Düşüş’ün Kökü

“The Fall” 2006 ABD- Hindistan ortak yapımı bağımsız film, birebir çevirisi ile Türkiye’de, “Düşüş” adıyla 2008 yılında gösterime girdi. Yönetmen koltuğunda; Hindistan sinemasının-kültürünün yetiştirmiş olduğu — büyük istikrar ve köktenciliğin yönetmeni olarak değerlendirilen, -Tarsem Singh yer alır. Filmin basit ana hatlarına baktığımızda (konu, senaryo, aksiyon vs.) Tarsem Singh’in bu söylenen, istikrar ve radikal duruşu, film için kesinlikle bir olmazsa olmaz niteliği taşıyor. Film bünyesinde yer alan güçlü, özgün senaryo, film tamamında ağır bir baskınlık kurmaktadır. Bu senaryo baskınlığın, film içerisinde eşit dağılımı, filmi ancak sağlam bir gövdeye bürünebileceği ön görüsünde bulunmak, gayet mutedil bir yargıdır. Yani bu salt film gövdesinin oluşumu; yönetmen, müzik, oyunculuk, kostüm, görsellik, vs. — senaryo ile aynı oranda bir baskınlık ve nitelik-nicelik bakımından -senaryoya eşdeğer ya da özden bağlı kalmasıyla mümkün olabilir.

Film geneli üzerine bir kritik yapmadan evvel bu değerli senaryo üzerine bir miktar kritik yapmakta fayda var. Filmin salt senaryosuna bakıldığında, bu senaryonun, özgün bir yazar tarafından yazılmış, özgün bir kitabın senaryolaştırılmış olduğunu düşünmek gayet yerindedir. Nitekim epik, destansı, mistik, masalsı birçok filmin senaryosunun kaynağı olarak, kitaplar karşımıza çıkar. Ancak bu filmin senaryosu sadece bir film senaryosu olarak yazılmıştır. Senaryo, Bulgaristan asıllı senarist “Valeri Petrov” tarafından 1970’li yıllarda yazılmıştır. Bu senaryo “Yo Ho Ho” (Korsan nidası anlamına gelir.) 1981 Bulgaristan yapımı filmin senaryosudur. “Yo Ho Ho” adlı film “The Fall” filminin atası olarak görülür-değerlendirilir. “Yo Ho Ho” filmi yine ardıl filmi gibi bağımsız bir yapımdır. Senaryo olarak The Fall filminin paralelinde ancak görsel olarak nispeten daha mütevazı. “Yo Ho Ho” filmi “The Fall” filmi kadar sahne çeşitliliğine de sahip değil, burada bir miktar iyimser yaklaşımla şunu söylemekte yarar var; “Yo Ho Ho” filmdeki anlatılan hikâyeleri renklendirmek biraz daha izleyiciye bırakılmış. The Fall filminin, bu senaryo üzerine yapmış olduğu ilaveler bakımından özce ilk filme pek sadık kaldığını görebiliriz. The Fall senaryosu ilk filmin senaryosunun üzerine katkıları çokça screenplay eklemelerdir. Screenplay yazın ekibi içeresinde yine filmin yönetmeni olan Tarsem’i görürüz, bu bakımdan da yine yukarıda bahsetmiş olduğumuz Tarsem’in yönetmen duruşunu yine yazın kısmında da görebiliriz.

the-fall-2

The Fall filmin bir diğer karakteristik etmeni filmin müzikleridir. Filmin soundtrack kısmına bakıldığında yine Yo Ho Ho filminin çok değerli yaratılarının, The Fall filminde de barınmaktadır. İki filmin kompozitörü (besteci) Kiril Donchev’dir. Filmdeki oldukça başarılı enstrümantal müziklerin sağlayıcısı yine Donchev’dir. The Fall filminin aksiyon sahnelerinin soundtracklerinden olan Ludwig van Beethoven imzalı 7. Senfoni, Bulgaristan Senfoni Orkestrası performansı ile filmde yer alır. Bu bakımdan da “Yo Ho Ho” filminin aktarımını görmekteyiz.

“The Fall” filminin kostüm çalışmalarından da övgü ile bahsetmek gerekir. Çekim yerlerinin bulunduğu coğrafyadaki kültürel çizgiler, başarılı bir şekilde, kostümlerle filmde sunulmuştur. “The Fall” filminin genel olarak oyunculuk başarısı da çokça konuşulmuş ve olumlu eleştiriler almıştır. Göze çarpan iki oyuncundan ilki, “Alexsandria” karakteri ile Catinca Untaru’dur. Çocuk oyucu olan Untaru, oyunculuğu ile Alexsandria karakterini bize öylesine sevdirmiştir ki, film boyunca Alexsandria’nın hüznünü ve sevincini her şekilde paylaşmışızdır. Bir değer önemli oyuncu ise “Roy Walker” karakteri ile Lee Pace’dir. Lee Pace’in sergilemiş olduğu oyunculuk performansı, filmde aktarılmak istenen gerçekçi, depresif karakterini, çok başarılı bir şekilde canlandırmış diyebiliriz.

Çocuklar Mutlu Son İster

Film, 1920’lerde bir hastanede geçmektedir. Roy, (Lee Pase) film sektöründe yer alan bir dublördür. Bir film çekimi sırasında sakatlanmış ve sevgilisi tarafından da terk edilerek intihar eşiğinde hastanede kalmaktadır. Beş yaşında küçük bir kız çocuğu olan Alexsandria (Catrina Untaru) ise portakal ağacından düşmesi sonucu kolunu kırarak hastanede tedavisine devam etmektedir. Genç dublör ve Alexsandria hastanede tesadüf eseri tanışırlar ve kısa sürede dost olurlar. Roy, ve Alexsandria’nın dostluğu olukça masalsı ve sıra dışıdır. Roy sürekli Alexsandria’ya masallar anlatır ve film içersinde bu anlatılan masallar sinematografiye dökülür. Filmin ana çizgisi bu anlatılar masallar etrafında şekillenip gider. Ancak kritik nokta şudur ki; kötü bir yaşamın içindeki bir masal anlatıcısının iyi sonlu masalları olması pek beklendik bir şey değildir. Nitekim Roy’un da filmde dediği gibi; “Bende mutlu sonlar yok.” Ancak çocuklar her daim mutlu sonlar ister.

Filmden çıkış noktası alarak, günümüz yetişkin bireyleri ve çocukları arasında çok büyük izah farklılıkları olduğunu görebiliriz. Biz yetişkin bireyler olaylar karşısında oldukça şüpheciyken, çocuklar olaylar karşında kolay kabullenir bir tavırdadırlar. Bu olaylar iyi bir şeyse, örneğin; durduk yere biri bize bir şey armağan ettiğinde, bunun nedenini sorgularız, hatta bir ihtimal armağanı geri bile çevirebilir. Ancak çocuklar için bu, özellikle iyi şeyler olsun ardında bir art niyet hiç aramazlar, neden olmasın derler. Tam tersi durumlarda, yani kayıplarda yetişkinler kabullenmeyi başarmak adına kendilerini paralarlar ama çocuklar kayıplar karşısında adeta olgunluk gösterir ve kaybolan şeylerin yerine geleceğini düşünürler. Tıpkı gerçek hayatta ki gibi film içerisinde “Bende mutlu son yok” diyen masalcı Roy’u, güçlü mutlulukçu çocuk olan Alexsandria sonunda masalını mutlu sonla bitirtmek durumunda bırakır.

the-fall-2

Bu Nasıl Bağımsız Film?

Bu soruyu sormak, bağımsız sinemanın sadece düşük bütçeli filmler sineması olduğu yanılgısıdır. The Fall filminin genel hatlarına bakılıp pahalı bir filmdir, nasıl olurda bağımsız bir yapım olarak değerlendirilir yargısı, bağımsız sinema için düşünülen en büyük yanılgıların başında yer alır. Nitekim sinema bir sanat dalıdır ve sanatta sınır yoktur ilkesi sinema içinde geçerlidir. Ayrıca doğruluğuna çok güvendiğim sanatla ilgili temel düşüncem; sanatsal bir yaratının ne kadar ardında durursa sanatçı, sanat eserinin üretiminde ne kadar imkânsızlıklar olursa olsun, sanat üretiminde imkansız diye de bir şey yoktur. Yani sanatçı ortaya koymak istediği eseri hiçbir güruhun esirinde kalmadan üretmesinin en kati yolu, sanat-sanatçı tam bütünlüğü ile mümkün olabilir. En nihayetinde sanat-sanatçı birlikteliğinin bir bütün içerisinde çok başarılı bir şekilde harmanlandığı “The Fall” filmi bağımsız sinema için çok büyük bir değere sahiptir.

Satır başında dönecek olursak, hali hazırda bir filmimiz var, bağımsız bir yapım, ve yüksek bütçeli, o halde sanatta birileri sınırları zorlamış diyebiliriz. Bence “The Fall” filminin bağımsız sinema çerçevesinde tartışılacak en kritik değerlemesi şu yargı ve açılımı ile olmalıdır: iyi ki bağımsız bir yapımdır The Fall filmi. Çünkü “The Fall” filmi, Nabimya’dan Çek Cumhuriyeti’ne, Çek Cumhuriyeti’nden, Hindistan’a, Hindistan’dan Türkiye’ye kadar yaklaşık 15 ülke ve bölgede kıtalar arası sahneleri olan bir filmdir. Bağımlı olsa idi, bu kadar çeşitli mekân özgürlüğü olur muydu filmin, ya da geçek mekânlar kullanılır mıydı bunu sorgulamak lazım. Ne var ki popüler sinema anlayışındaki zaman-para ikiliğinin büyük etkisi, bunu pek mümkün kılar gibi görünmüyor. Tabi bu noktada mekân çeşitliliği muazzam değerli ancak bu kadar sahne mekân çeşitliliği yine olsa, ama gerçek mekânlardan ziyade, stüdyolarda çekilen mekânlar olsa nasıl olurdu, diye soracak olursak… Bazı filmler vardır gözlerimizle izleriz, filmdeki sesler kulağımıza ilişir; ancak bazı filmlerde vardır ki, The Fall filmi gibi, filmdeki gerçekçi görseller, gerçekçi karakterler, gerçekçi kostümler sayesinde, filmin kokusunu da duyarız.