Ana sayfa Özel Dosyalar Sinemasal Bir İmge Olarak Kente Bakış!

Sinemasal Bir İmge Olarak Kente Bakış!

Mimarlığın bir sanat dalı olup olmadığı uzun yıllardır tartışılan bir konudur. Ayrı bir sanat dalı olması durumu tartışılır olsa da sanatın bütün dalları ile birlikteliği tartışmaya açık bir kavram değildir aslında. Önceleri resim sanatı ile olan ilişkisi mağara duvarlarının süsleme amacı ile başlayan bu birliktelik farklı dönemler ve üsluplar ile günümüze kadar süregelmiştir. Bu birlikteliği biri diğerinin süsleme amacı şeklinde değerlendirmek ya da sınırlandırmak yanlıştır. Birbirlerinden ayrı iki sanat dalı olarak nitelendirilen mimarlık ve resim sanatının ortak paydasının mekân olduğu gerçeği ve her iki dalın ortak ölçütleri çizgi, denge, renk, zıtlık, strüktür vb. bileşenlerin birbirleri ile yanyanalık, beraberlik ilişkisini estetik bir bakış açısı ile kurgulanması olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Mimarlık, şehir bölge planlama, sosyoloji, kamu yönetimi, ekonomi vb. multidisipliner bir çalışma alanı olan kent, mekânsal bir kavramdır. Yaşayan bir kenti var eden onun kullanıcısı olan insanlar, hayvanlar ve bitkilerin yani canlı varlıkların dinamik süreçlerinin ifadesidir. Kentin tanımlanması kente ait değişim ve dönüşüm süreçlerinin değerlendirilmesi yukarıda bahsi geçen meslek disiplinlerinin araştırma konusudur. Başlangıçta nicel veriler yardımı ile yapılan çalışmalara ek olarak bu süreçte insan algısına dayalı çalışmalar gündeme gelmiş ve sonrasında kentsel değişim dönüşüm ve yenilenme süreçlerine mekânın kullanıcılarının dâhil edilmesi anlayışı geliştirilirmiştir. Kentin değişim süreçlerini belgelemek ve dönemsel olarak kentsel mekana yüklenmiş olan anlamları algılayabilmek açısından sinema önemli bir kaynaktır. Özellikle toplumsal içerikli filmlerin kente ait anı mekanları olarak nitelendirilen alanlar hakkında bizlere yol gösterici olması kaçınılmaz bir durumdur. Örneğin ihtilal dönemlerine ait filmlerde meydanların kullanılış biçimlerini birçok farklı ülkede değişik örnekleri ile görmek mümkündür. Buna ek olarak yine kentin mimari dokusunu anlamak, ana ulaşım güzergâhlarını izleyebilmek ve yine parklar vb. açık yeşil alan sistemleri ve bu alanlarda yapılan rekreasyonel etkinliklerin gözlemlenilmesine kadar farklı okumalar ile çözülebilecek birçok bilgiyi filmlerden edinebilmek mümkündür.

Metropolis

Mekan algısı varoluşsal bir algı olarak tanımlanır. Ana rahminden mezara kadar geçirilen süreçte ‘mekân’ olgusuyla bir aradayızdır. Bu nedenle varoluşunun temsillerini yansıtan sanat ürünleri mekan olgusundan bağımsız kurgulanmamaktadır. Tıpkı sinema ve resim sanatının birlikteliğinin sayfalara ardı sıra hareketleri içeren resimlerin çizilmesi ve sayfalar çevrildiğinde hareketliymiş izlenimi vermesi prensibi olan “stroboskopik” deney çalışmaları olduğu ve aslında bu birlikteliğin sinemanın da başlangıcı sayılabileceği unutulmamalıdır. Sinema önceleri fotoğrafın anlık görüntüyü kaydetmedeki başarısının üzerine arka arkaya gelen fotoğrafların haraketli görüntü haline getirilmesi ile başlamış ve bu gelişme sürecinde evrilerek bir sanat dalı haline gelmiştir. Öyle ki ilk filmlerde kente ait nesnelerin eşlik ettiği hareketli nesnelerin kullanıldığı bilinmektedir. Örneğin Lumière kardeşlerin çekmiş olduğu ve sinema tarihinin ilk filmi sayılan “Arrival of a Train at La Cioat” bir trenin istasyona girmesini perdeye aktarırken aslında kente ait bir öge olan tren istasyonunu fon olarak kullanmıştır. Yine bir geminin limandan ayrılması ya da fabrikadan çıkan işçiler gibi devinim içerisindeki nesnelerin arka planlarında kente ait mekanları (liman, fabrika…vb.) görmek mümkündür. Dahası 1986’da ülkemize gelip Haliç Panoraması, Boğaziçi Kıyılarının Panoraması gibi kente ait peyzajları sinemasal dile aktardıkları bilinmektedir.

Sinemanın keşfi ile birkilte bir fon yada mekan aracı olarak kullanıalan kent sonraları sinemanın içerisinde yer almaya başlamış temsile dahil olan sessiz canlı bir varlık haline gelmiştir. Daha önceki ülkeler sineması kapsamında kaleme aldığım yazılarda örneklerini de gördüğümüz gibi sinemanın ideolojik yada politik açıdan devlete ait görüşleri bir propaganda aracı olarak kullanılması aslında dönemlere ait belgesel niteliği taşıyan bir türün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelişen bu belgeselvari sinemaya ait bir kavramda kent belgeselleri kavramıdır. Bu belgeseller, şehir yaşantısının bir günü üzerine kurulu, kentlerin ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerini yansıttıkları gibi aynı zamanda kentin mimari dokusuna ve yaşanılan ve algılanan biçimde kente ait özelliklere yer verirler. Bu tür filmlerin en bilinen örneği Walther Ruttman’ın “Berlin: Bir Büyük Kent Senfonisi” filmi ve sonrasında onu takip eden 1900’lerin başındaki Paris filmleri, Vertov’un Kameralı Adam filmi ile başlayan henüz devrimin yaşanmadığı Moskova birçok filmin ana karakteri gibidir. Walther Ruttman’ın “Berlin: Bir Büyük Kent Senfonisi”nde trenle kentte gelişte Berlin’in kırsal alanlarından kent merkezine geçiş sürecini kente yaklaştıkça değişen konut dokusunu ve kent merkezinde dönemin karakteristiğini yansıtan mimari eserlere kadar inceleme yapabilmek mümkündür. Kentin gündelik ritmini müzik eşliğinde senfonik bir biçimde ele alır.

Amélie

Deleuze sinemayı tanımlarken düşünceyi sunan ve onu harekete geçiren bir etkinlik olarak görmüştür. Sinemanın bir disiplin olarak ortaya çıkışı ve ifade tarzının felsefeden farklı oluşunu irdeleyen Deleuze “Sinema, düşünceyi ‘hareket ve zaman imgeleri’yle kavramlaştıran insani bir yaratım.” olarak tanımlar. Deleuze’un bakış açısına göre sinema bir tür süreklilikler penceresidir. Sürekli bir oluş ve düşünüş biçimini kapsar. İmgelerin açtığı kanallar yardımı ile hesapta olmayan alanlar ve düşüncelere temas eden bir tür icraat alanı olarak görülür. Edebiyatta örneğin romanda, Melville’in okyanus algılamaları, Virginia Woolf’un kent algılamaları, Tolstoy ve Çehov’un bozkır algılamaları ve benzerleri gibi sinemada da bu türden algılamaların bulunduğuna ve bu algılamaların her birinde farklı bir dönüşüme uğramakta olduğumuzu ortaya koyar.

Deleuze’un bu felsefi irdelenmesini temel olarak baz alırsak sinema sanatı içerisinde algılanan mimarlık ve kentsel ölçekte algı sitemine değinmeden geçmeyelim. Kameranın görüntüleri olduğu gibi kaydedebilme özelliği, gerçek dünyanın kapılarını sinemaya açar. Etkili bir kitle iletişim aracı olarak sinema, sürekli olarak farklı alanları, ortamları, olayları ve sembolleri temsil eder ve izleyicilerin sosyal anımsamalarını yeniden üretir, hayal gücünü ve gerçekliği sabit bir şekilde birleştirir. Filmlerde yer alan kentsel mekânların kullanılması etkili bir mekân odaklı bilgi edinme biçimi olarak değerlendirilebilir. Filmler zaman-mekân ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda bir kente ait belirli bir zamanı yakalayan kapanlar gibidir aslında. Filmde geçen toplumun veya kahramanın hikâyesine göre bazen arka planda haraketli karelerde ince bir detay olarak işlenirken bazen de kentin, toplumun ve makro ölçekte ülkenin kamu politikasının, politika tercihlerinin ve kurumlarının işleyiş biçimlerini yansıtan önemli belgeler niteliğindedirler. Sinema/sinematografi, böylelikle salt inorganik bir anlatı biçimi olmanın ötesine geçerek organik bir ifade biçimi haline gelir.

İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek

Dünya sinema tarihi incelendiğinde mimar yönetmenlerin bulunması bu iki disiplinin işbirliği örneklerini net bir şekilde görebilmemizi sağlar. Fritz Lang gibi Sergei Eisenstein gibi ünlü yönetmenler mimarlık kökenlidirler. Mimarlık-mühendislik eğitimi almış olan Rus yönetmen Sergei Eisenstein filmlerinde ve kitaplarında sinema ve mimarlığın iç içeliğine değinmiş ve “mimarlığı filmin kuşkuya mahal vermeyen atlası” olarak tanımlamıştır. Yine aynı düşünceleri paylaştığı ünlü mimar Le Corbusier sinemanın bir Promenade Architecturale (Mimari Bir Gezinti), yani mekânı deneyimlerken bir dizi algının oluşturduğu ardışık bir düzen sunduğunu söylemiştir. Ki bu görüşe paralel olarak daha önce deneyimlememiş olduğumuz kentlerde gezmemize o kente ait anı mekanları oluşturduğumuz ve izlenilen film dışında o kentle bir bağ kurduğumuz gerçeğini sizlerde benim gibi kabul edersiniz sanırım. Örneğin çoğumuz “Before Sunset”, “French Kiss”, “Paris, je t’aime”, “La Môme”, “Amélie” filmlerinde zamanının sanat ve aşk kenti olarak nitelendirilen Paris’in sokakları ve ünlü buluşma noktalarına çok aşinayızdır. Yine aynı şekilde Vittorio De Sica’nın “Ladri di biciclette” ve Roberto Rossellini’nin “Roma, Città Aperta”i ile birlikte romanın her köşesini sanki daha önce gitmişçesine imgeleyebiliriz. Türkiye için bir değerlendirme yapıldığında ortak kanı Yılmaz Güney’in “Sürü” filminde işlediği Ankara örneğidir. Günümüze doğru gelecek olursak Fatih Akın’ın 2004 yılında yaptığı “İstanbul Hatırası”; Müzeyyen Senar, Orhan Gencebay, Sezen Aksu, Baba Zula şarkıları eşliğinde İstanbul’a ait bir kentsel okumanın yapılabileceği bir belgesel filmdir. İstanbul sokaklarında Fatih Akın eşliğinde gezindiğinizi hissedersiniz.

Ladri di biciclette

Buna belgeselci bakış açısına ek olarak olarak Fritz Lang’ın yönettiği “Metropolis”, bilimkurgu sinemasının temelini oluştururken aynı zamanda bir kent distopyasına yer verir. 1927’de distopya olarak kurgulananmış olan bu kent biçimi günümüz modern kentlerine çok benzer nitelikler taşıması yine sinema ve mimarlığın birlikteliğini gözler önüne koyar. Anı kaydetmek geçmişi öğrenmenin yanı sıra geleceğe yönelik varsayımların da sanata ait ortak üretim fikiri çerçevesinde bütünleşmesinin en güzel örneği olarak tasvir edilebilir. Kenti parça parça analiz edip bütüne taşıma yaklaşımı ile kentin okunabilirliğinin arttırması bireyin mekân tanımı ve algılaması konusunda etkili bir öğreti biçimidir. Mimarlığın farklı disiplinler yoluyla temsil ediliş biçimi olarak filmler üzerinden mimari okumalar yapmak, iki farklı alanın kesişimlerini ortaya çıkarmak için kullanılan bir yöntemdir. Kentlerin zamansal dönüşümlerinin belgeleri niteliğinde olan filmler kullanılarak kentsel değişim süreçleri hakkında bilgi edinebilme araştırmaları akademik camianın multidisipliner çalışmaları arasındadır.

Bibliyografya:
Aslıhan EROĞLU, Mimarlık, Kent, Sinema İlişkisi
Deleuze, G, Cinema 1: The Movement-Image
Işıl Baysal Serim, Mimarlık Ve Sinema İttifakının Soykütüğü Üzerine

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın