Ana sayfa Sinema Film Eleştirileri Z – Ölümsüz | Film Eleştirisi

Z – Ölümsüz | Film Eleştirisi

Mayıs 1963’de sosyal demokrat ve milletvekili Gregoris Lambrakis, savaş karşıtı bir konuşmayı takriben aşırıcı bir grup tarafından öldürülmüştü. 1966’da Vassilis Vassilikos, Lambrakis’in suikastini anlatan bir roman yazdı (Z adı, “O [Lambrakis] yaşıyor!” anlamına gelen Yunan protesto sloganı “ZEI”den gelir). Bu sırada Yunan doğumlu film yapımcısı Costa-Gavras, Fransa’da IDHEC film okulundaydı. Hayatı boyunca politik anlamda aktif olan Gavras’ın kardeşi, Z romanının bir kopyasını gönderdi. Ve Z, 1969’da filme uyarlandı.

Costa-Gavras, bir suikasti aydın bir yönetmen gözüyle araştırdığı Z filminin çekildiği 1969 yılı, insanların hafızalarında uzun yıllar boyunca yer edecek olan politik olayların yaşandığı bir dönemin sonuydu. Z, acı dolu Vietnam Savaşının ve savaş karşıtı hareketlerin zirvede olduğu yılları, Çin Kültür Devrimi ve Altı Gün Savaşı’nı takip etmesi bakımından da oldukça sansasyoneldi. Ancak Costa-Gavras, özellikle Amerikan toplumunda yaratacağı etkiyi (Film, anti-Amerikan olmakla suçlanmıştı) göze almış olduğunu filmin ilk sahnelerinde bildirmişti:

Gerçek olaylar, ölü veya diri tüm kişilerle olan her türlü benzerlik; kazara değildir. KASITLIDIR.

Bu “uyarı”yı takip eden süreçte Fransa’da askeri hükumetin yaptığı toplantıyı izliyoruz. General rolünde Pierre Dux’u görüyoruz. Film, sağ karşıtı ideolojilere küf benzetmesi yapılarak bu ideolojiye sahip olan insanların tedavi edilmesi gerektiği söylemiyle faşist ideolojiye keskin ve hızlı bir giriş yapıyor. Karşıt ideolojilerin varlığı yalnızca sağ görüşün varlığına bağlanarak, bu görüşlerin toplumdaki çelişmelerden ortaya çıktığı gerçeği reddediliyor. Filmin ilerleyen dakikalarında bu reddedişin bir “görmezden gelme”den, bir “fikir ayrılığından” ibaret olmadığını, oldukça tehlikeli olduğunu görüyoruz. Peki bu reddediş, gücünün kaynağını toplumun “aşırı” (ekstrem) kesimden mi alıyordu?

Anti-komünist ekstremistlerden olan, Marcel Bozzuffi’nin canlandırdığı Vago karekterinde bunun cevabını buluyoruz. Vago, hakimin kendisini sorgulaması sırasında komünist olarak suçlanmasına sebep olacak şu sözleri söylüyor: “İki gün çalışmasam aç kalırım. Zengin üşüttüğünde, ona bir hafta yatak! Fakir için kırık demek ya çalışmak ya da mezar.”

Vago’nun yaptığı bu bilinçsiz davranış bize politik reddedişin kendisinden beslendiğini, kaynağını söylediği yalanlardan aldığını gösteriyor. Kişinin bilinci toplumun gerçekliğiyle sınırlıdır; bu gerçeklik ise üst mertebenin söylediği yalanlar ve kişinin içinde bulunduğu sınıfın çelişkisinden meydana gelir.

Z
Jacques Perrin ve Jean-Louis Trintignant

Film, Gregoris Lambrakis’in (Yves Montand) suikastının hükumet yetkilileri ve askeri yetkililer tarafından gizlenmeye çalışılmasıyla ortaya çıkan çelişkiler ile şekilleniyor. Gerçeklerin yüksek unvanlara sahip kişilerin elinde nasıl manipüle edilebileceğine, hükumetin baskılarına rağmen görevini tarafsız bir şekilde yapmaya çabalayan Jean-Louis Trintignant’ın canlandırdığı hakim Christos Sartzetakis karakteri aracılığıyla tanık oluyoruz. Sartzetakis’in gerçeği biliyor olmasına rağmen; gerçeği politik anlamda saptırılmamış bir şekilde ortaya çıkarmak için ne fikirlerini, ne de inandıklarını dışarıya yansıtmaması “Suikast” sözcüğünü kullanmayı reddedişiyle dikkatimizi çekiyor. Yalnız burada bir nokta daha var: manipülasyon, gerçekleri saptırmakta kullanılabileceği gibi, gerçeği ortaya çıkarmak için de kullanılabilecek iyi bir çözüm yöntemidir. Hakimin de, sorguladığı insanlarda bu yöntemi sık sık uyguladığını görüyoruz. Ancak, her şeye rağmen, gerçeğin gücün karşısında bir önemi var mıydı? Z filmini tüm zamanların en iyi politik gerilim filmlerinden biri yapan izleyiciye olayları açık bir şekilde izletme imkanını vermesinden kaynaklanıyor. Biz de hakim gibi, gerçeği biliyoruz, ama ortaya çıkana kadar bu gerçeğin bir anlamı olmadığının da farkındayız. “Gerçek, güçlü, örgütlü bir eylemin başlangıcıdır.” deniyordu, ancak gerçek, gücün karşısında ne kadar direnebilirdi? Bu soru, filmi izlerken sorgulamamız gereken en önemli nokta olarak dikkat çekiyor.

Z

Z, En İyi Yabancı Dil Görüntü ve En İyi Görüntü dallarında olmak üzere iki Oscar ödülü ve daha birçok ödül kazandı. Costa-Gavras, bu filmde yakaladığı başarıdan sonra çektiği politik filmleri ile konuşulmaya devam etti. L’aveu (1970) ile Çekoslovakya’daki totaliterlere seslendi; Section Speciale (1975) ile II. Dünya Savaşındaki Fransız özgürlük savaşçılarının hikayesini anlattı; ilk İngilizce filmi olan Missing (1982), Augusto Pinochet’nin Şili’deki kanlı 1973 darbesi hakkındaydı. 1997 yapımı Mad City, medyanın insandan uzak tarafına odaklandı. Z, ayrıca yenilikçi tarzıyla Bertolucci başyapıtı Il Conformista (1970) gibi gerçek hayattaki olayları keşfetmek için kurgulanan, sorgulayıcı biçimini kamuflaj olarak kullanan filmlerin öncüsü oldu.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın