Claire’in Dizi: Realizm ve Kadercilik Üzerine Sorgulamalar

Yazan: Feyza Delibalta

Eric Rohmer’in contes moraux “ahlak hikayeleri”, 1963’ten 1972’ye kadar çekilmiş altı filmden oluşan bir seridir: La boulangère de Monceau, La carrière de Suzanne (1963), La collectioneuse (1967), Ma nuit chez Maud (1969), Le genou de Claire (1970), L’amour l’après-midi (1972) isimli filmler, aynı tema üzerinden çeşitli varyasyonlardan oluşmaktadır: nişanlısı veya eşi olan asıl kadına dönmeden önce başka bir kadınla belli belirsiz flört eden bir adam. Ma Nuit Chez Maud’daki Katolik baş karakterimiz Jean-Louis Trintignant, kadınların onun ruhani açıdan olgunlaştırdığını söylerken öte yandan iki kadının arasında kalmıştı: Jean-Claude Brialy’nin Jerome’si de aynı şekilde, Aurora’ya evleneceğini ve kadınlarla işinin bittiğini söylerken, ardından kendini iki genç kız tarafından baştan çıkarılmış halde bulmuştur. Aurora, “yasak” olanı yapması için Jerome’yi ikna ederken, Jerome de kendi içgüdüleriyle savaş vermektedir: sonunda istemeden de olsa kendisini yasak olanın içinde bulur. Sonrasında eylemlerinin, içinde benliğini keşfe çıkan bir başka karaktere ait olduğuna kendini ikna ederek içinde bulunduğu durumu ahlakileştirecektir. Aslında bu da tam anlamıyla Rohmer’ın bahsettiği ahlakiliğin “moralist”in tanımıdır.

Fransızca bir kelime olarak “moraliste”, ahlakçı olarak Türkçeye çevrilse de bu kelime tam anlamıyla moralisti karşılamaya yetmiyor. Moralist bir insanın dışsal eylemlerini belirtmek gibi didaktik bir anlama gelmekten ziyade zihinde olanı keşfe çıkmış kişidir. 1580 Montaigne’in denemelerini takiben Descartes, Pascal gibi moralistler, iyi toplum dogmasına karşı kişilerin hisleri ve davranışlarıyla ilgilenen “ahlaki” (moral) geleneği yaratmıştı. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında sinemanın ortaya çıkışı, moralist gelenekte soruları gündeme getirmek için yeni bir ortam sağladı. Örneğin Éric Rohmer, Altı Ahlak Hikayesini “belirli bir duygunun analiz edildiği ve yeri geldiğinde karakterlerin bile kendi duygularını analiz ettiği, aşırı derecede içe dönük oldukları filmler.” olarak tanımladı. “Conte moral’in (ahlak hikayesi) anlamı budur. ”

Jerome ve Laura’nın sohbet ettikleri bir sahnede, Jerome ona evleneceği kadından bahseder, kadın ile defalarca ayrılmalarına rağmen bir şekilde bir araya gelmelerinin onunla evlenmeye karar vermesindeki ilk sebep olduğundan bahseder, bu da kadercilik unsurunu karşımıza çıkarıyor. Sonrasında Laura, kadının fotoğrafını görüyor, onu daha farklı beklediğini söylüyor. Jerome şöyle yanıt veriyor buna: “Evet, fiziksel olarak pek benim tipim değil. Ama benim bir tipim de yok aslında; görünüş önemli değil, bana göre asıl önemli olan karakter.” Ahlak hikayelerinde tartışılan bir diğer konu da budur, Laura, serinin diğer filmlerinden bize tanıdık gelen o cevabı verir: “Ancak insanın görünüşü de karakterini yansıtır.” V dış görünüşümüz ve benliğimiz arasındaki bağlantı vurgulanır.

Ancak Rohmer burada diğer Ahlak Hikayelerinde olduğu gibi, karakterin Katolik olsun, tek eşlilikle alakalı olsun, inançlarını sarsmakla birlikte, burada da Claire’den hoşlanmasıyla (özellikle dizlerine karşı bir fetiş) Jerome’nin kendi kendisiyle çelişmesine neden olacaktır.

Le genou de Claire, her ne kadar orta yaş bir adamın iki genç kıza olan ilgisinin ahlakiliğini sorguluyormuş gibi görünse de, Rohmer aynı zamanda realizm ve kadercilik üzerine sorgulamalarda bulunuyor.

Beatrice Roman

Birinci Katman: Kadercilik

Filmde ara ara görünen tarihler, izleyeceklerimizin daha önceden yönetmen veya filmdeki yazar karakter Aurora tarafından yazılmış olduğunu vurguluyor. Burada, filmi oluşturan birinci katmanla karşılaşıyoruz: yaşadıklarımız, eylemlerimiz, önceden belirlenmişse, ahlaki eylem mümkün müdür?

İkinci Katman: Realizm

Jerome’nin Aurora ile olan bir sahnesinde Don Kişot’un bir tablosunu görüyoruz. Jerome karakteri, macera yaşamayı değil de, anlatabileceği bir macerasının olması duygusuyla heyecanlanan bir karakter. Bu yönüyle filmde Don Kişot’un bir tablosunun olması tesadüf değil.

Don Kişot ve Sanço. Don Kişot tahta bir atın üzerinde ama uçtuğunu zannediyor. Körükler rüzgar etkisi yaratırken meşale ona güneşe yaklaştığını düşündürüyor. Gözleri bağlı.

“Bir hikayedeki her kahramanın gözleri bağlıdır.” der Aurora. Çünkü kahramanlar gerçekte olacak olanları bilse, özünde yararsız olan maceralara atılmak istemezdi. Ve bu gerçek yaşamda da aynı şekilde. Bu nedenle birçok yazar gibi Aurora da genellikle yarattığı karakterlere bağlı olduğunu, onların hayat felsefelerinin hikayeyi yönlendirdiğini söylüyor. O halde film, Aurora’nın bize anlattıklarından oluşuyorsa Jerome’nin davranışlarının yazarından somutlanmış bir şekilde gerçekleştiğini söyleyebiliriz; yine de, Aurora’nın kaderle alakalı söyledikleri bize bir özdeşini düşünmeye, dolayısıyla şu soruya yöneltiyor: eğer etrafımızda olup bitenler bir şans eseri gerçekleşiyorsa ahlaki olan mevcut mudur? Rohmer buna kendisini ahlaki olarak temize çıkardığını sanan, ama aslında bunu bir takım yanlış anlaşılmalarla başaramamış olan Jerome üzerinden cevap veriyor.

Rohmer’ın dünyasında, kadınlar erkeklerin iç dünyalarını keşfetmesinde bir araç rolü üstleniyor, onları sarsıyor. Bazı filmlerinde ise erkekler kadınlara bunu yapıyor. Aslında, hemcinslerimize veya karşı cinslere duyduğumuz ilgi bizi konfor alanımızdan dışarı çıkarıyor ve bilinmeyene götürüyor; inançlarımızı, prensiplerimizi yeniden düşünmeye zorluyor.

Başvurular: https://ir.uiowa.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=7151&context=etd

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın