Through a Glass Darkly: Aynanın İçinden

Yazan: Feyza Delibalta

“Dinsel bir şizofreni vakasıdır. Bir insanın içine bir Tanrı iner ve ona bir mesken kurar. Sonra onu terk eder, dünyada yaşamaya devam etmesi için hiçbir imkan olmadan onu boş ve tüketilmiş bırakır.”

Ingmar Bergman

Through a Glass Darkly, Ingmar Bergman’ın inanca odaklanan oda üçlemesinin birincisidir. Film, şizofreni hastası olan Karin (Harriet Andersson)’in hastanede bir süre tedavi görmesinin ardından eve döndüğünde aile bireyleriyle olan ilişkisini ele alır, bu ilişkiler ve karakterlerin kendileri üzerinden inanç ve inancın kaybı sorgulanır. Evin içindeki her bireyin Karin’in iyileşme umudu olmayan hastalığına tepkisi farklıdır. David (Gunnar Björnstrand) kızının hastalığını tepkisizce gözlemler, notlar alır, ondan bir edebi eser üretmenin peşindedir. Erkek kardeşi Minus’un Lars Passgård) kadınlarla kurduğu ilişki ergenliğinin bir parçası olarak cinsellik üzerinedir, kocası (Max von Sydow) ise kendisini iktidarsız ve çaresiz hisseder ve David’i suçlar. Oda üçlemesinin diğer filmleri Winter Light ve The Silence‘da olduğu gibi, Through a Glass Darkly‘de bireylerin -David’in tasvir ettiği gibi- kendi çizdikleri çemberler ele alınır. Kişi, kendi problemlerinin oluşturduğu güvenli çemberinden ayrılıp, kurtuluş pahasına da olsa bir başkasının çemberine girmeyecektir. Bunu Minus şu şekilde ifade eder:

“Bütün insanlar kendi içlerinde tutsak mıdır? Sen kendi hayatında, ben kendiminkinde. Herkes kendi hücresinde. Bütün insanlar.”

Minus, Karin’e

Kişi, sevilen kişiye göstereceği ilginin içtenliği için kendi çatışmasını çözmelidir. Karin, Minus’un oluşturduğu çemberi, Minus’un kendisini objeleştirmesini kabul ederek aşmıştır. David, suçluluğunu kabul ettikten sonra Karin ve oğlu Minus ile gerçekten konuşabilmiştir. David eşinin ölümünde ve Karin’in”günden güne yitip gidişinde” pasif bir izleyici olduğu için suçludur. Bir yazar ve bir erkek olarak, etrafı deliren kadınlarla çevrilmiş olan David, bu kadınları ruhsal gelişiminin bir parçası olarak kullanır. Eşinin ve Karin’in hastalığının üzerindeki etkisini romanları için araçsallaştırır. Aslında sadece kadınları değil, kendi varlığını ve duygularını da araçsallaştırır. Filmdeki erkeklerin tek kadın karaktere karşı tutumlarında Lacan’ın “Kadın erkeğin semptomudur.” önermesi kendini hatırlatıyor.

Sanatsal Bir Musallat veya İlüzyonlar Mezarı

Karin’in eve döndüğü ve ailecek bir araya geldikleri ilk gece, duygularını dışarıya vuramayan babanın geçirdiği histeri krizinin sonrasında, Karin, eşi ve Minus; David’e bir tiyatro oyunu sergiler. Oyunu Minus yazmıştır ve bu oyun aracılığıyla babasıyla iletişim kurmuş, onun çocuklarına ne kadar uzak kaldığını ölüm ve ihanet temalarıyla anlatmıştır.

“Kendi krallığımı yönetiyorum, bu krallık küçük ve yoksul da olsa. Ben  bir sanatçıyım!”

Kral olmasıyla ilgilenmeyen prenses (Karin), sanatçı olduğunu duyduğunda ise krala (Minus’a) doğru döner. “Bir sanatçı mı?”

“Evet Prenses! En saf haliyle bir sanatçı. Şiirsiz bir şair, resimsiz bir ressam, notaları olmayan bir müzisyen!”

Kral, bu sanatların bayağı bir çaba sonucu oluştuğunu, bu hazır sanatları küçümsediğini söyler ve devam eder:

“Benim sanatım, hayatımdır! Ve o da sana olan aşkıma adanmıştır.”

Prenses, aşkını test etmek için saat gece ikiyi vurduğunda onunla birlikte tabuta girip kendisi için ölmesini ister. Prenses bunun skeptiklere gerçek bir sanatçının neler yapabileceğini gösterebileceğini söyler.

“Gerçek bir sanatçı için hayat nedir ki!”

Der kral, ancak fedakarlık vakti geldiğinde, bu durumu sorgulamaya başlar.

“Hayatımı sonsuzluk için feda ederken, fedakarlığımı sadece ölüm görecek. Aşkımın derinliğini sadece bir hayalet bilecek, bana sonsuzluk teşekkür edecek.”

Böylece tüm vücudu titrer, tabuta giremez ve prenses beklemekten vazgeçer.

“Prensesle ilk karşılaşmam hakkında bir şiir, bir opera yazabilirdim, ama daha kahraman bir sona ihtiyacı olurdu… Unutkanlık sahibim olacak ve sadece ölüm sevecek beni.”

Yönetmenin, oyunu izleyen babanın yüz ifadelerindeki değişimi vurguladığını görüyoruz. Kral, prensese aşkını itiraf edip ona söz verirken yüzü asılan baba, sanatçının fedakarlıktan vazgeçişini izlerken onaylanmış hisseder. Ancak kral unutkanlık ve ölümden bahsederken yüzü asılır. Sanatını, yani hayatını aşkı için feda edemeyen kral, babanın kendisidir.

“Sanat denen şey için feda ettiğim yaşamları görüp kendimden iğreniyorum.”

David
Filmde dini üçleme anlatıları

Karin, kendisini tanrıyı bekleyen insanların yanında bulduğu o ilk anda, hazzın doruğuna ulaşır. Bu deneyim, Martin’den soğumasına yol açar. Yasak olan, tanrıyla sevişmektir, babayla sevişmektir. Bunların yerini Minus alır. Minus ile olan ilişkisinde ses ona babasını aldatmasını ikinci kez söylemişti. Birincisi babasının çekmecesini gizlice karıştırdığında olmuştu. Karin, nöbet geçirip bir gemi enkazına sığındığında yasak olan gerçekleşmiştir. Bu gemi enkazı, aile bireylerinin çatışmalarının çözüldüğü yerdir. Karin, itiraf eder. İki dünya arasında yaşamak dayanılmazdır. Birini seçmek zorundadır.

“İnsanın kendi karmaşasını görüp anlaması çok korkunç bir şey.”

“Karin. İnsan kendi çevresine büyülü bir çember çizer ve kendi gizli oyunlarına uymayan her şeyi dışarıda bırakır. Yaşamın bu çemberi bozduğu her an oyunlar grileşir. O zaman insan hemen yeni bir çember çizer ve koruma alanı oluşturur.”

“Zavallı babacığım.”

“Evet, gerçekliğin içinde yaşamak zorunda olan zavallı baban.”

Karin, odada

Karin’in son nöbetinde, Tanrı’nın gelme vakti yaklaşmıştır. Karin, odada diz çökmüş, duvara bakmaktadır.

Karin, yere çökmüş dua ederken arkasında babasını görüyoruz. Kamera Karin’e odaklanmış. Bu sahne, babasının Karin’in hastalığındaki etkisini ve Karin’in kendisini terk eden babasından şefkatli olacağına inandığı Tanrı’ya dönüşünü anlatır. Ancak babasının gölgevari olmasına rağmen kararlı duruşu kızını zamanında vermesi gereken sevgiden mahrum bırakışının yarattığı boşluğun, Tanrı tarafından doldurulamayacak olmasının bir anlatısı gibidir.

Through a Glass Darkly

“Gerçeklik paramparça oldu. Ben dışarı düştüm. Sanki bir rüyaydı. Artık yaşayamam”

Minus, babasına

Final sahnesinde, Minus babasına böyle söyler, ilk defa babasıyla bu kadar açık şekilde ilişki kurduğu sahnenin başlangıcıdır bu, ki kendisi de bunu “Babam benimle konuştu.” şeklinde dile getirir. Babası kararlı bir sesle Minus’a tutunacak bir şey bulacağını söyler, ona kendi umudunu anlatır, tanrıyı açıklar. Tanrının dahil olduğu sahnelerde Bergman, dışarısının aydınlığını odaların karanlığına taşıyan pencereleri vurgulamıştır.

Final sahnesi: Minus ve baba

Through a glass darkly (Aynanın içinden) ifadesi, ölünce Tanrı’nın “aynadaki” bir yansımasını değil, gerçek halini göreceğimizi söyleyen Aziz Paul’a atıftır. Öte dünyada bizi bekleyen gerçek olmak zorundadır, bu kaybedildiğinde Minus’un ifade ettiği gibi gerçeklik paramparça olur ve insan dışarı düşer. Karin’in son nöbeti, Tanrı’nın yansıması ile görüntüsü arasındaki çelişkiden doğar Bir umut yaratılır, o umut aydınlık ve kusursuzdur. Ona tanrı derler. Ancak tanrı görünür bir figür olursa, çocukluktan çıkamamış Karin’i tecavüz etmeye çalışan korkunç bir örümcek gibi olacaktır.

“Tanrı sandığım şey, bir örümcekti.”

Karin

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın