Ana sayfa Sinema Film Listeleri Edebiyattan Sinemaya Miras Türk Filmleri

Edebiyattan Sinemaya Miras Türk Filmleri

Sinema ve edebiyat her zaman kol kola ilerlemiştir. Dünya sinemasında örneklerini fazlasıyla gördüğümüz gibi Türk sinemasında da fazlasıyla denk geliyoruz. Eskiye oranla örnekleri biraz daha azalmış olsa da, sinema edebiyata saygısını her zaman koruyor.

Kimi okurlar ya da izleyiciler için sonu hüsranla bitse bile birçok örneğin başarılı olduğunu görebiliyoruz. Özellikle 60’lı ve 70’li yılarda büyük başarı yakalayan bu tür, üzerindeki ilgiyi yitirse bile bize edebiyat ve sinemanın ne kadar iyi iki kardeş olduklarını göstermiştir.

Usta ellerden çıkan edebiyat eserlerinin usta ellerden çıkan filmlere dönüşmesini kutlar nitelikte bir listeyle karşınızdayım. Edebiyatı sinemasız, sinemayı da edebiyatsız bırakmayınız efendim.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku (2014)

İlhami Algör’ün aynı isimli romanından uyarlanan film, henüz herhangi bir kitabı yayınlanmamış olan ve kadınlar konusunda kafası epey karışık olan Arif’i konu alıyor. Kadınlar konusunda bu kadar kafa karışıklığı yaşarken Müzeyyen’le karşılaşan Arif, Müzeyyen’in başka kadınlara benzemediğini fark eder ve Müzeyyen’i tanımaya başladıkça bazı sorularının da yanıtların ı bulacaktır.

Anayurt Oteli (1986)

Yusuf Atılgan’ın unutulmaz romanından uyarlanan film, Türk sinema tarihine damgasını vuran yapımlardan biridir.

Eski bir otelde müdürlük yapan Zebercet, isminin aksine epey sıradan ve sıkıcı bir adamdır. Her yaşadığı saniye kendi kendisiyle kavga eden ve içinde fırtınalar kopan Zebercet bir yandan da kendine takıntılar edinmiştir. Bir gün otelin kapısından giren çok güzel bir kadın ise bu takıntıların arasındaki en büyüğü olacaktır. Otelden ayrılırken bir hafta sonra geri döneceğini söyleyen kadın için Zebercet o odayı kimseye vermez, sürekli düzenler ama beklenen kadın bir türlü geri gelmez.

Salkım Hanımın Taneleri (1999)

Yılmaz Karakoyunlu’nun kitabından uyarlanan film, küçük bir kasabadan büyük şehre göç etmenin hikayesini anlatıyor bir yerde. Gayrimüslimlere getirilen vergiyi ana merkezine koyan film, adeta umutsuzca çırpınmanın resmi gibidir.

Yılanların Öcü (1962)

Fakir Baykurt’un elinden çıkan hikayeyi sinemamızın efsane olan ismi Metin Erksan beyaz perdeye aktardı. Çekildiği dönemde epey siyasi bir çemberin içine giren film, cesaretin ve korkusuzluğun örneği olarak gösteriliyor. O dönemin basınında da büyük ilgiyle karşılanan Yılanların Öcü, köy gerçeklerini korkusuzca ekrana yansıtıyor.

Yoksul bir adamın karısı, annesi ve üç çocuğuyla verdiği yaşam mücadelesini konu alıyor. Mülkiyet temasını ince ince işleyen film, sadece döneminin değil bütün bir Türk sinemasının göz bebeklerinden biri olarak daima yerini koruyor.

Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011)

Barış Bıçakçı’nın romanından uyarlanan bu filmde aslında kafası fazlayıla karışık erkek profilini izliyoruz. İki erkeğe kız kardeşini emanet edip Almanya’ya dönen bir adam. O adam gittikten sonra evde yaşamaya çalışan ve aslında birbirini tanımayan üç kişi. Anne ve babasını kaybetmiş bir kız ve onunla iletişim kurmaya çalışan iki erkek. Bir yerden sonra ise üçlü arasında enteresan bir ilişki başlayacaktır.

Sarı Mercedes (1987)

Adalet Ağaoğlu’nun aynı adlı romanından uyarlanan film, tahmin edeceğiniz üzere o yıllarda gerçekleşen büyük Almanya göçüne tanıklık ediyor.

Köyünde herkesin hor gördüğü bir adamın çocukluğundan beri kurmuş olduğu Almanya hayaline ortak oluyoruz izlerken. Hayalini gerçekleştirip Almanya’ya giden Bayram biriktirdiği paralarla kendine bir sarı Mercedes alır. Yıllar sonra köyüne bu arabayla dönen Bayram, herkese hava atmanın peşindedir. Fakat gözü gibi baktığı arabası Kapıkule Sınır Kapısı’ndan girdiği andan itibaren başına gelen felaketlerle darma duman olur. Bizler de bayramın hüzünlü hikayesini gözlerimiz yaş içerisinde izleriz.

Kadının Adı Yok (1987)

Duygu Asena’nın bu kitabını ilk gençlik yıllarında okumayan kadın yoktur diye düşünüyorum. Kadınlar adına cesurca şeyler söyleyen kitabın filmi de elbette döneminde epey cesur sayılmıştı. Çocukluğundan beri babası da dahil olmak üzere etrafındaki erkeklerin yoğun baskısı altında kalan bir kadının kendini bulma ve gelişim sürecini izliyoruz. Her şeyden bunalıp kendini uzak bir yere atan kadın yeni tanışacağı bir erkek sayesinde biraz bakış açısını değiştirebilecek midir?

Zübük (1980)

Aziz Nesin’in unutulmaz eseri Zübük, dönemsel bir eleştiri olarak beyaz perdeye de aktarıldı. Milletvekilliği mesleğinden ihraç edilen Zübük’ün yaşam hikayesi aslında her dönem için tanıdık bir hikayedir. Hile ve hurdayla yükselişe geçen bir kariyer ve foyası ortaya çıktıktan sonra kovulması.

Girdiği her yere rüşvet sokan, kadınları evlenme vaadiyle kandıran, partili olan ya da olmayan herkesi birbirine düşüren bir adam ve onun trajikomik hikayesi Zübük.

Uçurtmayı Vurmasınlar (1989)

Feride Çiçekoğlu’nun aynı adlı kitabından uyarlanan Uçurtmayı Vurmasınlar, 62. Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film dalında yarıştı.

Film, beş yaşında bir çocuğun gözünden anlatılan hapishane duvarları ve mahkum olmanın zorluğu üzerinden ilerliyor. Oysa ki beş yaşında bir çocuğun ne suçu vardır ki dünyanın tanıma olanağı elinden alınıyor? Hapishane duvarlanın soğukluğu arasından gökyüzünü ve uçurtmaları gözleyen bir çocuğun hikayesidir Uçurtmayı Vurmasınlar.

Sis ve Gece (2007)

Ahmet Ümit’in sevilen romanından uyarlanan film, gizli servis görevlisi olan Sedat’ın iş ve özel yaşamı arasında sıkışıp kalmasını ve sorunlarını ele alıyor. Yürekten bağlı olduğu amirinin ölümü yetmezmiş gibi bir de ertesi gün karısının ortadan kaybolması Sedat’ın büyük bir çıkmazın içine sürüklüyor.

Amirinin teşkilat tarafından öldürüldüğüne inanan Sedat’ın şimdi geriye kalan tek dayanağı resim öğrencisi Mine’dir. Fakat bir yerden sonra Mine de olmayacaktır. Tüm sevdiklerini elinden tek tek yitiren Sedat sıkıntılı dönemlerini atlatamayacağı büyük bir buhranın içine mi girecektir?

Susuz Yaz (1962)

Necati Cumalı’nın aynı adlı eserinden uyarlanan Susuz Yaz, politik açıdan güçlü olmasıyla sinemamızın nadir örneklerinden biridir. Ülkemizde uzun bir zaman sansürlenen ve yasaklanan film, Berlin Film Festivali’nde ödül alarak ülkemizi gururlandırmıştır!

Ege’nin kurak topraklarında geçen film, insanın aç gözlülüğünü ve hırslarını konu almaktadır.

Kıskanmak (2009)

Nahit Sırrı Örik’in aynı isimli eserinden uyarlanan film, iş sebebiyle Zonguldak’a taşınan bir karı kocanın ilişkisinin zedelenmesini ve insan dürtülerinin gücünü anlatıyor. Yengesi tarafından kıskanılarak trajik bir yola sürüklenen bir kadın ve onun çevresinde dönen olaylar.

Zeki Demirkubuz’un karanlık temalı filmleri ve insan psikolojisine yaptığı göndermeler bu filmde de kendini gösteriyor. Unutmayın ki insanın en tehlikeli sürtülerinden biridir kıskanmak ve felaketleri yanında getirir.

Gölgesizler (2009)

Hasan Ali Toptaş’ın aynı isimli eserinden uyarlandı film. Homojen bir yapıya sahip olan hikayede tamı tamına 22 ayrı karakter bulunuyor. Yan rolde gibi görünen ana karakterler, bir görünüp bir kaybolan karakterler ve nicesi. Ağırlıklı olarak kadrosu tiyatro oyuncularından oluşan filmi mutlaka izlenecekler listenize ekleyin!

Ağır Roman (1997)

Metin Kaçan’ın güçlü kaleminden çıkan Ağır Roman, döneminin yine ekrana damga vuran yapımlarındandır. Kolera adlı sokakta geçen hikaye, mahallede kendi halinde ama bir yandan da patırtı eksik olmadan yaşayan bir grup insanı anlatmaktadır. Bir kenar mahallede mahvoluşa sürüklenen insan hikayeleri, anlatıldığı dönemde de süregelen zamanda da hala bizleri derinden etkilemektedir.

Vurun Kahpeye (1973)

Halide Edip Adıvar’ın aynı adlı eserinden uyarlanan film, 1915 yılında ülkenin istila altındayken İstanbul’dan bir kasabaya öğretmenlik yapmaya giden bir kadının hayatını anlatıyor.

Çocuklar ışık olacağına, doğru bildiğinden şaşmayacağına ve eğitime sonuna kadar destek olacağına dair kendine söz veren kadın, milli mücadeleye katılarak desteklerini de esirgemez. Fakat bunu tasvip etmeyen yobaz hoca tarafından iftiraya uğrayan öğretmen, halk tarafından linç edilmeye kalkışılır.

Mutluluk (2007)

Zülfü Livaneli’nin aynı isimli romanından uyarlanan film, gösterildiği sene dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Bir genç kızın gölde baygın ve perişan halde bulunmasıyla başlayan film, ailenin kızlarını töre için öldürmek istemesiyle devam eder. Öldürme görevi ise çok yakın bir akrabaya verilir. Ve işte hikaye böyle başlar.

Credits: Kidega, Milliyet Sanat

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın