L’important c’est d’aimer / Önemli Olan Sevmek Film İncelemesi

Yazan: Feyza Delibalta

Andrzej Zuławski, The Devil (1972) filminden üç yıl sonra, Paris’te yazar olduğu sıralarda, Romy Scheneider, Fabio Testi ve en iyi performanslarından birine tanıklık ettiğimiz Klaus Kinski ile 1975 yılında “Önemli Olan Sevmek” (L’important C’est d’aimer) isimli filme imza atar. Filmde, bir aşk üçgeni üzerinden aşkın arzusuz kaldığında var olma problemi, sınırları, fedakarlık ve dönüştürücü gücü araştırılıyor. Zulawski, The Devil’de olduğu gibi bu filminde de tiyatrodan yararlanmayı seçmiş, yazının ileriki kısımlarında değinileceği üzere Shakespeare’in oyunları ile paralellikler kurulmuştur.

Bahsi geçen aşk üçgeni Servais, Nadine ve Nadine’nin eşi Jaques’dan oluşur. Nadine ve Servaise’in ilk karşılaşmalarında Servais (Fabio Testi), bir fotoğrafçı olarak, oyunculuk yapan Nadine’in (Romy Schneider) setine girer. Sahne, Nadine için zordur, yapmak istemediğini söyler (Yoksa bunu söyleyen Romy midir? Bu ikileme değineceğiz). Ölmekte olan bir adama “Seni seviyorum.” demesi gereklidir. Oynamakta zorlandığı bu sahne, (spoiler içerir) filmin son sahnesinde yeniden karşımıza çıkar. Nadine, kanlar içinde ölen Servais’e onu sevdiğini söyler. Zulawski, bu sahnede sinemanın duyguları olduğu gibi yaşamaya izin vermeyen yapısını, sadece bu başlangıç ve final sahneleriyle değil, Nadine’in parçası olduğu tiyatro oyununda, eşi Jaques’in öldüğü sahnede, o sahneyi oynamakta yaşadığı güçlükte anlatmıştır. Jaques gerçekten öldüğünde, sevdiğini kaybeden kadın rolünü oynayıp oynamamanın seçimi artık Nadine’e ait olmaktan çıkmıştır. Nadine’in “Ben ne bir kurbanım, ne de mahkum.” Sözü hem Romy’nin hem de Nadine karakterinin bir yalanı olarak kalır. Nadine’in Jaques’ın ölümünden sonra fotoğraflar arasında aşık olduğu adam ile uzandığı bu sahne, aşkın ecstatic (mest olmuş) anlatımını oluşturur.

« Ben ne bir kurbanım, ne de mahkum. »

Nadine (Romy Schneider)
Richard III, 1. Perde, 2. Sahne
Richard, Anne’e: Your beauty was the cause of that effect—
Your beauty, that did haunt me in my sleep
To undertake the death of all the world,
So I might live one hour in your sweet bosom

Zulawski’nin filmlerinde intihar, özgürlüğe kavuşma anı olarak anlatılır. Jaques için intihar, hem çok sevdiği Nadine’i hem kendisini özgürleştirmektir. Jaques’in kafasındaki bir Shakespeare trajedyasıdır. Nadine, Shakespeare’in Richard III’ündeki görmezden gelinen bir kraliçe olan ve eşinden başka bir adam tarafından baştan çıkarılan Anne’dir. Jaques, Servais’in yanında Nadine’in kulağına Hamletteki zehirleme olayına gönderme olarak fısıldar: “Rüyamda kulağıma Coca-Cola döktüğünü gördüm. Ne ölüm ama!” Ayrıca Richard III’de olduğu gibi Hamlette de karşımıza çıkan başka bir adamı öldürüp karısını baştan çıkarma mevzusuna gönderme yapar. Bu sahne sonrasında tiyatro yönetmeni Messala’nın (Guy Mairesse) Nadine’e ilham kaynağı olması amacıyla (daha güçlü bir oyunculuk performansı göstermesi için) Jaques tabuta konur.

Richard III’de, Richard’ın Anne’i baştan çıkarması, Servais’in Nadine’i baştan çıkarmasıdır. Zulawski bu paralelliği de tiyatroyu kullanarak anlatmayı tercih eder. Karl Heinz Zimmer’ın (Klaus Kinski) Nadine ile tiyatro arkasındaki sahnesinde Richard III’den 1. Perde, 2. sahne canlandırılır: Zimmer, güzel olduğunu düşünmeyen ve görmezden gelindiğini düşünen Nadine’e güzel olduğunu söyleyerek teselli eder.

Aşk, arzusuz mümkün müdür, sorusu Jaques Dutronc’un canlandırdığı Jaques Chevalier karakterinin intiharıyla cevaplanır. Sadece bir cevap olarak kalmaz bu olay, Romy ve Fabio’yu aşkında özgürleştirir. Jaques’in fedakarlığıyla bozulan bu aşk üçgeni üzerinden aşkın acı verici ve dönüştürücü tarafı yansıtılır.

Aşk, Zulawski için modern kapitalizmde bir bağımlılık olmuştur; oyuncular, sektörün zorluklarına rağmen oyunculuğa devam etmek için direnirler. Zaman zaman gerçekten sevdiklerinden mi, yoksa geçinmek için mi yaptıkları sorusu, film boyunca sessizce tartışılır ancak bir ikilem olarak kalır. Nadine için tam olarak bir var olma meselesidir. Bir geçim kaynağıdır, kendisini sevmesinin bir yoludur. Karl Heinz için, burjuva bir aileden geldiği için kendisini cezalandırma yöntemidir.

Nadine’in filmin başından sonuna dek tanık olduğumuz kişilik karmaşaları, zaman zaman izleyiciyi Romy Schneider’ın kendisini ifade ediyor olduğu yönünde izlenim uyandırır. Odak noktamız Nadine’dir, diğer oyuncular Nadine’nin tanımıyla adeta hayalettir. Kim oldukları konusunda biz de onlar kadar karmaşa içerisindeyizdir. Tiyatro çıkışında, bir otel odasında geçirilen gecenin ardından akan gözyaşları Karl Heinz Zimmer karakterine mi aittir, onu canlandıran Klaus Kinski’ye mi? “Ben gerçek bir oyuncuyum!” diye haykıran Romy Schneider mıdır, Nadine mi? Fabio’nun çektiği fotoğraflarda bir sanatçı kimliğiyle yakaladığı yüz ifadelerine bakalım: bu yüz ifadelerinden okunan acı gerçek mi, ona yüklenen anlamlar, fotoğraftaki kişiyi ne kadar doğru anlatıyor? Yoksa ifade, bürünülen rolün bir parçası, sadece bir bayağılık mı? Bilmiyoruz. Zulawski, sanatın tüm dallarında karşımıza çıkan bu ikilemin hayatın bir gerçeği olduğunu anlatıyor.

Kaynakça:

https://www.sparknotes.com/nofear/shakespeare/richardiii/page_28/

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın