaki manipülasyonu, çocuğunu dünyaya cezalandırmak için getiren bir ebeveyni izliyoruz. Bu noktaya kadar ‘Köpek Dişi’ ile yakın bir senaryo izliyoruz aslında. Lanthimos, bu konu üzerinde çok duruyor doğrusu, belli ki ebeveynlik hakkında söylemek istediği bir-iki çift lafı var yönetmenimizin. Filmin üzerinde durduğu tek şey bu değil; 23 yaşında bir kadının hikayesini izliyoruz filmde. Onun düşüncelerini, keşiflerini, manipüle edilmişliğin ve yalıtılmışlığın içinde izliyoruz onu. Film, bu anlamda dokunuyor bize. Samimiyet de hissediyoruz huzursuzluk da. Klasik Lanthimos etkisini yaşıyoruz içimizde.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın