Trier’in Cüretkar Sineması: Antichrist Film Eleştirisi

Yazan: Binnur Tosun

Sinemanın belki de en tehlikeli beyinlerinden biri olan, çoğu zaman istenmeyen yönetmen konumundaki Lars von Trier’in Antichrist adlı filmini inceleyeceğiz bugün. Öncelikle filmin adının nereden geldiğiyle başlayalım. Antichrist: Kıyametten sonra yeryüzüne gelip, insanlara işlettiği günahlar sonucunda onları birbirine düşüren, sonunda da Hz İsa tarafından altedileceğine inanılan “sahte peygamber”dir; fakat bu İncil’de bulunan anlam karşılığıdır. İslam da karşılığı ise Antichrist=Deccal’dir. Trier bi nevi Nietzsche’nin “Deccal” adlı kitabından esinlenmiş ve ondan izler taşımıştır. İçerisinde yoğun eleştiriler bulundurur.

Filmin kısaca konusuna gelecek olursak rollerini Willem Dafoe ve Charlotte Gainsbourg’un paylaştığı bir çiftin, çocuklarını kaybedişlerinden itibaren yaşadıkları travma ve tedavi süreçleri anlatılıyor.Şimdi detaylarına geçelim.

“Yazının bundan sonrası izlemeyenler için ağır spoiler içerir”

Film, Alman besteci George Frideric Handel’in ünlü aryası “lascia ch’io pianga (Bırak da ağlayayım)” eşliğinde ki,çarpıcı bir sekans ile başlıyor. “Bırak da ağlayayım… Kötü kaderime ve uçup giden özgürlüğüme… Belki de azap zincirlerimi kırabilir bu kederim.”

Antichrist
Antichrist

Ölüm ve Modern İnsan

Film, çiftin seviştikleri sırada çocuklarının pencereyi açıp aşağı düşmesiyle başlar. Bu sahnede aslında modern insana dair oldukça yüksek bir eleştiri bulunmaktadır. Ölüm karşısında modern insanın nasıl davrandığı, hedonizm(hazcılık) uğruna görmezden gelinen şeylerin büyüklüğü gibi. Ahlak anlayışıyla modernizm arasındaki bağlantı yansıtılmış. Peki nedir bu yansıtılan şey?

Filmde aslında sonuna kadar saklanan bir sır vardır, izleyicinin sonunda anladığı büyük bir sır. Bu sır,aslında çocuğun pencereyi açıp aşağıya düştüğü sırada, annesinin bunu görmesi fakat sevişmeye devam etmesidir. İşte bu noktada soruların cevabı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Çocuğun masaya çıktığı anda hemen masanın üstünde üç tane biblo görürüz. Bibloların üstünde ‘ıstırap, acı, umutsuzluk’ yazmaktadır. Trier bu kavramları “üç dilenci” olarak yansıtmış ve filmi üç bölüme ayırmıştır. Peki Nietzsche ile bu üç dilencinin ne ilgisi vardır?

Antichrist bir Hristiyanlık eleştirisidir. Nietzsche’ye göre de Hristiyanlığın ontolojisi kadın ontolojisine eşittir. Filmde de kadın Hristiyanlığı temsil etmektedir. Erkek ise tam konumlandırılmamıştır; fakat erkeğin sürekli bir üstünlükte olduğunu farkederiz. Trier bu yüzden çok fazla kadın düşmanı olarak görülmüş, hatta filmi Cannes’da “Ekümenik Jüri” tarafından ‘dünyanın en kadın düşmanı filmi ilan edilmiştir ama ben Trier’in salt kadın düşmanı olduğunu düşünmüyorum. Filmin çoğu yerinde ipleri kadının eline vermiştir ve oldukça güçlü bir şekilde. Erkeğin zaman zaman çöküşlerini de göreceğiz.

Antichrist
Antichrist

İlk Bölüm: Istırap

Bu bölümde kadının çocuğu öldükten sonra yas sürecini bir türlü atlatamaması anlatılır. Kocası onun tedavisini üstlenmek ister. Bu kararla birlikte daha önce gittikleri bir ormanda bulunan eve gitmeye karar verirler. Tren yolculuğunda bazı sahnelerde camda beliren korkunç kadın suratı görürüz. Bu da ilerleyen zamanlarda kadının şeytanileşeceği olarak yorumlanabilir. Bu ormanın adı ‘Eden’dir. Anlam karşılığı cennettir. Filmin gidişatıyla ormanın adı arasında büyük bir zıtlık vardır.

Eden olarak adlandırılan bu orman oldukça kaotik bir görünüme sahiptir. Kadının ıstırap sürecinin bir türlü geçmemesinin sebebi başta dediğim gibi çocuğunu düşerken görüp sevişmeye devam etmesiydi. Bu yüzden de ıstırap ve haz arasındaki sıkışmışlık, haz ve günah ikilemini Hristiyanlık üzerinden,kadını kullanarak kuvvetli bir dille aktarılıyor. Ormana yolculukları sırasında bir trene binen çift ilk seansını yolculuk sırasında yapıyor. Adam karısının gözlerini kapayarak doğayla bütünleştiğini hayal etmesini istiyor. Kadın bunu başarıyor fakat ne kadar bir gerçeklik içermekte orası muamma.

İlk bölümün sonunda adam bir ceylanla karşılaşır. Bu ceylan aslında üç dilenciden ilkidir. Her bölümde farklı bir hayvan konumunda olacaktır. Ceylan ilk bölümde Tanrı konumundadır. Ceylanın rahminden düşmekte olan cenin ise insanoğludur. Bu da Heiddeger’in insanoğlunun durumu için kullandığı “dünyaya fırlatılmışlık” kavramına bir göndermedir.

Antichrist
Antichrist

İkinci Bölüm: Acı

Çift eve ulaşır ve uyur. Sabah adamın elinde yapışmış keneler görürüz. Kene kam emici görevindedir. Hristiyan mitinde kadınların bir intikam şeklidir. Yani adamın ileride maruz kalacağı ilk şiddeti burada aktarmıştır Trier. Bir diğer metafor ise bu bölümde karşımıza çıkan ağaçtan düşen ölü bir yeni doğmuş kuşun, yırtıcı bir kuş tarafından parçalanma sahnesidir. Burada da doğanın acımasızlığını ve varoluşun temelini görürüz bi nevi. Kadın kuşları gördükten sonra tekrar kötü hissetmeye başlar. Bu da aslında doğanın bir kanunu olarak görülebilir. Daha sonra kadın bebek sesi duymaya başlar ve bunun peşinden koşar. Bütün ormana bakmaya başlar. Bu tabiki de zihninde canlanan sahte seslerdir. Bir anda tüm ormanı geniş bir kamera açısıyla görürüz.

Trier’in burada yaptığı çok önemli bir sahne geçişi vardır. Orman görüntüsünden birden kadının saç tellerine geçiş yapılır. Orman cehennemi ifade ediyor demiştik sadece ironik olarak adı Eden’di. Kadında bir nevi bu cehennemin içinde bulunan şeytanı simgelemiştir. İlerleyen dakikalarda daha da kötü şeylerin geleceğine işarettir.

Adam ise başından beri kibirli olmaya devam eder, terapist olduğunu sürekli vurgular ve kadın gittikçe bu durumdan rahatsız olmaya başlar; lakin adam Freudyen yaklaşımla kadının tedavisine devam eder. Daha sonra adamın karşısına bir tilki çıktığını ve tilkinin ona “Kaos hüküm sürecek” dediğini görürüz. Burada tekrar Nietzsche’nin Antichrist kitabına dönebiliriz. Tilki kurnazlığı, aklı temsil eder. Bağırsakları yemesi de kaos olacağına işarettir. İsa’nın halka yaptığı ‘Ecce humo’ ifadesine de benzetebiliriz bu durumu. Yani Trier biraz adamı İsalaştırmaya başlamıştır.

Antichrist
Antichrist

Üçüncü bölüm: Umutsuzluk

Adam kadının tez odasını incelemeye başlar. Burada fotoğraflar, üç dilenci, hayvanlar, notlar vardır ve notlar gitgide kötüleşmeye başlamıştır. Adam bunları incelerken ağaçların yıkılmaya başlaması da bu sürecin iyice yıkımla sonuçlanacağını ifade eder.

Kadının yazdığı notlarda, kadın katliamlarının yine kadınların kötü olabileceğinden dolayı ortaya çıktığının yazılı olduğunu görünce, adam kadına karşı sinirlenir ve bunu nasıl düşünebilirsin diye sorar. Daha sonra kadın inatla cinsel ilişkiye girmek ister ve bunu şiddetle yapmak istediğini söyler. Adam bunu istemez ve kadın ormana doğru koşmaya başlar. Büyük bir ağacın dibinde mastürbasyon yaparken adam da yanına gelir ve cinsel birleşme gerçekleşir. Bu sırada ağaçların arkasında eller görmeye başlarız. Bu eller tarihteki tüm cadıların yavaş yavaş ortaya çıkması ve hapis olarak kalmasına işarettir; fakat filmin sonuna doğru bu hapislik giderilecektir.

Bir süre sonra kadın, adamda bulunun çocuklarının otopsi sonucunu bulur ve bu sonuçta çocuğun ortopedik bir sıkıntısı olduğunu okur. Daha sonra çocuğun olduğu bir fotoğrafı incelerler ve niyeyse fotoğrafta çocuğa ayakkabılar ters giydirilmiştir. Kadın düşünmeye başlayınca ise aslında bebekliğinden itibaren çocuğu hiç istemediği için ayakkabılarını ters giydirerek kendince bir ceza yöntemi bulmuştur. Tabi bunlar açığa çıktıkça da kadın daha fazla sinirlenmeye ve delirmeye başlar.

Adamla cinsel ilişkiye girerken,erkeklik organına odunla vurmaya başlar. Ayağını demirle zincirler. Daha sonra adam ayılıp tilki yuvasına kaçmaya başlar. Kadın onu tilki yuvasında bulduğunda gömmeye çalışır. Sürekli bir kişilik bozukluğu halinde olduğu için kadın, birden normale döner ve kocasını sevmeye onu kurtarmaya başlar.

Şimdi ise kendini cezalandırmaya başlayacaktır. Bunun sebebi ise geçmişi hatırlamasıdır. Çocuğunu aşağı düşerken görüp sevişmeye devam etmesi yine aklına gelir ve bu seferde Trier’in en katlanılamaz sahnesi olarak nitelendirilen kadının kendi cinsel organını kesmeye başladığı sahneyi görürüz. Daha sonra ise adam kadını öldürür ve yakar. Finale yaklaşırken adam bir tepededir ve meyvelerden yemeye başlamıştır. Kadınlar ortaya çıkmaya başlar ve yüzleri görünmez. Bütün kadınlar adamla birlikte tepeye çıkar ve özgürleşirler.

Filmin bütün haline bakarsak, metaforik, dinsel, inanç, insanlık tarihi, Nietzsche, Freud gibi ögelerden oldukça beslendiği ve bunların birikimiyle çok güçlü bir film ortaya çıkardığı söylenebilir.

En önemli detay ise filmin Andrei Tarkovski’ye adanmasıdır. Birçok sahnede görselliği biçimsel olarak Tarkovski’ye göndermedir. Mavi tonunda kullanılan çiçekler de David Lynch’e yapılan bir göndermedir.

Filmin içeriğiyle alakalı söylenecek bazı notlar ise şöyledir: Trier, kendi özel yaşamında da annesine duyduğu öfkeyi filmlerinde yansıttığını görürüz. Bunun ne kadar doğru bir ifade biçimi olduğu tartışmaya oldukça açık bir konudur. Belki de kadınlar üzerinden olan bu ifade biçimi öfkenin bir sonucu da olabilir ama ben yine de Trier’in saf bir kadın düşmanı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Nietzsche’ye göre deccal olumlu bir anlamdadır ve film onunla bağdaşmıştır. Hatta bir sahnede kadının, kadın katliamları hakkındaki görüşlerinde adamın sinirlenmesi ve tepki göstermesi, aslında katledilen kadınlara olan üzüntüyü de temsil eder. Yine de dediğim gibi belli bir kitle Trier’in sinemasını kabul etmezken bir diğer kitle de ona çok hayrandır ve yaptığı işin derinliklerine inip iyi analizle düşünülmesi gerektiğini savunur.

Antichrist
Antichrist

Trier ve Görsellik Açıları

Biraz da filmin teknik kısımlarına değinirsek, tekniklerini en başarılı bulduğum yönetmenlerden biridir Trier. Özellikle mikro ve makro çekimleri yer yer kullanması gerçekten etkileyici sahnelerin ortaya çıkmasına yol açıyor. Fotoğraf gibi kareler adeta Tarkovski kadrajı gibi oluşturulmuş ve görsel bir şölen yaşatılmıştır. Trier bilirsiniz ki Dogma akımı kurucularındandır ve bu akımın bir özelliği kamerayı asla sabit tutmamaktır. Filmin bazı sahnelerinde elde çekilen görüntüler izleyiciyi o psikolojiye daha çok adapte etmiş ve karakterle daha içiçe olmamız sağlanmış. Bu da filmlerinde yönetmenin kullandığı ayrı bir tekniktir.

Bunların dışında klipvari sahnelerin uzun tutulması, bu sahnelerin slow motion içermesi ayrı bir hava katıyor her defasında. Trier uzun zamandır sinemanın en çok konuşulan yönetmenlerinden biridir. Övüldüğü kadar yergiyle de karşı karşıya kalmıştır çoğu zaman. Bu durum için Lars von Trier: “Beni herkesin sevmesini veya herkesin benden nefret etmesini istemezdim. Böylesi tam istediğim gibi” der. Söylediği cümle aslında onun şu an tam da istediği noktada olduğunu belirtir.

Bunlar da ilginizi çekebilir

1 yorum

Umut 02 Mayıs 2020 - 02:09

Güzel bir eleştiri olmuş tebrikler

Cevapla

Yorum Bırakın