Vortex: Evini Zihninin İçinde Unutmak

Yazan: Cansu Arslan

Fransa’nın serseri çocuğu Gaspar Noé, bu sefer bizi hiç tahmin etmediğimiz bir yerden vuruyor. Gaspar Noé izlemeye gittiğiniz zaman, rahatsız olacağınızı, film esnasında salondan onlarca insanın çıkış yapacağını göze alırsınız. Noe, Vortex ile birlikte, bu sefer sizleri sinema salonunda oturduğunuz koltukta kalakalmanıza neden oluyor. 2021 yapımı film, ilk kez Cannes Film Festivali’nde izleyici ile buluştu. Altın ayı ve FIPRESCİ ödülü kazanan filmi, İstanbul’da hemen hemen her salonda izleme fırsatı bulabilirsiniz. İstanbul’a gelerek izleyicilere sürpriz yapan Noe’nin de dediği gibi ‘’ bu sefer mendillerinizi hazır ediniz. ‘’ Ben almamışım, hiç hoş olmadı.

Vortex, tipik bir Noe filmi olarak açılıyor. Ancak, yönetmenin diğer filmlerinden farklı olarak bu sefer sert bir giriş yerine, dokunaklı bir giriş ile karşılaşıyoruz. Aynı evin içerisinde yer alan karşılıklı iki pencere arasından, birbirlerine tatlı bakış atan yaşlı bir çifti görüyor ve arkadan çalan Françoise Hardy – “Mon amie la rose” ile kendimizi filmin içinde bulmaya başlıyoruz. Birbirlerine aşkla bakan çifti gördüğümüz anda şarkının sözleri akmaya başlıyor:

Vortex

“Yaşlı uyandım
Me suis réveillée vieille
Yine de çok güzeldim
Pourtant j’étais très belle
Evet en güzeliydim
Oui, j’étais la plus belle”

Şaraplarını içip balkonda romantik dakikalar geçiren çift sonrasında, kitaplarla dolu, kalabalık, sıkışık ama yılların her yere yayıldığı bir ev görüyoruz. Hafızalarını ve geçmişlerini evin her yerine yayan bir çift…

“Zaten ben yokum
Déjà je ne suis plus
Dün bana hayrandın
Tu m’admirais hier
Ve toz olacağım
Et je serai poussière”

Filmi bitirdiğiniz zaman, seçilen bu şarkının ne kadar da vurucu bir anlamı olduğunu çok daha iyi anlayacağınızı belirterek filme dair detaylara giriyorum. Bazı yerlerde spoiler ile karşılaşabilirsiniz. Ona göre okuyunuz.

Vortex
Vortex

Balkondan evin içine daldığımız an ekran ikiye bölünüyor ve sol tarafta, Françoise Lebrun’un Elle isimli karakteri canlandırdığı eski bir psikiyatr, sağ tarafta ise sinema eleştirmeni Lui’yi canlandıran, Dario Argento‘yu görüyoruz. Ekranın ikiye bölünmesi belki bir Enter The Void etkisi yaratmıyor ama Lux Æterna’da izleyici nasıl zorladığını ve farklı bir deneyim sunduğunu da bilerek izlemeye koyuluyoruz. Giriştiğimiz bu deneyimin bizlere nasıl geleceğini merak ederek yaşlı çiftin günlük rutinlerinde neler yaptıklarını izleyerek hayatlarına daha da yakından bakmaya başlıyoruz. Ev içerisinde ikisinin birbirlerine ait düzenleri olduğu kadar, birbirlerine bağlı bir düzenleri de mevcut. Birinin kahveyi yapması ötekinin gidip onu alması gibi ev içerisinde mesafeli bir takım çalışmasının ilk örneklerinden. Tipik bir yaşlı çiftin paylaştığı bir rutinden ötesi değil gibi gözüküyor.

Emekli bir psikiyatr, sinema kitabı yazmak için hala her sabah disiplinli bir şekilde daktilosunun başına oturan bir adam. Her şey çok normal. Kısa sürede fark ediyoruz ki kadın demans hastası ve zihni sürekli kayboluyor. Uyuşturucu bağımlılığından pek de kurtulamamış, boşanmış ve bir çocuk sahibi oğulları, Stephane (Alex Lutz) annesi Elle ile ilgilenmeye çalışıyor. Fakat daha kendisi ve oğluna bile gerekli önemi veremeyen Stephane, annesi ve babası için çok da yeterli bir karakter değil. Hastalığı her geçen gün kötüleşen kadını yönetmek gittikçe zor bir hal alıyor. Odağımızı biraz daha kadına vermeye başlıyoruz, ee ekranın diğer yarısı ne olacak derken, Noe’nun bunu da düşünmüş olduğunu ve filmi izleyici tekniği ile çekerek kadının hareketli olduğu anlarda, kocası Lui’yi sabit bırakarak bizlerin her iki karakteri de rahatlıkla gözlemleme fırsatı sunduğunu görüyoruz.

Vortex
Vortex

Lebrun’un oynadığı Elle karakteri gün içinde sıklıkla nerede olduğunu, kim olduğunu, karşısındaki insanların onun nesi olduğunu unutur vaziyette. Argento’nun canlandırdığı Lui karakteri ise karısını sürekli sokaklarda aramak ile meşgul. Üstelik bu durum her geçen daha sık yaşanır vaziyette. Yaşlılığın aslında nasıl da hızla geldiğini sahne sahne gördüğümüz filmde, her iki karakterinde yaşlanmaya olan tepkilerini, yalnızlıklarını, bu yalnızlıkla baş ediş biçimlerini izledikçe sinirlerimiz bozulmaya başlıyor. Lui, artık eşine bakamayacak duruma geliyor ama bunu da bir türlü kabul etmeyerek oğlunun bakım evi teklifini reddediyor.

Rüyalar ve filmler üzerine kitabını yazmaya çalışan Lui’ye yakınlaştığımızdaysa; karısını çok sevdiğini ama yıllardır da bir sevgilisi olduğunu öğreniyoruz. Bir tarafta karısına üzülen, ona sürekli kendini hatırlatmaya çalışan bir adamken, bir tarafta da genç bir aşık gibi sevgilisine olan aşkını dile getiren bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Sorunlar git gide büyüyor ve artık tehlikeli bir hal almaya başlıyor. Derken Elle, uyurken Lui, kalp krizi geçiriyor ve kısa bir süre yoğun bakımda kaldıktan sonra ölüyor.

Vortex
Vortex

Film yukarıda anlattıklarımdan mı ibaret, hayır! Kesinlikle hayır! Öncelikle Noe’nin Love filmine bir gönderme yaptığını düşünüyorum. Sanki oradaki karakterlerin yaşlılığını izledik düşüncesindeyim. Son olarak filmi izlerken, içinizde sürekli kendi yaşlılığınız, aileniz, belki vefat eden aile büyükleriniz dönüp duruyor. Hafızanızın güçlülüğünden neredeyse emin olduğunuz yaşlardayken, o an izlemekte olduğunuz filmin üzerinden her an 20 sene geçebilecek olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. Ailenizin artık olmadığı, zihninizin muhtemelen yavaş yavaş yok oluşa doğru sürüklendiği ve tüm bunlar olurken de yaşanmışlıklarınızı nereye koyduğunuzu unuttuğunuz bir deneyim. Üstelik hatırladığınız o kısacık anda bile size ait mi değil mi bilemiyorsunuz. Bilemeyebiliyorsunuz. O yüzden de umarım “evinizi, ruhunuzu zihninizin içinde unutmadığınız” bir son bizleri bekliyordur.

“Yaşlılık, Bay Thompson, sona ermesi istenmeyecek tek hastalık budur.”

Citizen Kane – Orson Welles

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın