Jean Cocteau ve Orphée (1950)

Yazan: Feyza Delibalta

Meksikada sergilenen Orphée’de bir deprem Baküs rahibeleri sahnesini yarıda kesti, tiyatro binasını yıktı ve birkaç kişiyi yaraladı. Salon tamir edildi ve Orphée yeniden sahnelendi. Birdenbire, bir rejisör temsilin durması gerektiğini bildirdi. Orfeus rolünü oynaya aktör aynadan çıkamıyordu çünkü kuliste ölmüştü.

Jean Cocteau, Bir Meçhulün Güncesi

Orfeus, Yunan mitolojisinde ölmüş olan eşi Eurydice’i geri getirmek için ölüler diyarını ziyaret eden yetenekli bir şarkıcıdır. Eurydice’yi geri getirmek için şarkı söyler, şarkılarından etkilenen tanrı Pluto, Orfeus’un dileğini kabul eder. Ancak bir şartı vardır: Orfeus Eurydice’ye bakmayacaktır. Ancak Orfeus sözünde duramaz. Baküs Rahibeleri böylece Eurydice’i yaşayanların dünyasından alır.

1950 yılında Jean Cocteau tarafından tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan Orphee’de Orfeus (Jean Marais) Paris’te yaşayan ünlü bir şairdir. Trajedinin gerçek hayata uyarlaması olarak Orfeus eşi Eurydice’i (Maria Déa) kaybeder ve onu geri almak için melek ve aynı zamanda da şoförü olan Heurtebise’in yardımıyla ölüler diyarına gider. Ancak bu ölüler diyarı, yine çağımız gerçekliğinin sembolik anlatımına uygun olarak, tanrılar tarafından değil kurulmuş bir mahkemenin üyeleri tarafından bürokratik bir şekilde yönetilmektedir. Bu mahkemede ölüm meleğinin görevini üstlenen Princess (Maria Casares) de vardır. [1]

Jean Marais, Orfeus rolüyle övüldüğünde şöyle yanıtlıyor: “Film benim sahnelerimi oynadı.”


Orfeus’un halkın övgüsü ve alayı karşısında gerçeği ve şiirsel ifade biçimini arayışı, Cocteau’nun kendi yaşamının ve sanatsal arayışlarının yansımasıdır. Ancak sadece mit ile gerçeğin arasındaki sınırlamalarla ilgilenmekle kalmıyor, aynı zamanda ayna yardımıyla ölüm ve yaşamın, uyanıklık ve düşte olmanın arasında geçip giden hayatı da irdeliyor. “Aynalarda yaşlandığımızı izleriz. Bizi ölüme yaklaştırırlar.” Diye yazar Cocteau, Art of Cinema’da. Ölümü hem seyreden hem de ölüm tarafından baştan çıkarılan bir şair olarak Orphée’nin aynadaki bakışı, filmin temelini oluşturan ölüm ve ölümsüzlüğün gerilimini vurgular.


“Orfeus’un Ölüm’ü (Princess) ve Heurtebise, Orfeus’u soru sormakla suçlar. Anlamayı istemek, insanlığın tuhaf bir takıntısıdır.”

Jean Cocteau, Art of Cinema’da Orphée hakkında

Cocteau, Art of Cinema’da Orphée’nin başlıca temalarını yazar:

  1. Bir şair (Orfeus) Mallarmé’nin de muhteşem dizesinde söylediği gibi sonunda sonsuzluk tarafından kendisine dönüştürülür –tel qu’en lui-même enfin l’éternité le change.
  2. Ölümsüzlük teması: Orfeus’un ölümünü temsil eden kişi (Princess), şairi ölümsüz kılmak için kendini feda eder.
  3. Aynalar: Aynalarda yaşlandığımızı izleriz. Bizi ölüme yaklaştırırlar.

Ayrıca konuşan arabalar gibi (arabalardaki radyo alıcılar) temalar ise Orfik ve modern mitolojinin karışımıdır. Cocteau, mitin ve modernin karışımı bu temalar hakkında şöyle der: “Bir gizeme ne kadar yakın olursanız gerçekçiliği de o kadar önem kazanır. Arabalardaki radyolar, güç kesintileri herkese tanıdık gelir, bu sebeple ayaklarım yere sağlam basar.”

Orphée’nin ve Melek Heurtebise ‘in Yaratımı


“Tüm sanat eserleri bekleyebilir ve beklemek zorundadır. Hatta yaşamak için şairin ölümünü beklemek zorunda kalabilirler.”

Jean Cocteau, Orphée hakkında
Jean Cocteau ve Jean Marais

Cocteau, Afyon kitabında Melek Heurtebise’in yaratılış sürecini anlatır: “Bir gün La Boetie sokağında oturan Picasso’yu görmeye gitmiştim. Asansörde, sonsuz hale gelecek bilmem hangi korkunç şeyle yan yana büyüyordum. Bir ses ise bana bağırıyordu. “Adım levhanın üzerinde.”, bir sarsıntı beni uyandırdı ve bakır levhanın üzerindeki yazıyı okudum:

Heurtebise asansörleri

Picasso’nun evindeyken mucizelerden söz ettiğimizi, Picassonun her şeyin mucize olduğunu, banyonun içinde erimemenin de mucize olduğunu söylediğini hatırlıyorum. Bu cümle içinde mucizelerin mucize olmamasının, komikle ve trajediyle ilgili olmasının ve büyük insanların dünyasının çocukların kafasını karıştırması gibi kafaları karıştırmasının gerektiği bir oyunun stilini özetliyor. Böylece Melek Heurtebise Şiiri doğdu. Sonra ise Orphée yazıldı.” [1]

21 yaşında ölen şair dostu Raymond Radiguet’in ölümünden sonra Cocteau, acısından dolayı afyona yönelmiş ve bir süre tedavi görmüştü. Filozof Jaques Maritain, senatoryumda onu yalnız bırakmamış ve Cocteau, Maritain’in etkisiyle dine yönelmiş, Orphee’yi de bu dönemde meydana getirmişti. Uzun Şiiri L’ange Heurtebise’de (Melek Heurtebise) (1925) şair, Orphée’de ve diğer yapıtlarında tekrar ortaya çıkacak olan bir melekle çatışma içindedir.

Prensesin şoförü melek Heurtebise (François Périer) tarafından yönlendirilen Orfeus’un Eurydice’i geri almak için yaptığı ölüler diyarına yolculuk, Yunan mitinin güzergahından saparak “anılardan ve insan yaşamının kalıntılarından oluşan” bir bölgeden geçer. Heurtebise boşlukta süzülür gibi görünürken, Orphée, henüz öldüğünü fark etmemiş insanların yanından rüzgara karşı, zorlanarak yürüyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında bombalanan terk edilmiş bir askeri akademide çekilen bu sahne, yalnızca savaş sonrası Fransa’nın yaşadığı travmanın kalıntılarını değil, aynı zamanda şairin bilinmeyen, liminal alanda ilerleyen tek canlı varlık oluşunu vurguluyor. Heurtebise, Orfeus’a “Aradığınız şey Eurydice mi yoksa Ölüm mü?” diye sorduğunda, Orfeus’un hem Eurydice’i hem de Ölümü aradığını söyleyen yanıtı, Cocteau’nun şairi (Orfeus’u), ölümsüzlüğe ulaşmak için “ardı ardına gelen ölümler” yaşaması gereken, yaşam ve ölüm arasında dengede olan bir arabulucu olarak konumlandırmasını (tel qu’en lui-même enfin l’éternité le change) vurgular. [2]

Aynalar, Orfeus ve Narkissos

Filmde çokça karşımıza çıkan ayna motifini Jean Cocteau kuşkusuz çok sevdiği bir Avusturyalı şair olan Rainer Maria Rilke’nin 1922’de yazdığı “Orfeus’a Soneler”den esinlenmişti:

Aynalar, kimse tanımlayamadı sizi
Anlayamadı kim olduğunuzu
Zamanın umutsuzca uzağında dilimlenmiş bölümlerine kazınmış
Birkaç elek deliğisiniz sadece

Bazen resim dolusunuz. Ve arka planınıza
Bazıları bir fırçayla eklenmiş gibi
Diğerleri ise çekinerek uzaklaştırdıklarınız

Fakat en güzelleri kalacak
Ta ki Narkissos onu yakalayıp
Onun ötede gizlenen iffetli dudaklarına ulaşıncaya dek

(Rilke, İngilizceden Çeviri: Feyza Delibalta)

Cocteau’yu özellikle “Aynalar, kimse tanımlayamadı sizi/Anlayamadı kim olduğunuzu” kısmı düşündürüyordu. Böylece ayna Orphée’de bir motif haline geldi. Orphée’nin oyununda,Heurtebise, Orfeus’un kulağına “sırların sırrını” açıklar. “Aynalar ölümün girip çıktığı kapılardır. Kimseye söyleme. Hayatın boyunca bir aynada kendine bak: ölümün bir arı kovanındaymışçasına çalıştığını göreceksin.”

Aynalar Roman şairler Virgil ve Ovid’in anlatımlarında karşımıza çıkmaz. Ayna motifi, Rilke’nin şiirinde anlattığı haliyle Narkissos’dan gelir.Cocteau’nun biricik amacı iki ayrı figürü -Orfeus ve Narkissos- ve hikayeyi bir şiirsel anlatıyla birleştirmekti. Narkissos miti de Ovid’in Metamorphoses’ından gelir: Su perisi Echo, Narkissos’a aşık olur. Ancak Narkissos onu reddedince, su perisi kederinden sadece sesi kalana değin kaybolur. Bu ses, Narkissos ne derse tekrarlar: ses bir yankı, bir eko, bir sesli aynadır.Narkissos’un birçok aşığı geri çevirmesinin cezası olarak intikam tanrısı Nemesis, Narkissos’u orada kendisini izleyerek kendi kendisine aşık olacağı bir göle gönderir. Ancak bu aşk elde edilemez kalır: sevgiliyle öpüşemez, sarılamaz. İmkansız aşkının ağırlığıyla Narkissos, kendi görüntüsünü ölümüne dek izler. Mitin bir başka versiyonunda göldeki aşkına ulaşmaya çalışırken boğularak ölür. Rilke’nin sonesinin son kıtasında anlattığı gibi, gölden geçip “Öteye” ulaşmak için. [3]

Göl aşkının objesini ve aynı zamanda ölümünü yansıtan bir aynadır: Narkissos bu aynadaki görüntüsüne aşık olur. Orfeus bir geçiş kapısı olan aynanın içine dahi girer, ölüler dünyasında aşkı Eurydice’i arar. Narkissos ve Cocteau’nun Orfeus’u için ayna aşk ve ölümün yeridir. Aynaya bakış, hem Orfeus hem de Narkissos için aşkının ölümü olacaktır. Orfeus, aynadan Eurydice’nin gözlerine baktığında -ayrıca melek Heurtebise onu aynaya bakmaması gerektiği konusunda uyarmıştır- Eurydice’i kaybeder, Narkissos’da göldeki yansımasına bakarken boğulur.

Eşcinsel Temalar

Orphée, aşkı sürdürmek için ölümü göze alan kadın ve erkeğin hikayesi olarak karşımıza çıksa da, ayna teması Freud’un homoseksüellik ile narsistlik arasında kurduğu ilişkiyle bir paradigma oluşturuyor. Freud’a göre, erkeğin erkeğe olan aşkı, Narkissos’un kendisine aşık olmasına benzer şekilde benzerin benzerine duyduğu aşktır. Orphée’de aynaya baktığında Eurydice’in gözleriyle karşılaşacak olan Orfeus, onu aynı zamanda ölüme de mahkum edecektir. Hem Narkissos’un hem de Orfeus’un mitinde erkeğin sevdiğine aşk dolu bakışı birini ölüme sürükler (eros ve thanatos; aşk ve ölümün tecessümü).

  1. Bir meçhulün güncesi, Jean Cocteau, SEL yayıncılık, çeviri: Mukadder Yakupoğlu
  2. https://www.sensesofcinema.com/2020/cteq/orpheus-jean-cocteau-1950/#fn-39166-2
  3. https://digitalcommons.lsu.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1709&context=gradschool_theses

https://www.criterion.com/current/posts/13-orpheus

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın