Ana sayfa Sinema Film Eleştirileri Sivas: Hayatta Kalmak İçin Dövüş

Sivas: Hayatta Kalmak İçin Dövüş

Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metrajlı filmi olan Sivas, 71. Venedik Film Festivali’nde jüri özel ödülü ve en iyi erkek oyuncu ödüllerinin sahibi olarak ses getirmişti. Çekimleri Yozgat’ta tamamlanan Sivas, Türkiye sinemasında en iyi ilk filmlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Yeniden Taşra

Taşra hikayeleri, yakın dönem Türkiye sinemasında oldukça geniş bir yer kaplıyor. Taşra eleştirisi ve taşra eleştirisi üzerinden verilen sıkışmışlık, artık birbirini tekrar eden bir furyaya evrildi. Bu alanda görebileceğimiz birçok şeyi gördük. Taşrada sanatçı olmak, taşrada kadın olmak, taşrada çocuk olmak… Bu tema giderek detaylandı ve şaşırtan boyutlara ulaştı. Taşrada besleme kültürü, taşrada köpek dövüşleri gibi dünya sinemasında bile örneği çok fazla olmayan niş konular görüyoruz. Elbette bu filmler, bu amaçlarla çekilmiyorlar ve bu doğrultuda tümüyle Sivas filmini veya bahsettiğim diğer yapımları suçlamak doğru olmaz ama böyle bir durumun varlığını da es geçmeyelim.

Filme daha detaylı bakarsak, Sivas filmi, küçük bir köyde yaşayan 11 yaşındaki Aslan’ın, köpek dövüşünde kaybettiği için geride bırakılan ve filme adını veren Sivas adındaki bir köpeği yaralı halde bulmasını konu ediniyor. Sivas filmi, taşrada geçen, oldukça sert bir çocuk hiyerarşisini de atmosferine yediriyor. Aslan’ın sınıfındaki Ayşe’ye olan sevgisi ve okulunda düzenlenen tiyatro oyununda prens olma isteği de filmin omurgasını oluşturan ögeler arasında. Bu anlamda Sivas çok yönlü bir senaryoya sahip. Bu detayları göze batmayan bir şekilde bir araya getirmeyi başarıyor.

Sivas

Kötülüğün Köyü

Film, tarımla geçinen bir köyün uçsuz bucaksız arazilerinde, bir grup çocuğun füzelerle oynamasıyla başlıyor. Filmin daha başlarında, çocuksu masum bir ortam yerine rekabet duygusunu ve hiyerarşiyi görüyoruz. Coğrafyanın sertliği çocukları da etkisi altına almış durumda. Senaryodaki bu tercih, Mercan Adası – Sineklerin Tanrısı kitaplarındaki gibi bir zıtlık oluşturuyor. Küfürler, kavgalar ve alaycılık… Bu anlamda taşradaki çocukluk, hiç görmediğimiz kadar katı.

Köyün geneli de tekinsiz bir yer. Ataerkil bir eleştiri okumak, benzerleri gibi bu filmde de mümkün: güçlü olmak ve erkek olmak, kabul görmenin en önemli kriterleri. Aslan’ın köpeğini boğuşturduktan sonra ilk sigarasını içmesini, bu dönüşümün başlangıcı sayabiliriz. Aslan böylece artık erkek oluyor ve sevdiği kızın dikkatini çekmeyi başarıyor. Annesinin artık onu yıkamasını istemiyor örneğin. Bu temanın, yaratım sürecindeki bir tercihten ziyade bu coğrafyaların hiç değişmeyen bir kuralı olduğunu söyleyebiliriz: güçlü olamazsan buraya ait olamazsın.

Muhtar ve öğretmenin de köpek dövüşlerine ortak olması, çürümüşlüğün içinde kalmış köy için katlanarak artan kötücül bir profil çiziyor. Çocuklar dahil pek iyi bir insan göremiyoruz. Bu karakter tercihleri hikayenin akışına gerilimli ve karamsar bir hava katıyor. Aslan, diğer çocuklar ve köy halkı bu kötülük çarklarının içinde biçare bir şekilde yontuluyorlar. Aslan’ın masumiyet beslediği her şeyin bir rekabet alanına dönüştüğünü ve bir yandan köpeğine acırken, bir yandan güç istemiyle onu dövüştürmesi sonucu yaşadığı çelişkili hali, filmin bütününde görebiliyoruz. Aslan cüce rolünden başlayarak, ona verilenlerle yetinmeyip tüm bu çürümüşlüğe karşı çaresiz bir isyana kalkışıyor. Bu bağlamda ana karakterin hikayedeki motivasyonu ve inşası oldukça çarpıcı olmayı başarıyor.

Sivas

Doğal Doku

Filmin genel yapısına baktığımızda, gerçekçiliğinin büyük bir kısmını diyaloglardan sağladığını söyleyebiliriz. Filmin tamamına yayılan harika bir diyalog yönetimi söz konusu. Birçok sahnede sert ve rahatsız edici diyaloglara rağmen neredeyse hiçbir cümle kulak tırmalamıyor ve yerine oturuyor. Aslan’ı oynayan Doğan İzci filmi taşıyan bir oyunculuk sergiliyor. Bunun yanında yönetmenin yan rollerde de istediği verimi aldığını söylemek mümkün. Küçük rollerde bile sineğin yağı çıkarılmış. Bunlardan bağımsız olarak filmin sadece kötülüğe odaklanması gerçekçiliğine zarar veren bir unsur olmuş. Örneğin prens rolünün direkt olarak muhtarın oğluna sadece muhtarın oğlu olduğu için göze sokarak verilmesi zorlama gelen ve kötülüğün resmini çizerken dozu kaçırılan bir nokta olmuş. Diyalog yönetimi her ne kadar başarılı olsa da bazı yerlerde gereksiz sahnelerin olduğunu da söylemek gerek.

Bu uyarıyı takip eden paragraf filmin sonu ile ilgili spoiler içermektedir. Filmi izlememiş olan okuyucularımızın paragrafı gözardı etmelerini şiddetle tavsiye ederiz.

Filmin sonuyla ilgili ilginç bir durum söz konusu: filmin bir kopyasında finalin orijinalden farklı sonuçlandığını görüyoruz. Bu gayriresmi final, tiyatro öncesinde Aslan’ın muhtarın oğlu Osman’ı dereye itmesi ve Osman’ın ölmesiyle sonuçlanıyor. Farklı bir kurgunun yanlışlıkla erişilebilir olması oldukça ilginç. Orijinal finale gelirsek, filmin Sivas’ın şampiyonluğuyla son bulduğunu görüyoruz. Hatalı kopyaya göre daha nötr bir final tercih edilmiş. Böylece Aslan’ın dönüşümünü tamamladığını soğuk bir şekilde hissediyoruz.

Sivas

Son olarak Sivas filmi, gücünü rahatsız ediciliğinden alan bir kumaşa sahip. Hayatta kalmak için sürekli savaşmak zorunda olan Aslan ve Sivas… Asla sabit kalmayan kamera kullanımıyla, kötülüğün içinde kalmış bir Anadolu köyünde bu mücadeleye tanık oluyoruz. Hepsinin sonunda, şiddet sahnelerinde hayvanlara zarar verilmemiş olması iç rahatlatan bir durum. Detaylı ve sert sahneleri, kurguda yumuşak geçişlerle dengeleyen Sivas son dönemlerin başarılı yerli filmlerinden biri.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın