Hayalperestler Asla Ölmez: “DIO: Dreamers Never Die” Belgeseline Bakış

Yazan: Emirhan Coşkun

O, heavy metal tarihinin en güçlü sesiydi. Sadece okuduğu şarkılarla değil, yaptığı hareketlerle de herkesin gözünde büyük bir ikon haline gelmişti. İçindeki duyguları heavy metalle haykırmak isteyenler için bir yol gösterici ve cesaret timsaliydi. O, bir neslin kahramanı ve hepimizin idolü Ronnie James Dio’ydu. Bu yazının bir Ronnie James Dio özel dosyası olmasını çok isterdim; ancak içerik olarak son günlerde belgesel dünyasında yapılmış en iyi işlerden biri olan DIO: Dreamers Never Die incelemesini yazmak da en az Ronnie James Dio özel doyası oluşturmakla eşdeğer bir öne sahip.

Hiç unutmuyorum. Belgeselle ilgili ilk bilgileri duyunca bile büyük bir heyecana kapılmıştım. Sonuçta hayattaki en sevdiğim iki şey buluşacaktı. Bir tarafta heavy metal, diğer tarafta ise sinema. İlk haberlerden sonra Ronnie James Dio’nun daha evvel görülmemiş video ve fotoğraflarını görecek olmanın vermiş olduğu heyecanla geri sayıma geçtim. Daha önceden de metal ve rock müzikle alakalı belgeseller izlemiştim ama birçoğu yüzeysel ve TV işiydi. DIO: Dreamers Never Die ise duyurulduğu ilk günden bu yana üzerinde ciddiyetle çalışan işlerden biri olarak göze çarpmıştı. Ayrıca bu belgesel yerel bir dağıtımla kalmayacak, tüm dünyada gösterimi yapılacaktı.

İlk İzlenimler

Belgeseli izlemeye başladığımda dikkatimi çeken ilk şey sinematik canlandırma çekimlerin kalitesiydi. Daha belgeselin başında kullanılan dil, heavy metal müziğe olan inancını kaybetmeyen insanlar için “işte bu!” dedirten bir fonksiyona sahipti. Sanki bizlerdik o DIO plağını alıp pikaba koyan ve sesi sonuna kadar açan…

Belgeselin süresi 1 saat 55 dakika. Bu sebeple neredeyse 2 saat boyunca başka hiçbir şeyle ilgilenmeden, sanki Sherlock dizisinden bir bölüm izliyormuşsunuz gibi dikkatinizi ekrana vererek izlemeniz gerek. Başarılı bir kurguya sahip olması ve olayların kronolojik sırayla verilmesi, izlenebilirliği kolaylaştırıyor.

Yönetmene Bakış

Belgeselin yönetmenleri Don Argott ve Demian Fenton ikilisi. Bu ikiliyi, 2011 yılında doom metalin öncü gruplarından Pentagram (bizim Pentagram değil) ve grubun kurucusu Bobby Liebling’in hayatına odaklanan “Last Days Here” belgeseli ile hatırlıyoruz. İkilinin öne çıkan diğer işi ise 2005 yılında, Jack Black’in meşhur filmi School of Rock’ın bir uyarlaması olan Rock School dizisidir.

Konuşmacılar Listesi Tam Bir Yıldızlar Geçidi

Belgeselde konuşmacı olarak çok doğru isimlerin seçildiğini söylemek mümkün. Bu isimler: Jack Black, Wendy Dio, Black Sabbath grubunun kurucusu olan Tony Iommi, yine Black Sabbath’dan Geezer Butler, Skid Row’un eski vokali Sebastian Bach, Lita Ford, Judas Priest’den Rob Halford, DIO grubundan Vinny Appice ve daha pek çok önemli isim. Aynı zamanda konuşmacılar arasında müzik tarihçisi Eddie Trunk ve Dio’nun klip yönetmeni Don Coscarelli de yer alıyor. Konuşmacıların verdiği anekdotlar doğru zamanda doğru bir şekilde etkileyici görüntülerle birleştirilmiş. Neredeyse her konu hakkında Ronnie James Dio’nun hayattayken çekilmiş görüntüleri ve ses kayıtları kullanılmış. Böylece hem belgesel kendi içinde doğrulamış, hem de izleyicinin ilgisinin daha fazla çekilmesi amaçlanmış.

Dio Hakkında Bilinmeyen Her Şey

Belgesel, Ronnie James Dio’nun hayatını konu edindiği için ünlü şarkıcının yerel bir kasaba şarkıcısı olarak kariyerine başladığı yıllar hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Muhtemelen Dio ile yeni tanışan birisi için bu bilgiler ve görüntüler şaşırtıcı gelecektir. Muhtemelen o yıllarda kimse Ronald James Padavona’nın (Dio’nun gerçek ismi) tarihin en güçlü vokallerinden biri olacağını düşünmüyordu.

Belgeselde benim en çok dikkatimi çeken şeylerden biri metalcilerin sembolü haline gelen “Devil Horns” hareketinin doğuşunun anlatıldığı bölümdü. Dio’nun da söylediği gibi bu hareketi o bulmadı ama geliştiren ve bunu metal camiasına kazandıran kişi kendisidir. Belgeselde, Dio’nun insanları şeytana tapmaya teşvik ettiği suçlamaları ile dalga geçtiği görüntülere de yer verilmesi harika bir cevap niteliğinde olmuş. Arada böyle tebessüm ettiren görüntülerin fazla olması hüznü, heyecanı ve eğlenceyi aynı anda yaşamanıza neden oluyor.

Belgeseldeki en büyük paylardan biri şüphesiz ki Ronnie James Dio’nun eşi Wendy Dio’ya ait. Oldukça samimi bir şekilde konuşan Wendy Dio, Ronnie James Dio’ya ait birçok bilginin yanında özel yaşam alanlarının kapılarını da belgesel seyircileri için açıyor. Ayrıca Dio’nun arşivinden birçok parça da Wendy Dio sayesinde ilk kez izleyici ile buluşturuluyor. Belgeselde Dio’nun Black Sabbath, Rainbow ve kendi kurduğu grup olan DİO yıllarının en ince ayrıntısına kadar bilgi sahibi olabilirsiniz. Belgeselde ilgi çekici bulduğum yerlerden biri de Ronnie James Dio’nun organize ettiği Hear N’ Aid projesinin stüdyo kayıt görüntüleri.

Hayatı boyunca sürekli çalışan ve hiç durmayan Dio’nun ne denli önemli ve saygı duyulan bir karakter olduğunu, içindeki mükemmeliyetçiliğin asla sınırlandırılamadığını insanların ona gösterdiği saygıdan anlamak mümkün. Dile kolay, projede Judas Priest, Iron Maiden, Quiet Riot, Dokken, Mötley Crüe, Twisted Sister, Queensrÿche, Blue Öyster Cult, Vanilla Fudge, Y&T, Rough Cutt, Giuffria, Journey, W.A.S.P. ve Night Ranger gibi o dönemin en iyi gruplarından isimler yer alıyor; ancak hepsi Dio karşısında “boynumuz kıldan ince” felsefesini uyguluyor.

Gelelim belgeselin benim için en önemli kısmına. İzlerken bir tarafım “hiç bitmesin” diye düşünürken, bir tarafım biran önce “Holy Diver” albümü zamanlarına gelmesini istiyordu. Dio’nun “Bu benim yeniden doğuşum” dediği Holy Diver benim en sevdiğim DIO albümü. Hal böyle olunca bu kısımlar benim ve benim gibiler için çok daha özel görüntüler içeriyor.

Ben, Holy Diver albümünün yalnızca şarkılarını değil, albüm kapağını da çok seviyorum. Bana göre heavy metal tarihinin en iyi albüm kapağı. Murray’in (Belgeselde albüm kapaklarını süsleyen şeytanımsı yaratığın adı. Belgeselde isminin nasıl verildiğinin hikâyesi de mevcut) elindeki zincirle dalgaların içindeki rahibi tutması ortaya harika bir görsel çıkarmıştı. İşte bu albüm kapağının nasıl çizildiği ile alakalı harika bilgileri belgeselde bulabiliyorsunuz. İçimizi kaplayan burukluğun ilk nedeni 80’li yıllarda fırtınalar estiren heavy metalin, 90’lı yılların gelişiyle yerini farklı tür müziklere bırakması ve popülaritesinin azalması. O yıllarda heavy metalin yaşadığı çöküş ve diğer grupların gittikçe “hair band” haline dönüşmesi belgeselde kendine yer bulmuş konulardan biri. Dio’ya bir kez daha saygı duyduğum nokta ise kendi müziğini ve tarzını asla satmaması.

Ve Hazin Son…

Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi belgesel Ronnie James Dio’nun vefatıyla sona eriyor. Hayatının neredeyse bütününü durmadan çalışarak geçiren bu kısa boylu dev şarkıcı, 2010 yılında mide kanseri nedeniyle hayata veda ediyor. Bu görüntülerle birlikte, kendinizi Wendy Dio gibi gözyaşlarınızı tutamadan tüyleriniz diken diken olmuş bir vaziyette buluyorsunuz. Uzun süredir beklediğim DIO: Dreamers Never Die belgeseli, beklediğime değmiş diyebileceğim işlerden biri. Heavy metal tarihinin en güçlü sesi ve karakteri hakkında bildiğinizi sandığınız her şeye ek olarak belgeselde bir şeyler bulmak mümkün. Belgesel bittikten sonra aklınıza aynı anda o kadar çok şey geliyor ki… Ama hepsini bir masanın üzerini bir anda temizler gibi kolunuzla itip atıyorsunuz ve en sevdiğiniz Dio parçasını açarak bu 2 saatlik görsel ve işitsel şöleni taçlandırıyorsunuz. İşte, sinemanın ve heavy metalin
insana hissettirdikleri bunlar.

We Rock!

Bunlar da ilginizi çekebilir

1 yorum

Alperen 18 Ocak 2023 - 21:46

Ilgiyle okudum. Rock severler icin guzel bir yazi.

Cevapla

Yorum Bırakın