Satoshi Kon: Bilinçaltının Derinliklerinde Gezen Yönetmen

Yazan: Rima Konya

“Dünyadaki güzelliklerin hepsine tüm kalbimle şükrediyor ve kalemimi kenara koyuyorum. Kusuruma bakmayın, artık gitmek zorundayım”

Satoshi Kon

Bu cümleler usta çizer-yönetmen Satoshi Kon’un veda mektubu Sayanora’ya ait. Kon 24 Ağustos 2010 günü hayata gözlerini yumduğunda henüz 46 yaşındaydı. Pankreas kanseri teşhisi koyulup, doktorları tedavi olması için ısrar ettiğinde de her zaman olduğu gibi kendi bildiğini okudu ve tedaviyi reddetti. Üzerinde çalıştığı son filmi The Dream Machine (Yume Miru Kikai)’i bitiremeyecek olmanın hüznüyle aramızdan ayrıldı.

Satoshi Kon
Satoshi Kon

Satoshi Kon 12 Ekim 1963 yılında dünyaya geldi ve ilk gençlik yıllarının önemli bir kısmı Sapporo’da geçti. Genç yaşlardan itibaren manga çizeri olarak hayatını kazanmak istediğinden eğitimini de buna göre şekillendirdi. Musashino Art University’deki eğitimi sonrasında manga sanatçısı olarak çalışmaya başladı. Ünlü sanatçıların asistanlığını yaptığı ve yerel yarışmalarla adını duyurmaya başladığı kariyerini senaryo yazarlığı ve sanat yönetmenliğiyle zenginleştirdi. Katsuhiro Otomo ve Mamoru Oshii gibi önemli sanatçılarla çalışma fırsatı yakaladığı dönemde Roujin Z (1991), Magnetic Rose (1995), Patlabor 2: The Movie (1993), OVA JoJo’s Bizarre Adventure (1993-1994) gibi yapımlara çeşitli katkılar sağladı. Oshii ile son projelerinde çeşitli görüş ayrılıkları yaşayan Kon, bundan sonrasında kendi yolundan gitmeye ve kendi filmlerini üretmeye karar verdi.

Perfect Blue (Pafekuto Buru, 1997)

Usta çizer, Yoshikazu Takeuchi’nin aynı isimli romanından uyarlamış olduğu ilk uzun metrajlı filmi Perfect Blue (Pafekuto Buru) için stüdyo Madhouse ve öncesinde de beraber çalışma imkânı yakaladığı yapımcı Masao Maruyama ile anlaşmıştır. Daha ilk yönetmenlik deneyimiyle büyük yankı uyandıran Kon, filmiyle uzun süredir içerisinde bulunduğu Japon sinema ve televizyon sektörüne büyük bir tokat indirir. Pop idollüğünden oyunculuğa geçiş yapan Mima’nın kötü şöhretin getirdiği yük ve toplumun iki yüzlülüğü altındaki ezilişine tanık oluruz. Usta yönetmen filminde izleyiciyi rahatsız edecek gerçeklikteki sahneleri zihni allak bullak eden sanrılarla süsleyerek sunmuştur. Bunu özgün ve nefes kesen sahne geçişleri ile yapan Kon, seyircisini takip etmeye çalışırken heyecanlandıran, meraklandıran ve kafa karıştıran bir filmle baş başa bırakır.

Psikolojik gerilim filmi yapmaya karar verdiğinde, benzeri sayısız örnekte (Seven, The Silence of the Lambs vb.) olduğu gibisuçluyu gerilim unsuru olarak kullanmamış; bunun yerine takıntılı bir takipçinin kurban üzerinde yaratabileceği içsel yıkıma odaklanmıştır. Uluslararası festivallerde gösterime giren ve ödüllerle dönen film, yönetmenine dünya çapında tanınırlık kazandırmıştır. Aynı zamanda Time’ın 2005’te yayınladığı listesinde en iyi beş anime filmden biri olarak gösterilmiş, Total Film’in en iyi animasyon filmler sıralamasında 25. sırada yer bulmuş ve Entertainment Weekly tarafından da okurlarına tavsiye edilmiştir.

Millenium Actress (Sennen Joyu, 2001)

Satoshi Kon’un ikinci yönetmenlik denemesinde baş karakterimiz Chiyoko filmden filme ”aşkı” kovalarken, izleyicisi uzay mekiği komutasından katanasına sarılan samuraya tek sahnede nasıl geçilebildiğini idrak etmeye çalışır. Nefes kesen sahne geçişlerini son derece akıcı bir kurguyla birleştiren Kon, düzinelerce film sığdırdığı kariyerini inzivaya çekilerek sonlandıran Setsoku Hara’yı hatırlatan bir baş karakter ile karşımıza çıkmaktadır. İlk filmi gibi bir ‘trompe l’oeil’ yaratmayı amaçlayan usta yönetmen, tarzıyla gerçek ve sanrılar arasındaki sınırı bulanıklaştırmayı amaçlamaktadır.

Ünlü Japon yapımlarından (Throne of Blood, Godzilla vb.) esintiler taşıyan film, yönetmenin de büyük bir hayranı olduğu Susumu Hirasawa’nın besteleri ile keyifli bir seyir deneyimi sunmaktadır. İlk filminde insan doğasının karanlık yönlerine odaklanan Kon, bu filminde pozitif bir bakış açısını tercih etmiş; filmlerinde kovalayan, koşan, düşen ve bunu tekrar tekrar yaşayan sevgili baş karakterini anlamamızı istemiştir. Kon’a göre insanın gelişimi de sürekli tekrar eden ölüm ve yeniden doğuş döngüsü arasında şekillenmektedir. Uluslararası film festivallerinden ödüllerle dönen yapım, 2004 yılında Cinefantastique tarafından hazırlanan ‘On Temel Animasyon Film’ listesinde yer almıştır. İlk iki filmini geleneksel anime çizim tekniğiyle yoğun emek sonucu hazırlayan Kon, sonraki filmleri için dijital teknikleri tercih etmiştir.

Tokyo Godfathers (Tokyo Goddofazazu, 2004)

2004 yılına geldiğimizde Kon içimizi ısıtacak animesi Tokyo Godfathers (Tokyo Goddofazazu) ile karşımıza çıkar. Üç evsiz arkadaş Gin, Miyuki ve Hana, karlı bir Noel arifesi çöpleri karıştırırken tesadüfen bulmuş oldukları bebekle beraber bol kovalamacalı bir maceraya atılır. Senaryo yazımında ünlü senarist Keiko Nobumoto’nun (Cowboy Bebop, Wolf’s Rain) yardımını alan Kon, animasyon yönetiminde de Studio Ghibli’den Kenichi Konishi (My Neighbors the Yamadas) ile çalışmıştır. Önceki iki filminde hikâye gelişimine odaklanan yönetmen, bu yapımında karakterlerin hikayelerine odaklanmayı tercih etmiştir. Filmin odaklandığı ‘anlamlı tesadüfler’ ve ‘aile’ temaları ile Kore-edavari bir atmosfer yaratan usta çizer, yine Kore-eda’nın ilerleyen yıllarda sıklıkla kullanacağı ‘kan bağı bulunmayan aile’ konseptine de göz kırpmaktadır.

Usta yönetmen aynı zamanda Tokyo’nun giderek büyüyen evsiz popülasyonuna da dikkat çekmek istemektedir; ona göre evsiz insanlar sadece evlerini değil, ailelerini de geride bırakmıştır. Hikâyenin bir diğer önemli karakteri de Tokyo şehridir. Yönetmen şehrin ve sokaklarının da ruha sahip olduğunu savunurken, insan yüzüne benzettiği binalar ve eşyalarla da bu anlatımı güçlendirmektedir. Film dünya çapındaki sayısız eleştirmenden olumlu yorumlar almıştır.

Paprika (Papurika, 2006)

Yönetmen Tokyo Godfathers’dan kısa süre sonra, 13 bölümlük anime dizisi Paronoia Agent’ı (Mousou Dairinin) yayınlar. Dizide Perfect Blue benzeri, gerçek ve sanrının iç içe geçtiği kaotik bir atmosfer hakimdir ve Kon benzer bir tema üzerine inşa edeceği yeni filmi üzerine çalışmaya başlar. 2006’da son derece renkli, bir o kadar da karanlık bir yapım olan Paprika ile karşımıza çıkar. Chiba ve ekibi psikoterapi alanında çağ atlatacak buluşlarının peşinde Paprika’yla beraber rüyadan rüyaya atlarken, seyirci de (bir Kon klasiği olarak) gerçeklik algısının artık tamamıyla kaybolduğu filmi takip etmeye çalışmaktadır. Paprika neşesiyle Tokyo Godfathers üçlüsünü, oradan oraya koşturmasıyla Chiyoko’yu ve Chiba ile olan karanlık ilişkisiyle de Mima ve sanrılarını hatırlatan bir karakter.

Soundtrack’inin önemli bir kısmı Vocaloid’e teslim edilen ilk filmlerden birisi olan yapım; yönetmenin Perfect Blue’dan beri kafasında olan, ancak bütçe problemlerinden ötürü hayata geçiremediği projesidir. Ünlü yönetmen yıllar sonra sektörde tanınır hale geldiğinde yazar Yasutaka Tsutsui’nin de onayının alınması ile filmini hazırlamaya başlar. Ünlü geçit töreni sahnesinde Susumu Hirasawa’dan destek alan Kon, rüyaların görkemli dünyasına bizleri davet ederken hiçbir gösterişten kaçınmamıştır. Venedik Film Festivali ve benzeri prestijli film festivallerinde gösterilen yapım, kazandığı sayısız ödül ve övgü ile yönetmenin sektöre anlamlı bir vedası olmuştur. Kon’un tamamlayabildiği son film olan Paprika, Time’ın ‘En İyi 25 Animasyon Film’, Time Out’un ‘En İyi 50 Animasyon Film’, Rotten Tomatoes’un ‘Gelmiş Geçmiş En İyi 50 Animasyon Film’, Metacritic’in ‘En İyi 25 Bilimkurgu Film’ vb. prestijli listelerde kendine yer bulmuş unutulmaz bir başyapıttır.

Satoshi Kon ve ‘Etkiledikleri’

Usta yönetmenin Perfect Blue filminin, Darren Aronofsky’nin ünlü yapımları ‘Requiem for a Dream’ ve ‘Black Swan’ ile olan gerek sahnesel, gerek de kurgusal olan benzerlikleri tüm dünyada yankı uyandırmış; çıkan söylentiler Aronofsky’nin ‘Perfect Blue’nun haklarını satın aldığı’ noktasına kadar yükselmiştir. Requiem for a Dream’i kendi filminden ‘fazla etkilenilmiş olmakla’ suçlayan Kon, bu konudaki kırgınlığını yazılarında ve röportajlarında sıklıkla dile getirmiştir. Benzer durum Christoph Nolan’ın Inception’ı vizyona girdiğinde de yaşanmış; Paprika filmiyle olan sahnesel, kurgusal ve karakter tasarımı benzerliklerinden ötürü sayısız sinema dergisi ve izleyici tarafından eleştirilmiştir.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın