Minari: Savrulan Küller ve Yeşeren Umutlar

Yazan: Tuğba Yılmaztekin

“Rüyaları gerçekleştirmek için ilk yapılacak şey, uyanmaktır.”

2020 yılının en göze çarpan filmlerinden olan Minari için naif bir aile draması diyebiliriz. Güney Koreli yönetmen Lee Isaac Chung’ın yönettiği filmin başrollerinde Şüphe (2018) filmindeki başarılı performansıyla da adından söz ettiren Steven Yeun (Jacob) , Han Yeri (Monica) ve Alan Kim (David) yer alıyor.

Evlendikten sonra bir takım hayallere kapılıp G.Kore’den Amerika’ya göç eden Jacob ve Monica yıllarca tavuk üretim fabrikalarında çalışmış bir çifttir. Film, bu işten bunalan Jacob’ın bir rüyaya kapılıp ailesini de bu uğurda Arkansas kırsalına sürüklemesiyle başlar. Burada çiftçilik yapıp Kore sebzeleri yetiştirmeye kararlı olan Jacob, bu rüyaya öylesine kapılmıştır ki ailesinin alışık oldukları düzeni bırakmalarından dolayı yaşadıkları sıkıntıları çok fazla önemsemez.

Çiftin Anne ve David isminde iki de küçük çocuğu vardır. David’in daha ilk sahnelerde “koşma !” uyarılarına sürekli maruz kalmasından da anlayacağınız üzere bir hastalığı vardır . Ve taşındıkları yer hastaneye oldukça uzak bir mesafededir. Üstelik anne babaları çalışırken çocuklara göz kulak olabilecek kimse yoktur. Jacob bunu bile bir sorun olarak görmezken Monica içine düştükleri bu durumdan son derece hoşnutsuzdur. Sonunda çift bir anlaşmaya varır ve anneannelerini çocuklara göz kulak olması amacıyla hem de Monica’nın annesine karşı kendini sorumlu hissetmesinden de dolayı birlikte yaşamak için Amerika’ya davet eder.

Minari

Henüz çocukken Güney Kore’den ailesi ile birlikte Amerika’nın Arkansas bölgesine göç eden Lee Isaac Chung’ın kendi hayat hikayesinden yola çıkarak senaryosunu kaleme aldığı film, evrensel bir göç hikayesi aslında.

Prömiyerini 2020 Sundance Film Festivalinde yapan film , festivalden Jüri Büyük Ödülü ve Seyirci Ödülü’ne layık görülerek ayrıldı. Festivalin çok konuşulan yapımlarından biri olan filmin bu yıl 93.’sü düzenlenecek olan Oscar Akademi Ödüllerine aday gösterilmesi bekleniyor.

Filmin müziklerine baktığımızda ise Emile Mosseiri ismi karşımıza çıkıyor. Minari ‘nin o naif ve durağan atmosferini destekleyen müzikler, tabiat görüntüleriyle de birleşince filmin içine girmemize daha çok katkı sağlıyor. Özellikle Han Yeri’nin de sesiyle eşlik ettiği “Rain Song”a bu yazıyı okuduktan sonra bir şans vermenizi öneririm.

Yazınn bu kısmıından sonra film hakkıında spoiler olabilecek bilgiler vardır.

“Horozların tadı güzel olmuyor yumurta da yapmıyorlar, yani faydasızlar. Bu yüzden oğlum bizim faydalı olmayı öğrenmemiz gerekiyor.”

Jacob’ın filmin başlarında oğlu David’in fabrikada ayrılan erkek civcivlere ne olduğunu sorması üzerine verdiği bu cevap, onun faydalı olma, bir şeyleri başarma hatta Maslow’un şu meşhur piramidinin en tepesinde bulunan kendini gerçekleştirme hırsına kapıldığının sinyalini bize verirken, filmin ilerleyen kısımlarındaki sözleri ile de bunu destekliyor.

Jacob: Çocuklar hiç değilse bir kere başarılı olduğumu görmeliler.
Monica: Bu senin için ailenden daha mı önemli?

Minari

Jacob, oldukça sevecen ve ailesine bağlı bir baba olmasına karşın içinde kendini kanıtlamaya dair öyle yoğun bir savaş veriyor ki onları farkında olmadan duygusal olarak çok yoksun bırakıyor. Film boyunca karısıyla duygusal bir ilişki kurduklarını neredeyse göremiyoruz. Monica ise tüm bu yaşananlardan, Jacob’un değişiminden, yaşadıkları türlü mahrumiyetlerden hoşnutsuzluğunu sürekli belli etmesine ve ara ara gitme kararı almasına rağmen yine de ailesi için orda kalmayı sürdürüyor.

Çiftin ilk çocukları olan Anne, anne babasının kavgalarından ve kardeşine göz kulak olmanın verdiği ağır duygusal yükten dolayı erken yaşta büyümek zorunda kalmış bir kız çocuğu.Film boyunca Anne’i o kadar soğukkanlı görüyoruz ki bu adeta onun hayat mücadelesindeki kalkanı haline gelmiş durumda. David, filmin en sevimli detayı.Bu hasta küçük çocuk, son derece hayat dolu ve zeki.Özellikle büyükannesi ile kurduğu ilişki izleyicinin yüzünde kocaman bir gülümsemeye sebep olacak cinsten.

Minari

Jacob’ın Amerika’ya ve Amerikalılaşmaya gösterdiği yoğun dirence karşın ne gariptir ki David, büyükannesi ile aynı odada yatmak zorunda kalınca itiraz edip, onun Kore gibi koktuğunu söylüyor.Başta David büyükannesini kabullenemese de zamanla aralarında sıcacık bir ilişki gelişiyor. Filmde bir de Jacob’ın hayatına dahil ettiği tek Amerikalı olan Paul karakteri var, o da ancak Kore savaşında bulunmuş olmasıyla bu hakkı elde edebiliyor, tabi Jacob’ın sınırlarını aşmamak koşuluyla. Paul, manevi değerlerine olan bağlılığı ve ilginç kişiliğiyle filme renk katan bir detay. Büyükanne karakteri ise alışılagelmiş büyükannelerden biraz farklı. Çocuksu bir ruha sahip olmasına karşın derin hayat tecrübelerinin yansımalarını da ara ara görebiliyoruz.

David: Sen gerçek bir büyükanne değilsin. Gerçek büyükanneler kurabiye yapar, küfür etmez.

Büyükanne gelişiyle işlerin daha da karışıyor gibi görünmesine sebep olsa da, yapbozun eksik kalan kısımlarının görünür olmasını sağlıyor bana kalırsa. Monica ve Jacob eskiden kumrular gibi olduklarını, aslında birbirlerini çok severek evlendiklerini büyükanne sayesinde hatırlıyor. Yine filme ismini veren “minari”nin de salatalarda turşularda ve yemeklerde kullanılan Kore’ye özgü bir ot olduğunu büyükanneden öğreniyoruz.

Minari

Güney Korelilerin aileye ve geleneklerine olan bağlılıklarını da çok iyi yansıtan filmin sonunda Jacob, kendi gördüğü rüyadan uyanıyor ve hep beraber görecekleri bir rüya için ailesi ile birlikte yeniden işe koyuluyor. Bu esnada büyükannenin ektiği minari tohumları gözlerden uzakta kendi halinde serpilip yetişirken, bu ailenin de ateşe verilen umutları onunla birlikte yeşeriyor.

Minari ‘nin hissettirdikleri ve düşündürdükleri ile ilgili bir şeyler söylenecek olursa; insan, ruhuna iyi gelecek ihtiyaçlarını gidermeyince, hayatının anlamını yapmak zorunda olduğu eylemlere bağlar. Bu başarı hırsı ile de birleşince, kişi madde ile mana arasında sıkışıp kalır. Sadece sonuca odaklanır, diğer bütün dış etkenleri unutur. Bu filmde de komplekslerinin açmazındaki baba tek bir şeye odaklanır, “Bu Kore sebzelerini tek başıma yetiştireceğim, ben yapacağım, başaracağım.”

Bu da doğru düşünme yetilerini elinden alır, hayatındaki her şey ve herkes ikinci plandadır artık. Oğlunun iyileşiyor olduğuna bile tepki vermez, tek gördüğü kucağında taşıdığı ilk hasattır. Ama sonra bunca çabanın yanıp kül olması, en başta göremediklerini görmesini sağlar. Ve filmin başında kurmak isteyip kuramadığı aile tablosuna kavuşur. Çünkü “biz” olmanın anlamını artık kavramıştır.

Bunlar da ilginizi çekebilir

3 yorumlar

İSO 26 Şubat 2021 - 21:24

Bence de 2020 yılının en orijinal ve en derin filmlerinden. Ellerinize sağlık güzel bir değerlendirme olmuş.

Cevapla
Kadir Tekin 26 Şubat 2021 - 21:55

Emeğinize sağlık. Bence filmin anatomisini çok iyi çıkarmışsınız yine. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyoruz.

Cevapla
Esra Köse 03 Haziran 2021 - 01:51

Filmi az önce izledim ve film hakkındaki yorumunuza bayıldım. Emeğinize sağlık.

Cevapla

Yorum Bırakın