Goethe-Institut Ankara’dan “Yeni Sesler” Programı

Yazan: Yaren Çay

Goethe-Institut Ankara 9 Aralık 2021 18:00’da; 80’li yılların başında, Türkiye’den Almanya’ya göç edenlerin ikinci kuşağını oluşturan genç yönetmenlerin ksa filmlerinde oluşan bir seçkinin yer aldığı “TANIDIK & YENİ – Alman-Türk Sinema Kültüründe Perspektifler” serisinin kapanışı olan “YENİ SESLER” isimli bir film ve söyleşi etkinliği düzenledi.

Köln Yeni Medya Sanat Akademisi’nden mezun olan Türkiye kökenli yönetmenlerin altı kısa filminden oluşan bu seçkinin ardından, günümüzde özgül bir Alman-Türk sinemasının var olup olmadığı ve varsa temsilcilerinin kimlerden oluştuğu sorularının da gündeme geldiği bir söyleşi gerçekleşti.

Bilal Bahadır, Ruhat Yıldız, Şirin Şimşek, Mehmet Akif Büyükatalay, Deren Ercenk ve Semih Korhan Güner’in konuk olarak katıldığı söyleşiyi film ve kültür sanat alanında aktif olan gazeteci Amin Farzanefar yönetti.

Biz de Bağımsız Sinema olarak, Goethe-Institut Ankara Kültürel Etkinlik Uzmanı Linda Rödel Çiftçi’nin daveti üzerine, “YENİ SESLER” isimli bu etkinliğe katııldık ve film seçkisinin ardından yönetmenlerle kısa söyleşiler gerçekleştirdik.

Goethe-Institut Ankara
Fotoğraf: Mert Habip

Bilal Bahadır (Arkadaşım Alman)

Bilal, sinema ile tanışman nasıl oldu?

Çocukluktan başladı. Ailem Almanya’ya gelen ilk jenerasyondan olduğu için o dönemler Türk kanalları yoktu, biz kasetler üzerinden izlemeye çalıştık. O sebepten filmimde Yeşilçam esintileri görülebilir. İlk filmimi okulda çektim. Aslında sinema diye bir bölümün olduğunu ve okunabildiğini bir arkadaşımdan öğrendim. Çevremdekiler yazı konusunda yeteneğim olduğunu söylüyordu zaten.

Dramı komedide eritmek riskli bir mesele ve bizce iyi bir iş ortaya çıkmış. Bu şekilde yaklaşmaya seni ne teşvik etti?

Teşekkür ederim. Teşvik etme konusunda aslında film başta bir dram olacaktı. Fakat yazarken senarist arkadaşla beraber fark ettik ki aslında çok absürt bir durum var. Yazarken gülmeye başladık. Ailelerimizin dram olarak anlattıkları şeylere biz gülmeye başladık, filmin içinde de absürtleştirmeye karar verdik. Yeşilçam’da Kibar Feyzo, Banker Bilo gibi yapımlarda o dramı komedi ile harmanlıyor ve seyirciye aktarımı bu şekilde daha kolay oluyor. Biz de seyirciye bu şekilde daha kolay aktarabileceğimizi düşündük.

Arkadaşım Alman
Yönetmen: Bilal Bahadır
Almanya, 2016, 11‘

1963, Almanya’da bir otel odası. İşgücü anlaşmasıyla Almanya’ya gelen Mahmut Güzel sınır dışı edilip Türkiye’ye geri gönderilmeyi bekler. Fakat Alman Bay Schmidt ve Türk tercümanı Kani Kıpçak, ona ihtiyaç duyulduğu için Almanya’da kalması gerektiğini söylemeye gelmiştir. Mahmut ise ülkeyi terk edebilmenin tüm yollarını denemektedir.

Ruhat Yıldız (Beşaret)

Ruhat, Kısa filminin konusu oldukça ilginç bir konu. Bu konu aklına nereden geldi?

Ruhat Yıldız: Kanserli bir genç kadının anne olabilme ihtimaline dair bir yazı okumuştum. İlgimi çekti. Bu konuyu araştırdım ve embriyo için evli olma zorunluluğu koyduklarını gördüm. İnsanlar kanser olduğunu öğreniyor, kemoterapiye başlayacaklar bunu yapmak zorundalar ve o anda evlenmeyi düşünmek durumundalar.

Bu durum Türkiye’de böyle evet, peki Almanya’da nasıl?

Ruhat Yıldız: Almanya’da böyle bir durumda evli olmanız gerekmiyor. İtalya’da da gerekiyor örneğin. Bu biraz kültürel kodlarla alakalı. Bunun dışında çiftlerden birisinin ölümü sonrası embriyonun yok edilmesi etik tartışmaya açık bir konu. Aynı zamanda travmatik bir boyutu da var.

Canlılar evrimsel olarak kendi genlerini aktarmak ister ve buradaki kıskançlığın temelinde bu düşünce var. Buradaki anne olma kavramına çevrenin ya da seyircinin bakış açısı nasıldı?

Ruhat Yıldız: Bunu yazdığımda birçok kadınla konuştum ve %90’ı bu hikayeyi anlattığım zaman hayır asla yapmam dedi. İyi bir anne olmak için genetik bağlılık gerekmediğinin üzerinde tartışınca %60’ı belki yapabilirim demeye başladı. Fakat burada birçok faktör var. Bir şeyi gizlemek yalan söylemekten daha ağır olabiliyor. Ali karakteri yalan söylemiyor ve bu durumu saklıyor ve bunun bedeli yalandan daha ağır. Ali’nin travması da ayrıca ağır. Her konuştuğumda kendim dahi başka perspektiften bakarken buluyorum kendimi. Filmin ucu herkese dokunuyor o sebepten herkes kendi filtresinden bakabiliyor.

Gelecek projeleriniz neler?

‘Zifiri karanlıkta gözlerinizi açtığınızda gördüğünüz gri tonu’ anlamına gelen Almanca bir kelime var. Proje yalan üzerine olacak. İki çok yakın arkadaşın inandıkları bir şey uğruna büyük bir yalan söylemesi ve vicdanlarıyla yüzleşmelerini konu alıyor.

Beşaret
Yönetmen: Ruhat Yıldız
Almanya, 2016, 22‘

Ceren (33) çocuk sahibi olmak için kendini hazır hissetmektedir. Eşi Ali (34) ile geçirdiği eğlenceli bir akşamın sonunda bu konuyu açmak için uygun bir an olduğunu düşünür. Fakat Ali soğuk davranır ve geçmişine ait büyük bir sırrı Ceren’e anlatır. Bundan sonra Ceren için her şey değişir ve nihayetinde bir karar vermek zorunda kalır.

Goethe-Institut Ankara
Şirin Şimşek, Mehmet Akif Büyükatalay / Fotoğraf: Mert Habip

Mehmet Akif Büyükatalay (Kasap), Şirin Şimşek (Hüzün), Deren Ercenk (Berzah)

Çekim süreci nasıldı?

Mehmet Akif Büyükatalay: Öğrenci filmi olduğu için çok fazla görev üstlenmek zorunda kaldım. Hem yönetmenlik yaptım hem yapımcılık hem set amirliği.. Yani her şeyi yapıyorsun kendi çapında bütçe yok. Arkadaşların ve ailenin desteğine ihtiyacın oluyor, o kolektif enerji ile çektik.

Şirin Şimşek: Benim için çok rahat oldu. Yarı gezi yarı belgesel gibi. İç sesime güvenerek çekiyorum ve montajda nasıl bir film olacağını görüyorum.

Deren Ercenk: Bu benim bitirme projem. Çekeceğim dönem Türkiye’deki darbe girişimi sebebi ile okulum burada çekmem konusunda yasak koydu. Sonra okul manzarası benzer teklifler yapmaya başladı. Yunanistan’da, Bulgaristan’da belki çekebilirsin dediler. Fakat konularım Türk konuları. Başka bir ülkeye uyarlamak istemedim. Türkiye’ye geldiğimde kendimi aileme daha yakın hissediyorum. Bu sebepten hikayelerim burada çekildi.

Filmde otobiyografik yansımalar görüyor muyuz?

Mehmet Akif Büyükatalay: Kesinlikle. Yaşanılanları sinema dili ile anlatmaya çalıştım. Benim o zamanki hislerim ve aslında hala hissettiklerim. Bu gerçekliği ya berberde ya da taksi şoföründe bulabiliyorsun.

Deren Ercenk: Evet aynen. İkinci film babamla yaşadığımız bir olay hakkında aslında. Genel olarak Biz neden Almanya’da olduğumuz gibiyiz ve buraya gelince neden başkalaşıyoruz? Babamın ilk kez çatışmasını gördüm. Babam Türkiye’ye döndüğünde ona hep eskiyi hatırlatıyor ve ben eve döndüm moduna giriyor. Normalde yabancı birisine o şekilde davranmaz fakat Türkiye’ye gelince böyle oluyor. Aidiyet duygusu.

Şirin, video-art şeklinde bir çalışma olmuş. Enstalasyon olarak bir sergide görebilir miyiz?

Şirin Şimşek: Evet aynen öyle. Ben aslında enstalasyon şeklinde daha çok seviyorum. Oturup bakman lazım gibi bir baskı yok. Daha serbest bir çalışma oluyor. Bunun yanında sinema sonrası diyalog yok fakat sergide video sanatının avantajı bu.

Gelecek projeleriniz neler?

Deren Ercenk: Benim sonraki çalışmam ilk uzun metraj filmim olacak. Onu da Olympos Çıralı da çekeceğiz. Şu an yazım aşamasında. Bir otobüs kazası ile ilgili. Travmatik bir meseleye insanlar nasıl yaklaşıyor bunun üzerinde duracağım. 2023 gibi çekim yapmayı düşünüyoruz.

Şirin Şimşek: Şahin kuş üzerine belgesel essay düşünüyorum. Abu Dabide şahincilik o bölgede sadece erkekler yapabiliyor fakat bu kuşlar, dişi kuş. Çünkü dişi kuş erkek kuştan üç misli daha kuvvetli. Konu ilgimi çekti. Orada dünyanın en büyük şahin hastanesi var. Orada konuyla ilgili çalışacağım. Bir de burada hem erkek hem dişi birey ve kadınlara şahincilik yapmayı öğreten bir kadın var. Bunlarla henüz kısa bir bölüm çektim ve devam edeceğim. 2022 gibi bitirmeyi düşünüyorum. Aynı zamanda kitap olacak.

Mehmet Akif Büyükatalay: Bu yıl 2 belgesel filmde yapımcılık yaptık. Birisi Amerika’da geçen ve kendilerini deniz kızı ya da oğlanı olarak hisseden bir topluluk var. Onlarla ilgiliydi. Kendilerini bir kavrama sabitlemek istemiyorlar. Diğeri de Aşk, Mark ve Ölüm. Orda da Almanya’daki Türk Müziği Tarihinin belgeselini yaptık. Seneye de umarım yazdığım ikinci uzun metraj filmi çekeceğiz. Konusu oryantalizm ile ilgili. Hem eleştiren hem kökünü arayan bir film.

Çok teşekkür ederiz başarılarınızın devamını diliyoruz.

Hepsi: Biz teşekkür ederiz.

Deren Ercenk, Şirin Şimşek / Fotoğraf: Mert Habip

Hüzün
Yönetmen: Şirin Şimşek
Almanya, 2017, 12‘

Hüzün, Almanca‘da karşılığı olmayan bir duyguyu ifade eden Türkçe bir kelimedir. Özlem veya melankoli olarak tavsir edilebilir. Sanatçının duyduğu hüzün, kendisinin olmayan ve gittikçe uzak hissettiği, anne ve babasının memleketine dayanmakta. Filmin çekimleri 2016-2017 yıllarında Side’de yapılmıştır. Bir antik kentin kalıntıları, enkaz haliyle, oryantalizm telkin eden mimariye sahip otellerin şekillendirdiği bir bölge ile karşı karşıya gelmektedir.

Kasap
Yönetmen: Mehmet Akif Büyükatalay
Almanya, 2014, 8‘

Film öğrencisi Harun, onu fırçalayan bir kuaförün eline düşer: Fatih Akın’dan güncel siyasete kadar.

Berzah
Yönemen: Deren Ercenk
Almanya, 2019, 26‘

Turistik bir otelde beklenmedik bir elektrik kesintisi; yol kenarında ilginç bir karşılaşma ve İzmir’in dar sokaklarında Sisyphos’u çağrıştıran bir işçinin mücadelesi. Üç kısa hikayeden oluşan film, Türkiye’nin Ege bölgesinde, ruhsal ve dayanılması zor bir harareti, kederi ve hayat zorluklarını anlatıyor.

Goethe-Institut Ankara
Mehmet Akif Büyükatalay / Fotoğraf: Mert Habip

Perdenin Önünde
Yönetmen: Semih Korhan Güner
Almanya, 2021, 25‘

Senin görmediğini o görür… ve gördüğü şey sensin. Sinema salonlarında güvenlik kameraları var ve sinemanın önünde evsizler uyur. Jannik bir makinisttir, mesaini ekran başına geçirir ve filmlere gelen tek tük insanları seyreder. Aslında perdede kendisi görünmek isterdi. İnsanlarla ilişkilerinde, kurgu ve gerçek arasındaki çizgi çoğu zaman bulanıklaşır. Ve evsizlerden bir türlü kurtulamaz.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın