Bir “Türkiye” Eleştirisi: Sarmaşık

Yazan: Eren Kara

Herkese selamlar, ben Eren Kara. Uzun bir zaman sonra yeni film incelemem olan Sarmaşık ile sizlerleyim. Bu yazımda, toplumu sosyolojik ve ideolojik açılardan değerlendiren Yönetmen Tolga Karaçelik’in Sarmaşık filmi hakkında detaylı bir inceleme yapacağım.

Filmde, güçlü ve kapalı metaforlarla günümüz Türkiye’sinin hiyerarşik yapısı, iktidarın ve toplumsal sınıfların konumları özgün biçimde altı ana karakter üzerinden yansıtılmıştır. Sarmaşık, yönetmenin gözünden şimdiki ve olası Türkiye durumlarını izleyiciye aktarırken, otoritesi sarsılan iktidarın gücü nasıl ve hangi yöntemlerle kullanabileceğini işler; ancak çözüm konusunda izleyiciyi cevapsız bırakmaktadır.

Farklı karakterlere sahip, farklı geçmişleri ve zihinleri taşıyan bireylerin en küçük yapı taşı konumunda olduğu toplum olgusu, insanın var olduğu ilk günden beri içinde barındırdığı iktidar, otorite ve hiyerarşi gibi kavramların tartışılageldiği bir bütünlük olmuştur. Özellikle felsefenin doğuşundan bu yana, ‘’Devlet nedir, nasıl olmalıdır?’’ gibi sorularla başlayan bu tartışmalar, toplum biliminin zamanla, savaşlarla, afetlerle, buluşlarla ve aydınlanmalarla evrilerek güç, hükmetme, iktidar ve otorite gibi kavramları da doğurmasına yol açmıştır. Bu kavramların ortaya atılmasıyla etkilenen toplumda, toplumu oluşturan bireyler de kendi düşüncelerini farklı yöntemlerle ifade etmişlerdir. Bunun başarılı örneklerinden biri de Tolga Karaçelik’in Sarmaşık (2015) isimli filmidir.

Karaçelik, bu eserinde içinden geldiği topluma dair kendi politik görüşünü zaman zaman doğaüstü bir hava uyandıran film evreninde semiyotik anlatımlara başvurarak ve alegori yaratarak (simgelerle destekleyerek) sergilemiştir.

-Spoiler İçerir-

Filme ismini veren Sarmaşık isimli gemi, yük aldıktan sonra tahliye limanı olan Angola’ya gidecektir. Sefer devam ederken geminin armatörü iflas eder ve ortadan kaybolur. Gemi Mısır’a geldiğinde armatörün liman parasını ödemediği anlaşılır, geminin üstünde haciz vardır. Liman yetkilileri gemiyi kimsenin uğramadığı demirleme alanına çekerler. Mürettebattan gemiyi olası tehlikelere karşı hareket ettirebilecek sayıda kişinin kalması gerektiğini belirtirler. Beybaba (Osman Alkaş) diye hitap edilen geminin kaptanı, makineden Kürt (Seyithan Özdemir), mutfaktan kamarot Nadir (Hakan Karsak), gemicilerden Alper (Özgür Emre Yıldırım) ve Cenk (Nadir Sarıbacak), usta gemici olarak da İsmail (Kadir Çermik) gemide kalır. Hepsinin kalmayı seçişindeki hikaye başkadır. Sarmaşık bu altı adamın yiyecek ve içecek kıtlığıyla gemide geçirdiği 120 günün hikayesidir.

Sarmaşık üç parçaya ayrılmış ve her parçanın başında yönetmene ilham veren İngiliz şair Samuel Taylor Coleridge’in Yaşlı Gemici şiirinden dizelere yer verilmiştir. Bu dizeler bize her bölümle ilgili ipuçları veren yazılı göstergelerdir.

Neden Gemi?

“Hareket etmeyen bir gemi, artık bir gemi değildir.” sözünden yola çıkarak işlenen Sarmaşk, Türkiye’nin girdiği yeni bir politik döneme işaret eder. Ne var ki bu dönem, filmde de olduğu gibi başlangıçta karakterler için mantıklı ve umut verici olarak gözükse de zaman geçtikçe üst düzey yönetimle ilgili gerçekler, daha doğrusu söylenen yalanlar ortaya çıktıkça gemide kalmayı seçen mürettebat için kabusa dönüşmektedir. Bu olay örgüsü Türkiye’nin son 20 yıla dair siyasi ve iktidarî yapısını incelediğimizde bize pek yabancı gelmez. Kişisel yorum olarak da ‘nokta atışı’ diyebilirim.

Sarmaşık

Denizin ıssız bir bölgesinde demirlenmeye mahkum kalan gemi, içindeki mürettebatı dar bir alana sıkıştırarak elindeki kaynaklarla yetinmek zorunda bırakmıştır. Geminin Türkiye olduğu düşünüldüğünde, bu anlatım da ideolojik açıdan yerini bulmuş ve Türkiye’nin günümüzdeki konumunu – büyük devletler tarafından dışlanışı, vatandaşlarının çok kolay kaçış yolları olmadığı ve ellerinde var olanla yetinip başarmak zorunda bırakıldığı – ıskalamadan vermiştir. Şu anda, içinde bulunduğumuz pandemi dönemi içerisinde ele alındığı zaman ise çok daha etkili ve çok daha ‘doğru’ diye tabir edebileceğimiz bir anlatımın yıllar öncesinden tespit edildiğini söylememiz mümkün.

İktidar olarak Beybaba

Filmin ana karakterlerinden olan Beybaba, otoriteyi sağlayan, geminin sorumlu kaptanıdır. ‘Beybaba’ olarak benimsenmesi, iktidara olan saygının bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Beybaba, otoriter yapısıyla gemideki mürettebatı yönetmektedir. Yaptığı görüşmelerin büyük bir kısmını ‘gizli kapılar ardında’ yapan Beybaba, alınan kararların sadece bir kısmını gemi mürettebatına aktarır; tıpkı iktidara sahip olan aklın topluma davrandığı gibi.

Filmde Beybaba, otorite olarak kabul edilse de mürettebattan gizlediği gerçekler ortaya çıktıkça otoritesi sarsılır. Sarmaşık bu noktada “İşlevini kaybetmiş bir otorite, hiyerarşisel konumu ne kadar devem ettirebilir?” sorusuna yanıtlar aramaya başlar. Otoritesi sarsılan Beybaba, yani iktidar, bazı sosyokültürel grupları temsilen kurgulanan karakterlerden bazılarını yandaş olarak yanına çekmeye çalışır. İstediğini elde edemediğinde zaman zaman şiddete başvurur: tehlike olarak gördüğü Cenk’e tokat atması, mürettebata ağır küfürler içeren yıpratıcı konuşmalar yapması, psikolojik baskı kurması, zaman zaman da sosyal mühendislik uygulaması olarak böl-parçala-yönet sistemine başvurur ve grup içinde karışıklıklara yol açar.

Sarmaşık

Beybaba, dindar kesimi temsil eden İsmail’i yandaş olarak ilan eder, gemide kendisinden sonraki yetki sahibini yine İsmail yapar. İsmail, ismiyle o toplumu temsil eden Kürt ile yakındır, ittifak halindedir. Kürt ve İsmail’in desteğini ve sorgusuz itaatini arkasına alan Beybaba, Kürt’ün kaybolmasının sonrasında yaşanan bu otorite sarsıntısında İsmail ile diğer gemiciler arasında anlaşmazlık çıktığında ve işler karıştırdığında, İsmail’i korumaz, hatta söylediklerini bile inkar eder. Aslında hiçbir zaman İsmail’in güvendiği kadar İsmail’e güvenmemiştir, o tam aksini sansa da…

Beybaba, iç politikada sert, baskın ve despot bir tavır sergilerken dış politikada kendini acındıran davranışlar sergiler. Nitekim, mürettebata karşı her daim katı davranır, gücünün kaybetmek istemez ancak üstleriyle yaptığı telefon görüşmelerinde aciz ve bağımlıdır. Türkiye’nin izlediği iç ve dış politika da biraz böyledir…

Dindar Destekçi: İsmail

Filmin girişinde namaz kılarken görüntülenen, devamında da yine abdest aldığını gördüğümüz İsmail, ruh hali, konuşmaları ve davranışlarıyla da dindar bir portre çizmektedir. İçe kapanık olan bu karakter, iktidarın gölgesi altında gücü tadar ve kırılmalar yaşayarak bastırılmış duygularını dışa vurur. Türkiye’de uzun yıllar baskılanmış dindar kesimin kendilerini temsil ettiğini düşünen bir iktidarın gölgesinde değişimine şahit olduk, oluyoruz. Bu bakımdan film yine yerinde bir tespit yapmıştır.

Beybaba’nın yetkileri ve revirin anahtarlarını İsmail’e vermesiyle güce kavuşan İsmail değişir; kendisini ötekileştiren ve mevcut iktidara karşı gelen kesime acımasız davranır, iktidar sarsıldığında o da saldırganlaşır. Filmde bu durumlar İsmail’in Cenk ve Alper’e raspa yapmaları için üstten bakarak emir vermesi, Cenk ve İsmail’in karşı karşıya geldiğinde İsmail’in küfretmesi gibi olaylarla verilmiştir. Kavganın ardından Cenk İsmail’e hepimiz aynı gemideyiz dediğinde İsmail “Ben yalnızca Beybaba’nın söylediklerini söylüyorum” şeklinde cevap verir. Film boyunca tüm güç gösterilerini Beybaba’nın emirleri ve söylemlerine dayandırır. Bu da, iktidarı savunan halkın söylemlerine oldukça benzerlik göstermektedir.

Bir Halkın Sessizliği: Kürt

Kürt karakteri film başından itibaren sessizliğini koruyarak karşımıza çıkar. Gemide işe başlamadan önce bodyguardlık yaparken görülür. Böylesine iletişim gerektiren bir ortamda bile sessizliğini koruyan Kürt, gemiye geldiğinde ise ‘’Selamun Aleyküm ben Kürt.’’ repliğiyle kendisini tanıtır. İsminin bir önemi yoktur, yalnızca etnik kökeni vardır, filmin sonuna dek ‘Kürt’ olarak anılır. Kürt’ün hiç konuşmaması uzun yıllardır var olan kürt toplumunun dil problemine işaret eder. Türkiye’de de uzun bir süre kürtlerin kendi dilini konuşması yasaklanmıştır. Kürt’ün hiç konuşmamasıyla ilgili Cenk, herkesin içinde ‘Açılım mı yapsak, konuşman için n’apsak?’ şeklinde bir şaka yapar, Alper de ona güler. Bu sahne, Türkiye’deki mevcut kürt açılımı girişimiyle alay eden ve o toplumu ötekileştiren kesimi de temsil etmiş bulunmaktadır.

Sarmaşık

Her zaman İsmail’in yanında bulunan Kürt, konuşmasa da İsmail gibi iktidarı destekler ve İsmail’in -yani dindar kesimin- koruyucusu konumundadır. Cenk ile İsmail’in kavgasında aradaki koruyucu bariyer Kürt olmuştur. Kürt’ün kaybolmasıyla iktidar dengesi değişir, zayıflar ve gemide işler karışmaya başlar. Kürt’ün fiziksel açıdan devasa bir görünüme sahip olması, o etnik grubun nicel açıdan büyüklüğüne işaret eder. Kaybolmasında ise ‘bir neslin kayboluşu, göç ederek yaşamaya çalışması, dışlanması’ gibi anlamları çıkartmamız mümkündür fakat tek bir anlama indirgemek, bu sorunu küçümsemek olacaktır.

Sıkışmışlığın Temsili Olarak Nadir

Gemide kaldıktan sonra Sulukule’de yaşayan ailesinin evinin kentsel dönüşüm sebebiyle yıkılacağını ve evsiz kalacaklarını öğrenen Nadir, yoksul kesimi temsil ederek kentsel dönüşüm problemini filme taşımıştır. Filmin girişinde aylak ve depresif bir şekilde yattığını gördüğümüz Nadir, film boyunca intihara meyilli tavırlar sergiler. Filmde birkaç kez mutfakta çalışırken bıçağı bileğine dayamasıyla hayatına son verme isteğini görürüz. Gemiyle ilgili gerçekleri öğrenen ve diğerlerine söyleyen de Nadir’dir.

Filmin üçüncü kısmında, Nadir’in karmaşıklık içerisinde otoriter dengenin kaybolduğu kaos ortamında mücadele etme gücünü kendinde bulamayıp intihar ettiğini görürüz. Nadir karakteri, psikanalitik açıdan yoksul kesimin ülke problemleri sonucu girdiği bunalımı ve güçsüzlüğünü başarılı bir şekilde aktarmıştır. Öyle ki yoksul kesim ya illegal bir ortamda büyüyecek ve kendisini orada harcayacaktır; ya da sürekli çabalamasına rağmen hâlâ yoksul kaldığını görecek ve buna daha fazla dayanamayıp intihar edecektir. Nadir de ikinci yol olan intiharı seçen kesimdendir.

Sarmaşık

Kararsızlık İmgesi Olarak Alper

Filmin girişinde taksici olarak gördüğümüz ekonomik açıdan daha konforlu bir düzeye ulaşma amacıyla gemide kalan Alper, genellikle Cenk’in tarafında gibi görünse de aslında kararsız bir karakterdir. Cenk ve İsmail’in kavgalarında yer yer Cenk’in yanında yer alır ancak denge ve barışın sağlanmasından yanadır. Mürettebatın en genç üyesidir, keyfine düşkündür.

Kürt ortadan kaybolduktan sonra gerçekleşen İsmail ile Cenk’in en hararetli tartışmasında Cenk’in saldırgan tutumlarını durdurarak İsmail’e birlik olmaları gerektiğini söyler. Film boyunca mürettebat içinde birlik ve huzur oluşmasını ister ancak bunu sağlamak için çabalamaktansa zevk ve sefa içine düşmeyi -uyuşturucu madde kullanmayı- tercih etmiştir. Bu yönüyle konforundan ödün vermeyen ancak yanlışları eleştirmekten de geri kalmayan, buna rağmen hiçbir aksiyon almayan genç kesimi temsil eder.

Sosyalizmin Sesi: Cenk

Cenk karakteri gemide kalmayı bir kaçış olarak görmüş hatta bir tatil olarak da nitelendirmiştir. Alkol ve maddeye düşkünlüğüyle, rahat tavırları, umursamazlığı ve anarşistliğiyle öne çıkan Cenk, gemide sorun çıkartan ve kural tanımayan kişi olarak damgalanmıştır. Gemideki terslikleri, iktidarın tutumunu eleştiren ve en çok dile getiren karakterdir. İsmail ile sık sık karşı karşıya gelir. Film boyunca İsmail’in elinde tuttuğu anahtarı ele geçirme derdindedir. İsmail’e göre, madde dolu olan bu oda gereksiz gibi görünürken, Cenk için adeta bir hazinedir.

Sarmaşık

İktidara ve yandaşlarına düşmanca bir tavır sergileyen karakter, sorunların baş gösterdiği ilk anda birlik olmayı teklif ederken konforuna erişme konusunda istediğini elde edemedikçe bu gruplara karşı kinlenir ve cephe alır. Bu yönden bakıldığında Cenk, bir zamanlar iktidar olan, gücü elinde bulunduran ve konforlu bir şekilde ötekileri umursamadan hüküm süren sosyalist kesimi temsil eder. Türkiye’nin siyasi tarihine bakıldığında da mevcut iktidardan önce böyle bir kesimin varlığından ve mevcut yönetim altında bu kesimin üstüne kurulan baskılarla konforunu elde edemedikçe saldırganlaştığını görürüz. Armatör ile ilgili gerçekleri öğrendiğinde Nadir ve Alper ile beraber Beybaba’nın karşısına çıkıp neler olduğunu merak ettiğini söyleyen Cenk, Beybaba tarafından azarlanır, ‘’Siz merak etmeyin, ben sizin yerinize merak ediyorum.’’ cevabıyla odadan kovulur.

İsmail, Nadir, Alper ve Cenk’in geminin durumuyla alakalı konuşmak üzere toplandıkları sahnede Nadir ve Alper duruma çözüm ararken, Cenk saldırgan bir tavırla İsmail’in üzerine yürür, İsmail de karşılık verir. Cenk, Armatör ile ilgili gerçekleri söylediğinde İsmail şok olmuştur. Cenk, İsmail’e ‘’Beybaba parasını alsın diye biz burada sürünüyoruz.’’ diyerek, iktidarı, tek amacı ‘varlık elde etme olan’ sömürgeci bir yapı olarak görmektedir. Cenk’in öfkesi sadece İsmail’e değildir, diğerlerine de çıkışır. ‘’Beybaba’ya diklendiğimde hiçbiriniz beni korumadınız, ona sadece ben diklendim.’’ diyerek iktidara tek ve somut başkaldırıyı yalnızca kendinin yaptığını savunur. Bu bağlamda da temsil ettiği grubu filmde yansıtmıştır. Ne var ki söylenmekten ve kavga etmekten başka bir aksiyon almamış, haliyle mevcut sorunlara hiçbir çözüm bulamamıştır.

Sarmaşık

Hepimiz Bu Gemideyiz!

Filmin genelinde “İktidar, otoriter işlevini kaybettiğinde hangi yöntemlere başvurur ve hangi evrelere evrilir?” sorusuna yönetmence bulunan cevapların etraflıca işlenerek izleyiciye aktarılması söz konusudur. Bu sorunun olası yanıtları incelenirken Türk toplumun belli başlı kesimlerini temsilen kurgulanan karakterlerin değişimleri, kırılmaları, psikolojik ve fiziksel davranış ve cevapları da film evreni içerisinde sunulmuştur. Film bu noktada başlamış ve bu noktada bitmiştir.
Sonuç olarak, tüm bu karakterlerin böylesine sıkışmış bir ortamda kendilerince yol izlemeleri, Türkiye’de yaşayan toplumun aynı durumlara verdikleri farklı tepkileri izleyenine yansıtılmıştır. Kimileri kendilerine dahi itiraf edemese de, filmi izleyen hemen herkes için bir karakter vardır. Bire bir olmasa da, çizgisi bakımından izleyicisine ‘’işte böylesiniz, işte böyleyiz!’ diyebilmiştir yönetmen Karaçelik.

Günümüz Türkiyesinin adeta bir portresini çizerek yönetmenin gözünden bu hiyerarşik yapının belli noktalara evrilerek olası bir gelecek senaryosuna dönüşmesini sinematografik düzlemde ifade eden film, Frederic Jameson’ın ortaya attığı “nasyonel alegori” kavramı üzerinden çözümlendiğinde ideolojisi ve yönetmen görüşünü başarılı bir şekilde aktarmış olmasına rağmen, gösterime çıktığı yıllarda ve katıldığı festivallerde ironik bir biçimde iktidar ve iktidar yanlıları tarafından sansürlenmek istenmiş, tehdit olarak görülmüştür.

KAYNAKÇA

Akmeşe, E., Parsa, A. (2016). Anlamını Yitiren Otorite: Sarmaşık, The Journal of Academic Social Science, 4 (37), 34-42
Özden, Z. (2004). Film Eleştirisi. İmge Kitabevi Yayınları, 178
Uyurkulak, S. (2014). Üçüncü Dünya Edebiyatı ve Ulusal Alegori. Litera, 0 (15), 136-146.
Weber, M. (2005). Bürokrasi ve Otorite. (Çev. B. Akın). Ankara: Adres Yayınları.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın