Feminist Coğrafya: Medyada Mekân Temaları

Yazan: Sevgi Görmüş Cengiz

“Lütfi Akad’ın 1968 tarihli kült filmi Vesikalı Yarim, seyircisini sıradışı bir deneyime sürükler. Her şey bir Yeşilçam melodramından bekleneceği gibidir, çok tanıdıktır. Ama aynı zamanda çok tuhaf birşeyler vardır bu filmde – adı koyulamayan, açıklamaya direnen, onu diğer Yeşilçam filmlerinden ayıran bir tuhaflık… Vesikalı Yarim’i unutulmaz bir sanat yapıtı haline getirenin tam da bu özelliği olduğunu, içinde yer aldığı sinema geleneğinin bildik, tanıdık motiflerini taşıdığı halde bunlara farklı anlatısal ve estetik çözümler getirdiğini söylüyor.”

Çok Tuhaf Çok Tanıdık kitabından.

Tahattur

Alnımdaki bıçak yarası
Senin yüzünden;
Tabakam senin yadigarın;
“İki elin kanda olsa gel” diyor
Telgrafın;
Nasıl unuturum seni ben,
Vesikalı yarim?

Orhan Veli Kanık

Tarımla uğraşan bir ailenin evli ve iki çocuklu oğlu, manav Halil’in seküler ve dinsel hayat arasındaki sıkışmışlığını yanlızlık, aşk, bağlanmak ve dışlanmak gibi zıtlıklar üzerinden anlatılırken, sevdiği kadın olan Sabiha’nın yaşama tutunmak için girdiği çabanın onun ruhunda oluşturduğu boşluklar ve özlemleri Halill’in boşlukları ile çakışıyor. Her iki cinsiyet için toplumun inşa ettiği anlamlar ve kodlar hem kadının hem de erkeğin özgür olamadığını gösteriyor.

İletilen ya da iletilmek isten tema ya da mesaj, filmin ilk sahnesinde açıktır: Mevsim kıştan bahara doğrudur. Toprak belleniyor. Ağaçların yeni sürgünleri sürmüş, insan toprağı sürmeye hazırlanıyor. Bu sahne bana “tohum ve toprak” kitabındaki “üreme kozmolojilsini” hatırlattı. Ağaç, yol, cami ve dışarıda çalışan biri. Ağaç kendi başınalığı, yol hayatı, cami dini ve dışarıda çalışan erkek hem çalışmayı hem de dışarının aitliğini gösterirken ilk sahnedeki ıssızlık da hem dışarının güvensizliğini hem de insanın ıssızlığına ve sınırlılığına vurgu yapıyor. Tek başına yolun kıyısında ancak insanın yarattıklarının tarafında duran ağacın sol üst köşede görülen başka bir ağaç dalıyla yaşamın çerçevesini oluşturuyor. Bütünü tamamlamak ya da bir çerçeveyi daha geride ya da çok az görünerek tamamlamak belki de toplumun inşa ettiği kadın ve erkek rollerini filmin ilk kadrajında izleyiciye sunar.

“Vesikalı” ve “Yar” Sözcüklerinin Birleşmesindeki Anlam

Bu iki kavramın birleşmesi bu aşk hikâyesinin imkansızlığını baştan vurgular. Aynı zamanda erkeklerin fantezisini dile getirir. Kadının bilinemezliğini, vaat ettiklerini, arzu edilenin ulaşılmazlığını ve filmin adındaki gibi imkansız bir bir aradalığı ifade eder. Sabiha ‘vesikalı’dır ama aynı zamanda edepli ve fedakârdır. Erkeğin kafasında anne ve fahişe olarak ikiye böldüğü iki kadınlık halini kendinde birleştirir. Halil onu bıçakladığında, Sabiha polislere, “Ben yaptım, bıçak benim,” der ve Halil’i kurtarır. Halil, “Asıl şimdi yıktı beni,” der. Burada yıkılan Halil’in fantezisidir. Sabiha burada ‘cinsel arzu nesnesi’ kimliğinden sıyrılıp, erkeği koruyan ‘anne’ kimliğine geçmiştir.

Şükran Yücel, “Vesikalı ve masum”, Radikal İki, 3 Nisan 2005

Halil’in dükkanı bir köşe başındadır.

“Köşe yaşamı reddeder, yaşamı kısıtlar.. köşe bu durumda evrenin olumsuzlanmasıdır.”

Gaston Bachelard

Filmde “kadın”ı ilk gördüğümüz sahnedir. Geleneksel aile tipinin varlığını devam ettirdiği zamanlarda gelinin dışarıda olması yerine kaynananın dışarıda olması daha makbuldür. Namaza gideceğini söylemesine rağmen çalışmaya devam ediyor Halil. Teyzeye sadece oğlunu soruyor ve sadece ona selam gönderiyor. Namus kavramı üzerinden okunabilir. Bu sahnede astığı filenin senkronik hareketi ve havada sallanması dönemin çelişkili saiklerinin yanı sıra Halil’in sallantılı bir döneme geçeceğini de haber verir gibidir. Çünkü Halil ilk kez bu akşam meyhaneye gidecek ve konsomatris olan Sabiha ile karşılaşır ve ona aşık olur.

İlk karşılaşma ve “Bir sigara içebilir miyim? Yakar mısın?” cümlesi ile beliren aşk bir etkileyici bir atmosferi olan meyhanede başlar. Kadının başının çevresindeki duman, ışık ve müzik ile Halil’in ve Sabiha’nın bakışlarının karşılaşması bir büyü durumunu anlatıyor.

Mekanın büyüsü ile ivmelenen aşktır. Sabiha Halil’e evdeki kadına karşı hissetmediği “arzu”yu; Halil ise Sabiha’ya pavyona düşmeseydi eğer istediği yaşamı ve masumiyeti hatırlatır. Ve her ikisinin boşlukları mekânın doluluğu ve kalabalığı içinde birbirine dolar.

İki farklı hayatın kesiştiği ve geçmişleri üzerinde durmadıkları “o anı” ve kendiliklerini birbirlerini zorlamadan yaşadıkları bir hayat denemesidir vesikali yarim. Leopar desenli ve açık saçları ile Sabiha modernizmi ve cinselliği, önde bakışları ile Halil masumiyeti temsil ediyor.

“Bu evi şimdi seviyorum”

Söylenmeyen/söylenemeyenler üzerine kurulmuş anların en sonunda eve dönüşü ve sokakta kalışını görüyoruz. Toplumda iki farklı yaşamdan gelen farklı tabakalardaki ve mekanlardaki beraberliklerde mutlu son yoktur mesajı çok güçlüdür.

“Çok eskiden rastlaşacaktık” sözü, “keşke” dir. “Yolumuz birleşti biliyordum” Ağaçlar arasında yapılan bu konuşmada ağaçların kalabalığı içinde insanın yalnızlığı betimlenirken filmin ilk sahnesine bir gönderme var. Aşkın büyüsünü ve imkânsızlığını hatırlatır.” Sabiha pavyona düşmeden ve Halil evlenmeden öncesine göndermede bulunur ve bir imkânsızlığı ifade eder. Her ikisi de duvara çarpmıştır.

“Asıl şimdi yıktı beni” Halil Sabiha’nın anne olabileceğini/yar olabileceğini kavramıştır. Ama geç kalınmıştır.

Halil eve döner, topluma göre “macerası” tamamlanmıştır. Evdeki kadın (Halil’in eşi) bir hizmetçi edasıyla terliklerini hazırlar ve Halil eve girdiği andan itibaren gündelik yaşama hemen başlar. Çocukların Sevinci ve annesine “babam geldi” müjdesi hanenin ve çocukların aşkı nasıl zorlaştırdığını da gösterir. Burada öne çıkan kavram babalık durumudur.

“Oğlum” Onaylanma

Sabiha bitmeyen macerası ile kalabalıklar içindeki yalnızlığıyla sokaktadır. Her ikisi için de mutlu son yoktur. Ev kurma hayali, bu dünyanın bir köşesinde masumiyeti ve aşkı yaşama arzusu toplumsal normlar ve kodlar tarafından alaşağı edilirken kadınlık ve erkeklik rolleri evde, sokakta ve işyerinde kendini dönüştürerek var etmeye devam ediyor. Rol yüklendiğiniz anda avantajlı ya da dezavantajlı olamazsınız. Yaşamlarımızı başkalarının çerçevelerinde, inancın etkisinde sınırlandırılmış olarak yaşamak: zıtlıklar içinde zıtlıklarla birlikte yaşamak: “ÇOK TANIDIK, ÇOK TUHAF”

Son söz yerine: Lütfi Akad söyleşisi: “…Ahiretten bir soru gibi geldi şimdi. Ne yapacaksınız bunları siz? Filmi seyredin, dokunuyorsa size, kalbinize dokunuyorsa, o kadarla yetinin. O güzel bir şey. Ama didiklediğiniz zaman bozarsınız. O şey kalmaz sizde, tadı kalmaz.”

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın