Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk Filmi: Chungking Express

Yazan: Selçuk Uzman

Sinema yazılarına başlarken tek film hakkında yazma şansı verilseydi, düşünmeden Chungking Express filmini seçerdim. Bir duygunun başına “en“ getirip betimlemesi zordur. Fakat “en” sevdiğim film sorulduğunda zihnim izlediğim yüzlerce filmin arasından istemsizce gidip onu buluyor. Hani Çehov’un “neredeyse neden yaşadığımızı anlayacaktık” dediği gibi, filmin bende böyle bir eşleniği var. Otuzlu yaşlarda tanışılan bazı filmler ve kitaplar için her ne kadar geç kalmışlık hissi duyulsa da, daha önce tanışmış olsaydım zaten bu denli yerini bulmazdı diye avuturum kendimi. Wong Kar-wai’nin bu başyapıtı için de tam böyle oldu. Zamanı büküp insanın avuçlarında çizgi çizgi terleten bir film. Kendini keşfetmek, özgürlüğü bir ruh hali olarak görmek, içine dönmek, çoğunluğun önemsediği prototiplerle dalga geçmek, hayatı ısmarlama gibi yaşamaktan vazgeçmek ve masada daima üçüncü bir seçeneğin olduğuna inanmak isteyenlerin filmi.

“Bilinçli olmak, zaman içinde olmamaktır.”[*]

Wong Kar-wai karakterlere sordurduğu absürt sorularla ve onlara ait totemlerle gerçek hayattaki alışılmışlıktan farklı bir bilinçakışı yaratır. Sürekli yağmurluğu ve güneş gözlüğüyle dolaşan sarı peruklu kadın, bölünmüş aşklarını evdeki hayvanları ve eşyalarıyla paylaşan polisler, “düşünmemek” için müziğin sesini sonuna kadar açık dinleyen Faye gibi anomalilerle doludur film. Adeta manik-melankolik sularda yüzen yalnız ruhlara bir çıkış yolu gösterilir. Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk kitabının yazarı Genazio’nun özetlediği bir ahenkle ilerler daima ritim: “Yaşamak için gerekli olan birazcık özgürlüğü melankolimin içinde buluyorum.”

Chungking Express
Chungking Express

Kötü sürprizlerle dolu hayatla baş etmenin en iyi yolu onunla dalga geçmesini bilmektir çoğu zaman. Su basan eve ağladı demek, aşkta işler kötü gittiğinde ağlamamak için koşmak, kalp raptiyeyle yaralanmasın diye bir yıl sonrasına uçak bileti almak, aşkın tazeliğini korumak için hatıraları konservelemek, hep bu sağaltıcı dalgacılığın türevleridir.

Filmin dört ana karakteri de hikâyelerinin içindeyken, sanki orada hiç olmamış gibidirler. Bunu en çok Faye hissettirir bize. Tezgâhın arkasında ketçap şişesi doldururken, yerleri silerken, sipariş hazırlarken, toptancıdan malzeme taşırken, gizlice girdiği polisin evinde küçük oyunlarını oynarken o hep zamanın dışında bir yerdedir. Bu “deli” halleriyle normal bir bilinci yaşıyor olmaktan çok uzak gibi görünse de, tam bir farkındalık içindedir.

Chungking Express
Chungking Express

Faye ve Brigitte

Aslında filmi ayrı Faye’i ayrı yazmak lazımdı. Gerçek hayattaki adını rolünde de kullanan Faye Wong, ülkesinde epey popüler bir şarkıcı ama bu onun ilk sinema deneyimi. Hong Kong’un banliyölerindeki çekimler sırasında hayranları tarafından takip ediliyor. Bilmediği bir işi yaparken onların bakışları altında çok gergin. Wong Kar-wai ona “içindeki ritmi yakala sadece” diyor ve müziği serbest bırakıyor. Bu yüzden Faye tezgâhın arkasında teybin play tuşuna her bastığında kendini buluyor. Çalmaya başlayan California Dreamin’ bütün büyüsüyle düşüncelerini susturuyor.

İlk hikâyedeki sarı peruklu kadına gelince, Brigitte Lin o sıralarda filmin en tanınmış yüzü. Dövüş sanatları türündeki filmleriyle meşhur. Bu onun tarzının dışına çıktığı ilk deneyimi olacak. Hong Kong sokaklarında alelacele çekilen sahnelerde Brigitte’in uzun süren takıntılı makyajları için vakit yok. Bu yüzden Wong Kar-wai bir risk alıyor ve filmdeki en popüler oyuncuya güneş gözlüğü taktırıyor. Buna rağmen yağmurluk ve güneş gözlüğüyle uyuşturucu ağını yöneten sarışın kadın imajı filmi daha cazip hale getiriyor. Ve senaryoya eklenen tek cümleyle altı zekice dolduruluyor: “Havanın ne zaman yağmurlu ya da güneşli olacağını kim bilebilir ki?”

Buraya bir spoiler çizgisi çekip devam edelim.
Chungking Express
Chungking Express

İsimsiz Polisler ve Bölünmüş Aşklar

Brigitte’in peşine takılan kamera bir yandan da Polis 223’ü izliyor. Beş yıllık sevgilisi May’le ayrılığının yasını tutuyor adam. Kendi yöntemleriyle acısını hafifletmeye çalışıyor. Son kullanma tarihi doğum günüyle aynı (1 Mayıs) olan ananas konservelerini topluyor, otuz gün boyunca bunları tüketirse May’in döneceğini umuyor. Koşuya çıkıyor, vücudu çok su kaybedince göz yaşı dökemeyeceğine inanıyor. Telefonla May’e ulaşma girişimleri başarısız oluyor. Belli ki May artık ne yapsa geri gelmeyecek. Tüm bu çabaların hepsi bu durumu kabullenmek için.

Polis 223 iki tesadüfi çarpışma ânı yaşıyor. Önce sokakta suçlu kovalarken sarı peruklu bir kadınla. Tesadüf devam ediyor ve akşam barda tuttuğu totem sonrası aynı kadın içeri giriyor. Bir suç şebekesi yönettiğini fark edemediği karizmatik kadının dominasyonuna kendisini kaptırıyor. Yan yana çakırkeyif bar taburesinde konuştukları anlar sinema tarihine iz bırakacak görüntüler bırakıyor. Otel odasına çıktıklarında ise hiçbir şey beklenildiği gibi olmuyor. Yorgun kadın ayakkabılarını bile çıkarmadan uykuya dalıyor, âşık polis gece boyunca şef salatası yiyip eski filmler izliyor. Onların yerine otelin barında başka bir sarı peruklu kadınla adam sevişiyor. Oteldeki gece bütün tuhaflığıyla sona ererken, adamın May’i özlemekle geçireceği bir gün daha başlıyor. İlk hikâye biterken ikinci çarpışma gerçekleşiyor. Bu orada yeni çalışmaya başlayan Faye’le ilk ve son karşılaşması. Tam o sırada sert bir geçişle ikinci hikâye başlıyor ve büfeye ikinci polis giriyor.

Chungking Express
Chungking Express

663 sicil no’lu bu polisi yönetmenin favori aktörü Tony Leung canlandırıyor. O da bu filmle ilk kez ülke sınırlarını aşacak. Çok iyi tanıştığı Wong Kar-wai ona filmden bahsedince merak etmeden “Hadi çekelim” diyor, “ne de olsa çekerken değiştireceksin.” Bu rahatlığı filme de yansıyor. Meraksız, ısrarsız, boş vermiş tavırlarıyla mesaisini tamamlıyor, evde hostes sevgilisini bekliyor, düzenli olarak Midnight Express adlı büfeye şef salatası almaya geliyor. Faye’le tanıştığı yer burası. Bu kez merak edip sormaya başlıyor: Neden kız yüksek sesli müzik dinliyor? En çok neyden hoşlanıyor?..

Adamın aksine tutkulu bir merakla yaşıyor Faye. Fakat herkesin merak ettiği sorular yok onda: Kimsin? Ne iş yapıyorsun? Nerelisin?.. Örneğin izinsizce girip her köşesine sinecek kadar evini merak ediyor adamın. Onun zevklerini, alışkanlıklarını, hangi şarkıyı sevdiğini, Kaliforniya’yı bilip bilmediğini… Bir de tabii hostes sevgilinin mektubunda ne yazdığını… Mektubu okumayı sürekli erteleyen meraksız polis, bir keresinde kahvenin arkasına saklanıyor. Faye mavi kalp baskılı beyaz tişörtüyle yeni bir mektubu yazar gibi ona bakıyor. Bütün Hong Kong dükkânın önünden geçiyor o sırada. Arka planda da Faye Wong’un mükemmel söylediği The Cranberries’in cover’ı çalıyor.

Wong Kar-wai nasıl In the Mood for Love’ı “yemek hakkında bir hikâye” olarak düşündüyse, Chungking Express’i de ”müzik hakkında bir hikâye” formunda düşündüğünü söylüyor. Özellikle büfedeki Faye’li sahnelerde kalbimizi hızlı hızlı çarptıran The Mamas & The Papas’ın California Dreamin’’i dışında diğer soundtrackler de filmin içinde güçlü birer mekân-karakter uyumu sağlıyor. İlk kısımda Polis 223’ü sıkça gördüğümüz Chungking Mansions isimli bara her girişte ise Things in Love çalmaya başlıyor. Böylece her iki hikâyeyle de kurulan duygusal yakınlık sonradan bu şarkılara her rastlanışta yeniden canlanıyor.

Chungking Express

“Hiçbir şeyin imgesi kendisi kadar kuvvetli değil.”*

Faye’in Kaliforniya rüyası da böyle tamamlanır. Âşık olduğu adamla California Bar’ında buluşmaya gitmek yerine birden Kaliforniya’nın kendisine gitmeye karar verir. Kendine bir yıl vermiştir, adama da bir kâğıt. Hong Kong’a yeniden döndüğünde “pek de özel bir yer değildi zaten” diyor. Yüzünde hayal kırıklığı yerine bir düşün peşinde gitmekten duyduğu haz var. Faye zamanın dışına taşma halini imgelerle dolduran bir yol bulmuştur. Hostes üniformasıyla ortaya çıkan bütün güzelliğiyle yağmurlar altındaki Hong Kong’a döndüğünde artık polis olmayan adama nereye gitmek istersin diye sorar gözlüklerinin üstünden. İki gün sonra yapacağı dükkan açılışını bile umursamayan adam içimizden geçen cevabı verir: “Fark etmez, nereye götürmek istersen…”

Final sahnesinden sonra içimizden geçene tercüman olanlardan biri de Tarantino. Ünlü yönetmenin bu filmi izlediğinde ağladığı biliniyor. Üzüntüden değil de, filmin güzelliği karşısında sevinçten göz yaşlarını tutamadığını söylemiş. Chungking Express şiirsel ve doğaçlama kurgusuyla bir benzeri çekilmesi mümkün gözükmeyen ölümsüz bir klasik. Çekimler boyunca el kamerasıyla o yürüyen merdiven manzaralı dairede yaşayan Christopher Doyle’un karmaşık ve rengarenk sinematografisiyle tamamlanan bir şiir. In the Mood for Love’la birlikte yönetmenin gözbebeği. Peşinden gelen bir devam niteliğindeki Fallen Angels’la özlemini bir parça hafifletse de apayrı bir düşsel zenginliğin sahibi. Şef salatası, ananas kutusu, peçeteye yazılan uçak biletleri, yağmurda takılan güneş gözlükleri ve üniformalar etrafında dönen bir meta fetişizmi içinde anlamını bütünleyen bir başyapıt.


[*] David Harvey
* Onur Ünlü

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın