Çatalca’da bu yıl ilk kez düzenlenen Çatalca Film Festivali, sinemaseverleri kısa filmlerin farklı dünyalarıyla buluşturuyor. Festival kapsamında gerçekleştirilen Ulusal Kısa Film Yarışması, Türkiye’nin dört bir yanından farklı kuşak ve bakış açılarını bir araya getirerek kısa filmin yaratıcı olanaklarına alan açıyor. İlk yılında güçlü bir seçkiyle yola çıkan festival, genç ve deneyimli sinemacıların hikâyelerini izleyiciyle buluştururken, kısa filmin ülkemizdeki üretim zenginliğine de dikkat çekiyor.
Yarışma seçkisinde Beril Tan’ın “Alis”, Fatih Diren’in “Baletler Köyü”, Utku Ali Güler’in “Feridun”, Semih Ellialtı’nın “Galaksinin Tezenesi”, Doğa Kılcıoğlu’nun “Kirpik”, Mehmet Oğuz Yıldırım’ın “Kudret”, Turgut Kanal’ın “Mümeyyiz”, Rabia Özmen’in “Prosedür”, Ozan Takış’ın “Salman Gitmek İstiyor” ve Dalya Keleş’in “Yerçekimi” filmleri yer alıyor.
Bu seçki vesilesiyle filmlerin ardındaki yaratım süreçlerine biraz daha yakından bakmak istedik. Yönetmenlere tek bir soru yönelttik: “Filminizin çıkış noktasını, hazırlık aşamalarını ve çekimler sırasındaki deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?” Yönetmenlerin kendi sözleriyle aktardıkları yanıtlar, yalnızca filmlerin nasıl ortaya çıktığına değil, onları var eden kişisel meraklara, düşüncelere ve sinema yapma biçimlerine de ışık tutuyor.
Alis

Beril Tan: Alis, benim yakından tanıma fırsatımın olduğu, alt kat komşum Araksi Teyze’den yola çıkarak yarattığım bir karakter. Tıpkı Alis gibi, 70’li yaşlarda yalnız yaşayan bir kadın. Kendisi oturduğum apartmanın sahibi. Gözü gibi koruyor, eşiyle birlikte yaptıkları apartmanını. Hatta tıpkı çocuğu gibi… İstanbul’da yaşayanlar olarak neredeyse hayatımızın artık bir parçası haline gelmiş kentsel dönüşümün, buraya gelme durumunu düşünerek hikaye ortaya çıktı. Arkasi teyze’nin çocukluğunda evini travmatik bir şekilde kaybetmiş olması ile bu durumun kentsel dönüşüm ile tekrar etme ihtimali durumunda “ne yapar?” diye düşündüm. O öyle bir kadın ki asla kaybetme ihtimalini kolay kolay kabullenmez. Sevdikleri söz konusu olunca tam bir savaşçıya döner. Bu düşüncelerle Alis ve onun hikayesi dünyaya geldi. Aslında Alis’in şuan izlediğimiz hikayesi sadece bir başlangıç…
Hikayenin oluşumu sonrası ilk olarak Alis’i bulmak ile yola çıktım. Alis, Deniz Türkali’den başkası olamazdı. Onun, Alis’i bizimle tanıştırması ve yolculuğumuzun bir parçası olması en büyük şanslarımızdan biri oldu. Hemen sonrasında ekibi kurmaya ve maddi destek aramaya başladık. Projemizin bir diğer büyük şansı ise Deniz Eyüpoğlu Aydın oldu. Onun hem görüntü yönetmenim hem de ortak yapımcımız olmasıyla hayalime bir adım daha yaklaştık. Hikayeyi yaratırken de desteğini esirgemeyen Balahan Gürel yani Federal Yapım’ın, Amy Omar’ın, Istanbul Film Station sayesinde tanıştığımız 19:30 Film ve Roots Post Productions’ın, ve son olarak ailelerimizin vermiş olduğu maddi ve manevi destekler ile ekibimizi kurmaya başladık. Daha öncesinden belki çalışmayı hayal bile edemediğim muhteşem oyuncu kadromuz, Şebnem Sönmez, Ceren Taşçı, Mücahit Koçak, Kaan Sevi, Erkan Akbulut ve birbirinden yetenekli ekibimizle hayalimi gerçekleştirdik. Bu yolculuğumun bir parçası olmuş her birine ayrı ayrı çok müteşekkirim.
Çekim süremiz toplam 3 gün sürdü. İstanbul Büyükçekmece’de çektik. Karşımıza çıkan tüm zorluk ve engellere rağmen, Alis’in evindeki rahmetli eşiyle olan düğün fotoğrafına kadar dünyamız hazır bir şekilde sete çıkmayı başardık. En zor şeylerden biri inşaat aracı bulup getirmek, çevremizdeki her yerin kentsel dönüşümde olmasına rağmen, ve bir de sıfırdan bir beach kurmak oldu. Beach için bir sitenin şemsiye ve şezlonglarını tek tek taşıdık sahile. Bunlar dışında her şeyin çok keyifli ilerlediği ve, tıpkı Alis gibi, yaza merhaba dediğimiz bir çekim süreci oldu.
Baletler Köyü

Fatih Diren: Baletler Köyü hikayesini yıllar önce yapılan bir haberde gördüm. Köy çorum’da ben de Çorumluyum. Hikayeyi görür görmez hemen bu hikayeyi film yapmalıyım dedim. Ve araştırmaya başladım. Baletlerden birisine ulaştım. Erdoğan Şanal. Erdoğan abiye film çekmek istediğimi söyledim. O da sıcak baktı sağ olsun. Daha sonra Kültür Bakanlığına başvurdum ve proje kabul edildi. Proje kabul edildikten sonra ekibi kurmaya başladım. Ekip kurulduktan sonra senaryo üzerinde online toplantılar yaparak konuştuk. Bu arada ben mekanlara bakmak için Çorum ve Mersin’e gittim. Her şey planlandıktan sonra çekime başladık. Toplamda 8 gün 3 şehirde (Çorum, Mersin, Ankara) çekimleri gerçekleştirdik. Çekimler güzel geçti. Ekip çok uyumluydu. Planlamaları ve hazırlığı iyi yaptığımız için büyük sorun yaşamadık. Sadece 3 şehirde çekmek ve şehirlerin birbirine uzak olması biraz yordu. Onun dışında güzel bir set ortamı oldu. Ekipte Görüntü yönetmenimiz Evrim İNCİ, Senarist Elif Feyza DEMİR, Yönetmen Yardımcısı Yavuz AKYILDIZ, Kameraman Nurullah Güzel ve Kamera asistanı ve kamera arkası Ali Eren ENGİN yer aldı.
Feridun

Utku Ali Güler: Yalnızlığını hem seven hem de zaman zaman ondan bunalan biri olarak bu konu üzerine akıl yürütmekten, hikâyeler üretmekten, kendi yalnızlığımla oyunlar oynamaktan her zaman hoşlandım. Bu oyunların bir ürünü olan Feridun’un hikâyesi de pandeminin bütün dünyayı kasıp kavurduğu erken dönemlerinde bir altbenlik gibi ortaya çıkıverdi. Evlerimize hapsolduğumuz, kaygılarımızla ve bu yeni, alışılmadık hayat düzeniyle mücadele ettiğimiz süreçte; her birimizin artık daha derinden hissedebildiği “dışarı çıkma” ya da “insanlarla temas etme” korkusu üzerinden şekillendi. Monoton hayatında sıra dışı bir ilişkiye başlayan Feridun, naifliği ile bizleri aşk, bağlılık ve yalnızlık üzerine düşündürmeyi amaçlıyor. Hikâye, gerçekçiliğini sorgulatmadan bu yalnız adamın dünyasında bizi bir yolculuğa çıkarmayı hedefliyor.
Feridun aslında yolculuğuna 2022 yılında bir öğrenci filmi olarak başladı. Bilgi Üniversitesi’ndeki yüksek lisans eğitimim sırasında sevgili Murat Çetinkaya’nın dersi kapsamında üç günde çekildi fakat çeşitli nedenlerden dolayı kurgusunun tamamlanması ve festival sürecine başlaması 2025’in Ağustos ayını buldu.
Filmde Feridun’u önceki kısa filmimde de (Küçük Adamlar, 2013) birlikte çalıştığım yakın arkadaşım Arda Ünal canlandırdı. Senaryosunu birlikte yazdık ve post-prodüksiyonunu da birlikte yaptık. Hülya karakterini seslendiren arkadaşım Ezgi Özcan da harika bir performans gösterdi. Oyuncularımızın karakterleri içselleştirip hikâyeyi sahiplenmeleri, hikâyenin gerektirdiği sade ve gerçekçi performansları eksiksiz sergilemeleri filme çok büyük bir katkı sağladı.
Filmin görüntü yönetmenliğini ben üstlendim. Feridun’un iç dünyasını ve filmin romantizmini yansıtmaya katkıda bulunacak şekilde gölgeler ve loş bir atmosferin hâkim olmasını tercih ettim. Kullandığım dar perspektifler ile Feridun’un sıkışmış, tek düze hayatını; geniş perspektiflerle ise yalnızlığını destekleyen bir görsel dil yaratmaya çalıştım. Çamaşır makinesini sıra dışı olayları vurgulayacak şekilde sarı, kirli bir ışık altına yerleştirdim. Feridun’un apartman boşluğuna çıktığı sahnelerde gereğinden yüksek pozlayarak karakterin gerginliğini, dışarı çıkmaktan duyduğu rahatsızlığı besleyebileceğimi düşündüm.
Sanat yönetmenliğinde ise sevgili Arzu Türk ile birlikte çalıştık. Feridun’un monoton hayatını renksiz, gri ağırlıklı kostümlerle yansıtırken sade ve sıradan görüntüye sahip bir ev ortamıyla hikâyenin tuhaflığını gerçekçi bir zemine oturtmayı amaçladık.
Filmin müzikleri için ana enstrümanın akordeon olması gerektiğini düşündüm. Akordeonun başta romantizm olmak üzere melankoli, neşe gibi duyguları zengin bir şekilde yansıtabilmesi, bana akordeonun hikaye için çok uygun olduğunu hissettirdi. Melankolik tema için Amerikalı müzisyen Chris Houston’ın bir parçasını seçtim. Feridun’un neşeli ana temasını ise kendim ürettim.
Filmin yapım sürecinde özveriyle çalışan ve büyük emekler gösteren ekibime çok teşekkür ediyorum. Feridun’un iç dünyasına tuhaf bir aşk hikâyesiyle yolculuk yaptığımız filmimizi nihayet izleyicilerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Galaksinin Tezenesi

Semih Ellialtı: Galaksinin Tezenesi, şamanlar, halk ozanları ve psychedelic rock müzisyenlerinin birbirlerini etkilediği kültürel süreçlerden ilham alan; onların müzikle, uzayla ve varoluşla kurdukları ilişkiyi irdeleyen bir kısa film. Bu rotayı izlerken fantastik unsurları sadece gerçeklikten bir kaçış noktası olarak değil, ülkemizde modern ve geleneksel kuşak arasındaki çatlağın giderek derinleştiği bir dönemde, birbirinden farklı görünen insanların tabularını aşarak ne ölçüde uzlaşabilecekleri üzerine düşünmek için de kullandık. Özetle, filmi tasarlarken “Sinemamızda yerelden evrensele uzanan fantastik bir anlatı mümkün mü?” sorusundan yola çıkarak, anlatacak bir meselesi olan ve genre sinemasının renkli yanlarını kullanmaktan çekinmeyen bir sinema hedefledik.
Hazırlık sürecinde filmin bir sanatta yeterlik projesi olması bizim için çok faydalı oldu. Projenin her aşamasını altı ayda bir tez danışmanım Doç. Dr. Hakan Aytekin’e ve tez jürilerime sunduğum için, toplamda iki yıla yayılan bir ön hazırlık sürecimiz vardı. Bu da oldukça planlı ilerlememizi sağladı. Hazırlıklarımızı sürdürürken, Fongogo üzerinden 75.000 liranın üzerinde destek topladığımız bir kitlesel fonlama kampanyası yürütüyorduk. Hazırlık sürecimizde mekânın, ışığın ve kadrajların senaryodaki çatışmayı yansıtacak şekilde seçilmesinden, Şaman Ana karakterinin kostümünün mitolojik açıdan uygunluğuna kadar pek çok detayı dikkatle planladık. Oyuncularımızla okuma provasında bir araya gelerek karakterlerin sette daha sahici ve ikna edici bir şekilde hayat bulmasına katkı sağlamaya çalıştık.
Çekimler sırasında hem kamera önünde hem de kamera arkasında usta isimlerle çalışma fırsatı bulmak, filmin niteliğine doğrudan katkı sağladı. Kamera önünde Güven Kıraç, Meral Çetinkaya, Ozan Osmanpaşaoğlu ve Kahraman Sivri gibi kıymetli oyuncuların, sinemamızdaki alışıldık dünyalardan farklı bir evren kurmayı hedefleyen senaryomuza önce inanıp, ardından bu dünyayı birlikte kurmak için sette bizimle olmaları, sonraki çalışmalarımıza da taşıyacağımız önemli bir deneyim oldu. Seçkin Özalp, Ahmed Hamdi Eren ve Kaan Bayram gibi isimlerin çekimlerde ekibimizde olması ise bir yönetmenin karar alma sürecinde ihtiyaç duyduğu güveni, yaratıcılığı ve pratikliği sağlaması açısından oldukça değerliydi. Tüm bu deneyimler, filmin hayal ettiğimiz dünyaya dönüşmesinde bizim için çok kıymetli bir rol oynadı.
Kirpik

Doğa Kılcıoğlu: Pandemi sırasında babam vefat etti ve o zor dönemde bir yasla başbaşa kaldım. İnsan bir sevdiği, özellikle de ebeveyni öldüğünde bir çocuk oluyor sanki. Ve ölesiye yalnız hissediyor. Ben de küçük bir kız çocuğu ve dev bir göz üzerinden bir yas ve büyüme hikayesi senaryosu yazdım. Kendi hikayemi anlatarak diğer insanlara yalnız olmadıklarını hissettirmek istedim. Bu soyut hikaye beni de büyüttü ve şifalandırdı.
Filmin hazırlık aşaması biraz uzun sürdü doğruyu söylemek gerekirse. Kendi yasıma dair olduğu için ufak adımlarla, sindire sindire yazdığın bir senaryo oldu. Projem Canlandıranlar Yetenek Kampına seçildi ve Senaryo üzerine sevgili Berna Gençalp ile uzun süre çalıştık. Bir yandan da animasyon altyapım yoktu, online derslerle Cartoon Mill’in katkılarıyla çizgi film yapmayı öğrendim ve sevgili dostum ressam Duygu Süzen’le filmin tek tek kareleri üzerine çalıştık. Filmin yapımı yaklaşık 4 yıl sürdü. Ve film bittiğinde babama armağan edebileceğim ve yasını onurlandırabilecem bir film çıktı ortaya.
Filmin yapım süreci çok keyifliydi ama bir o kadar da zordu. Tüm yapım boyunca kimi zaman baştan başladım, kimi zaman ara verdim. Sürekli bir iniş çıkış yaşadım. Filmin finali, yası çizdiğim bölüm sanırım benim için en zor bölümdü. Tabletin üzerinde çok göz yaşı döktüm. Sadece babam için değil, bu topraklarda yaşanmış öyle çok acı için ağladım ki. Hatay depremi, Kartalkaya yangını, orman yangınları, engel olamadığımız onca acı sanırım filmin içine sirayet etti. Filmi izlemiş insanların gözlerine baktığımda bunu hissettiklerini görmek kalbimi attırıyor. İyi ki diyorum, iyi ki anlatmışım. Yoksa başka nasıl bunca güzel insanla tanışırdım.
Kudret

Mehmet Oğuz Yıldırım: Kudret’in çıkış noktası aslında insana dair bir meraktı. Gündelik hayatında sessiz, kendi hâlinde yaşayan ve çoğu zaman geri planda kalan bir insanın, kendisini bir anda daha güçlü hissettiği bir durumla karşılaştığında nasıl davranacağını merak ettim. Kudret karakteri de biraz bu meraktan doğdu. Film boyunca onun yaşadıkları karşısında verdiği tepkileri ve kendi içinde geçirdiği değişimi takip etmek istedim. Benim için hikâyenin temelinde, insanın şartlar değiştiğinde kendisinde daha önce fark etmediği hatta hiç istemediği taraflarla karşılaşabilmesi ihtimali var.
Kudret’in hazırlık süreci yaklaşık bir buçuk yıla yayıldı. Senaryonun ilk hâlinden çekime kadar geçen süreçte hikâye ve karakterler üzerine sürekli çalıştık. Kudret karakterini canlandıran Fırat Kaymak ekibimizin ilk üyesiydi ve onunla neredeyse bir yıl boyunca prova yaptık. Bu uzun süreçte karakteri geliştirdik, Fırat da kendi yorumuyla Kudret’e çok şey kattı. Benim kafamda yazarken oluşan Kudret’le, Fırat’ın oyuncu olarak getirdikleri zaman içinde birbirini besledi ve karakter biraz da bu ortak çalışma içerisinde son hâlini aldı. Özellikle mekân arayışı da filmin dünyasının şekillenmesinde önemli bir yer tuttu. Son iki üç aylık süreçte ise hazırlıklarımızı daha çok teknik provalar ve diğer oyuncuların da dahil olduğu oyuncu provaları üzerinden yoğunlaştırdık. Görüntü yönetmenimiz ve yapımcımızla filmin görsel dünyası, mekânları ve çekim süreci üzerine detaylı bir hazırlık yaptık. Bu süreç sayesinde üç günlük oldukça yoğun bir çekim takvimine girdiğimizde ne yapmak istediğimizi büyük ölçüde biliyorduk. Tabii çekim sırasında ortaya çıkan yeni fikirlerin de önünü kapatmadık. Ben hazırlık sürecini biraz böyle görüyorum, sete ne kadar hazırlıklı girerseniz, orada doğacak yaratıcı fikirlere de o kadar alan açabiliyorsunuz.
Çekimler üç gün sürdü ve oldukça yoğun bir tempoda çalıştık. Hazırlık sürecini uzun tuttuğumuz için sete geldiğimizde herkes ve en önemlisi ben ne yapmak istediğimizi biliyorduk. Bu da özellikle zamanın çok kıymetli olduğu kısa film setinde bize önemli bir avantaj sağladı. Ama sinemanın güzel tarafı, ne kadar hazırlıklı olursanız olun çekim sırasında mutlaka yeni şeylerin ortaya çıkması. Biz de plana bağlı kalırken sette gelişen fikirlere ve oyuncuların katkılarına alan açmaya çalıştık. Özellikle gece çekimleri ve sanayi ortamında çalışmak fiziksel olarak zorlayıcıydı ama mekânın atmosferi filme tasarladığımızdan da fazla şey kattı. Benim için en önemli deneyimlerden biri de uzun süredir zihnimizde ve provalarda yaşayan bir hikâyenin sette bütün ekibin katkısıyla gerçek bir dünyaya dönüştüğünü görmekti.
Mümeyyiz

Turgut Kanal: Mümeyyiz filmi “suça sürüklenen çocuk” algısının psikososyal ve hukuki boyutlarını ele almak üzere projelendirildi. Türk Ceza Kanunu 4. maddesinde “Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.” şeklinde belirtilmiş olsa da suç işleyen kişi eğer bir çocuk ise, doğrudan ceza verilememektedir. İşlediği eylemin bir cezai karşılığının olacağının bilincinde olup olmadığına yönelik ceza ehliyeti (eski adıyla farik ve mümeyyizlik) muayenesi yapılması gerekmektedir. Bu muayene hekim tarafından ön yargılardan da arınmış bir şekilde, yeterli zaman ayrılarak ve özen gösterilerek yapılmaz ise hukuki süreç kuşkusuz yanlış yönlendirilecektir.
Filmin diyalogları bizzat bu muayeneleri yapan bir ekip tarafından kaleme alındı ve bir dönem taşrada hekimlik de yapan Ercan Kesal’dan senaryo danışmanlığı desteği alındı. Deprem teması da esas senaryo iskeletini bozmayacak şekilde senaryoya iliştirildi. Senaryo yazımı, oyuncu seçimleri ve diğer ön hazırlık süreci tamamlandıktan sonra hali hazırda kullanılmayan bir köy okulu dekore edilerek 90’lı yılların kasvetli hastane atmosferi ekrana yansıtılmaya çalışıldı. Ana cast profesyonel oyunculardan oluşsa da gerçekçi etkiyi güçlendirmek adına mevsimlik işçi çocuk rolünde bizzat çadırlarda yaşayan tarım işçisi bir çocuk ile çalışıldı. Konunun hassasiyeti ve adli tıbbi boyutunun izleyenler tarafından açıkça anlaşılabilir olması adına kurgu birkaç kez revize edilerek güncel haline erişti. Kısıtlı bir kadro ve bütçe ile bağımsız olarak ürettiğimiz “Mümeyyiz”in hedeflediği etkiyi sunabilmiş olmaktan, Altın Koza gibi büyük bir festivalde izleyici karşısına çıkmasından heyecan duymaktayım.
Prosedür

Rabia Özmen: Prosedür’ün çıkış noktası, hayatın her alanına sızan “prosedür” kavramı oldu. Ben sadece bürokratik ve resmi süreçlerden değil, sevdiklerimizle kurduğumuz ilişkilerde ve aile içindeki rollerimizde de görünmez kurallar ve rutinler olduğuna inanıyorum. Bu düşünce, Murat ve Sema’nın hikâyesinin temelini oluşturdu. Onların bireysel sıkışmışlıkları kadar, birbirleriyle olan ilişkilerinde de bu görünmez prosedürlerin nasıl varlık gösterdiğini anlatmak istedim.
Hazırlık aşaması oldukça uzun sürdü. Ben prova yapmayı seven bir yönetmenim; oyuncuların karakterleri sindirebilmesi için ön çalışmalar ve uzun provalar yaptık. Bu süreç, hem atmosferi hem de oyuncu performanslarını derinleştirdi. Hikâye kadar ses dünyasının da filme yön vereceğini düşündüğüm için, ses tasarımına da baştan itibaren özel bir önem verdik. Filmin klastrofobik ve gerilimli atmosferini seyirciye hissettirecek ses katmanlarını birlikte geliştirdik.
Çekimlerde ise kalabalık bir oyuncu ve figüran ekibiyle cezaevi atmosferini olabildiğince gerçekçi kılmaya çalıştık. Sanat yönetmenimizle birlikte uzun süren detaylı bir sanat ve dekor çalışması yaptık; mekânın dokusu, ışığı ve renkleri üzerinde defalarca düşündük. Bu titiz çalışma sayesinde, filmdeki kapalı ve baskılayıcı hissi seyirciye doğrudan aktarabildik.
Sonuçta Prosedür’ün yaratım süreci, yalnızca hikâye ve karakterler değil, ses tasarımından dekoruna kadar her unsurun eşit önemde olduğu bir yolculuğa dönüştü. Bu nedenle hem hazırlık hem de çekim aşaması, benim için oldukça yoğun ama bir o kadar da heyecan verici bir deneyim oldu.
Salman Gitmek İstiyor

Ozan Takış: Salman Gitmek İstiyor’un çıkış noktası 2021 yılında İstanbul’da göçmenlerle sahada zaman geçirdiğim bir döneme dayanıyor. Feriköy’de Afrikalı göçmenlerin düzenlediği futbol turnuvalarına gidiyor, oradaki insanlarla tanışıyordum. Salman’la da bu süreçte karşılaştık ve zamanla yakın arkadaş olduk. Hikâyesini dinledikçe onun yaşadıklarıyla kendi hayatım, aidiyet duygum ve göç üzerine düşündüğüm meseleler arasında güçlü bağlar kurmaya başladım. Bir süre sonra ona belgeselini yapmak istediğimi söyledim, o da kabul etti. Filmin benim için temel çıkış noktası “Bir insan neden gitmek ister?” sorusuydu.
Hazırlık sürecinde Salman’ı fiziksel olarak takip edeceğimiz, onun İstanbul’daki gündelik hayatı ve Avrupa’ya gitme arzusu üzerinden ilerleyen bir film düşünmüştük. Görüntü dilini ve filmin atmosferini de buna göre kurmuştuk. Fakat çekimlere başlayacağımız gün Salman ortadan kayboldu. Daha sonra bana bir konum gönderdi ve Yunanistan dağlarında olduğunu öğrendim. O anda filmin bütün yapısı değişti. Çekmeyi planladığımız insan artık kadrajda değildi; geriye onun İstanbul’daki izleri kalmıştı. Biz de bir anlamda onun “hayaletini” takip etmeye başladık.
Çekim ve kurgu süreci de bu nedenle başta planladığımızdan çok daha farklı bir yaratıcı yolculuğa dönüştü. Salman’ın kendi yazdığı metinler, bana bıraktığı mektup, telefonundaki görüntüler ve daha sonra benimle paylaştığı fotoğraflar filmin hafızasını oluşturmaya başladı. Böylece film, yalnızca bir göç hikâyesini anlatmaktan çıkıp, geride kalan dijital izlerden bir insanın varlığını yeniden kurmaya çalışan bir yapıya dönüştü. Benim için mesele hiçbir zaman yalnızca “göçmenlik” değildi; bir insanı yerinden eden politik, ekonomik ve toplumsal koşullara bakmak ve neden gitmek zorunda kaldığını anlamaya çalışmaktı.
Yerçekimi

Dalya Keleş: ‘Yerçekimi’, kendi çocukluğum ve ergenliğim arasındaki o görünmez mesafe üzerine düşünürken ortaya çıktı. İki dönemin birbirinden nasıl ve neden bu kadar sert kesintilerle ayrıldığını anlamaya çalışmak, hikayenin temel taşını oluşturdu.
Hikayeyi doğru bir atmosferle buluşturmak adına yapımcım Didem ile birlikte bir yıl boyunca Muğla hattında yoğun bir hazırlık dönemi geçirdik. Bu süreçte hem karakterlere hayat verecek doğru çocukları bulduk hem de filmin dünyasına ev sahipliği yapacak mekanları aradık.
Çekim süreci ise yönetmenlik pratiğim açısından benzersizdi. Çocuk oyuncularla çalışmak; esneklik, yüksek bir empati ve çok ince bir denge gerektiriyor. Onların dünyasına dahil olmak ve perdedeki o saf enerjilerine tanıklık etmek filmin en öğretici ve keyifli yanıydı.
