Geçmişe Yolculuğun Acı Durakları: Görünmez Kaza

Yazan: Güray Özçelik
Bu yazı filmi izlememiş olanlar için spoiler içermektedir.

Görünmez Kaza ile 78. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan Cafer Panahi, İran’daki adaletsizliğin adeta gelenek haline gelişini ve rejimin toplum üzerinde yarattığı sancıları; intikam arzusu üzerine yaptığı felsefi çıkarımlarla ve eleştirel yaklaşımla işliyor. Görünmez Kaza’da İran rejimi tarafından cezalandırılan ve işkenceler gören Panahi’nin hayatından izler olduğunu söylemek gayet mümkün. Hayatın olağan dinamikleri üzerinden karakterlerin birdenbire çıkmaza girmesiyle şekillenen filmde; arabasını götürecek bir oto tamirci arayan Eghbal’in, tesadüfen Vahid’in çalıştığı dükkâna gelişiyle olaylar filizlenir ve geçmişin muğlaklığı, hesaplaşmanın gayretiyle çözülmeye başlar.

Vicdan ve Öteki Şeyler

Vahid, çalıştığı dükkâna gece vakti gelen müşterinin protez bacağından çıkan sesi duymasının üzerine, yüreğinde intikam ateşinin sıcaklığını hisseder. Zamanında gözleri bağlı şekilde işkence gördüğü için kulaklarının hassasiyetine inanan Vahid,  işkencecisiyle karşılaşma ihtimalinin şaşkınlığını yaşayarak kendini gizlemeyi tercih eder. Peki protez bacaktan gelen bu ses; rejim yanlısı, işkenceci Eghbal’e mi ait, yoksa tüm bu yaşananlar Vahid’in günün birinde işkencecisiyle karşılaşabilme ümidinin asılsız tezahürü mü? Panahi, bu çatışma üzerinden seyirciyi adeta karanlık ve bilinmez bir sokakta çıkış yolu aramak için filmle baş başa bırakır. Böylece hayatın içindeki tesadüfler, toplumsal ve felsefi çıkarımları da beraberinde getirir.

Vahid, kafasındaki şüphelerin peşine takılarak Eghbal’i takip eder ve sabah olduğunda kendisini bir minibüsle kaçırır. Vahid’in, kurak bir arazide kazdığı mezara diri diri gömmeye başladığı Eghbal’in rejim yanlısı bir işkenceci olup olmadığı ise o ana kadar belirsizdir. Seyircinin kafasındaki soru işaretleriyle Vahid’in zihnindeki belirsizlikler paralellik gösterir.  Vahid, cezalandırdığı kişinin doğru kişi olup olmadığından şüphe duyduğu için Eghbal’i mezardan çıkarır.

Toplumsal Dinamikler

Bir Cafer Panahi filminin temel belirleyeni yolculuk kavramıdır. Vahid, işkencecisinden emin olmak için sosyal çevresinin yardımına ihtiyaç duyar. Böylece Panahi, senaryoda yeni bir düğüm daha atarak filmi Vahid’in bireysel çerçevesinden çıkararak toplumsal bir çerçeveye taşır. Bu kişiler; evlilik adımları atan Golrokh ve Ali, onların fotoğraflarını çeken Shiva ve intikam aşkıyla yanıp tutuşan Hamid’tir. Panahi, zamanında işkence görmüş Vahid, Shiva, Hamid, Golrokh ve olayların edilgeni Ali’yi, işkenceci şüphelisi Eghbal ile birlikte bir minibüsün içinde fizyolojik, sosyolojik ve psikolojik sorgulamaların duraklarına uğrayacakları bir yolculuğa çıkarır.

Aynı zamanda bu yolculuk; coğrafyadaki baskıdan doğan kokuşmuş düzenin ifşasının ifadesidir. Bürokratik düzenin çürümesi, rüşvetin gözleri kör edişi, adaletin arka plana atılması, erkek egemen düzende kadının baskı altında yaşaması, Panahi’nin filmdeki rejim eleştirisini güçlendiren etkenlerdendir.

Baskıcı rejimlerdeki üstün amaç; kendilerine direnenlerin fikirlerini ve iradelerini yok etmek, ellerinden almaktır. Filmde işkencecisi olma ihtimaliyle karşı karşıya kalan kişiler aynı zamanda kendi iradeleriyle bir mücadele içine girer. Karakterler, yüreklerinde yanıp tutuşan intikam alma arzusunun, kendilerini tıpkı gözü dönmüş işkenceciler gibi bir zalimliğe sürüklemesinden içten içe kaygı duyarlar. Panahi, hem karakterleri hem de seyircileri bu karmaşıklık üzerinde düşünmeye zorlasa da intikam alma arzusunun berrak kalpleri lekelemesinden imtina eder. Çünkü Panahi’nin amacı; zalim olana karşı zalimlikle cevap vermek değil, sistemi sorgulamak, felsefi bakış açılarıyla evreni iyileştirici sosyolojik tespitler yapabilmektir.

Hikâyeyi Zenginleştiren Unsurlar

Pek sağlıklı görünmeyen araçlarıyla gece yolculuğu yapan ailenin bir köpeğe çarparak yaptığı kaza ile açılan film, aynı zamanda bu sahneyle sosyolojik ve felsefi bir alt metne de hazırlık yapar. Köpeğin ölümünden sonra arabanın içindeki kişilerin yaşanan olaya bakış açıları karakterlerin dünya görüşleri üzerine çıkarımlar yapabilmeyi sağlar. Tüm bunların yanında yolculuk kavramına farklı bir boyut getiren Panahi, seyir halindeki aracın bozulmasına bir sebep yaratarak, karakterleri kaderin çemberi içinde geçmiş ve geleceğin irdelendiği bambaşka bir yolculuğa sokacağının izlerini senaryoda etkileyici bir matematikle yapar.

Görünmez Kaza, geçmiş ve gelecek örgüsünde; şiddet, vicdan, ahlak, rejim ve adalet arasında bağlar kurar. Fakat geçmişin yaralarının sorumlularından fiziksel şiddete başvurarak intikam almanın şifa sağlayacağı şüphelidir. Çünkü Panahi,  yaraların şifasının, fiziksel şiddetle alınacak bir intikamda saklı olmadığının altını çizer. Zaten bir yerden sonra Eghbal’in ölüp ölmemesinden ziyade, işkenceci olan kişinin Eghbal olup olmadığını öğrenebilmenin arzusu vardır karakterlerde. Film, bir işkenceciye verilecek en büyük cezayı; onun bir zalim olduğunun ifşa olmasının üzerine hayatın içinde vicdani yüklerle yaşamaya mahkûm edilmesi olarak açıklar. Vahid ve Shiva, Eghbal’i vicdanıyla yüzleştirerek yaşamak zorunda bırakır.

Aslında bu bağlantının ayrıntısı, Vahid’in kurak arazide Eghbal’i diri diri gömdüğü sahnede saklıdır. Vahid’in, düştüğü şüpheler üstüne gömmekten vazgeçerek Eghbal’i yanına alıp minibüsüyle kurak araziden uzaklaştığı sahnede mezarın kapanmış olduğunu görürüz. Çünkü Panahi, filmin sonunda intikam alınış biçiminin bir ölüm ile değil de daha felsefi bir buluşla olacağının ipucunu vermek ister.

Eghbal’in, arabayla köpeğe çarptığı sahnedeki soyutlamayla açılan anlatım çemberinin Vahid, Shiva ve Eghbal arasındaki hesaplaşma sahnesindeki tamamlanışına da dikkat çekmek istiyorum. Eghbal’in, yaşanan kaza sonrası araçtan inmesiyle arabanın farından gelen kırmızı ışığın Eghbal’in yüzüne vurması aslında köpeğin ölümünün soyutlamasıdır. Arabanın farından gelen kırmızı ışığın Eghbal’in yüzünde belirdiği bir başka an ise finale giden süreçteki Vahid, Shiva ve Eghbal arasındaki hesaplaşma sahnesinde yer alır. Bu sahnede Panahi, filmin başında kırmızı ışık ve ölümü birbirine bağlayan soyutlamayı çeşitlendirir ve Eghbal’in kendisini bir işkenceci olarak evrene haykırdığı o anlardan sonra onu yaşayan bir ölü olarak konumlandırır. Özellikle İran sinemasında oyunculukların senaryonun önüne geçtiğini pek görmeyiz.  Çünkü esas olan; oyunculukların senaryoyu ne seviyede taşıyıp taşıyamadığıdır. Bu noktada kaliteyi sağlayan temel unsur; oyuncuların, senaryonun dramatik malzemesini ve alt metnini doğru kavrayarak oyunculukta ortak bir dil yakalayabilmesidir. Görünmez Kaza’da başta Vahid karakterine hayat veren Vahid Mobasseri ve Eghbal karakterinde güçlü bir iş çıkaran Ebrahim Azizi ile birlikte tüm oyuncu ekibinin senaryo gerçekliğine hizmet eden duru ve ortak bir oyunculuk dili yakaladığını söyleyebilirim. Tabii ki bu noktada alkışların en büyüğü; senaryo ve oyuncular arasındaki bu bağı yaratan Cafer Panahi’ye… İyi seyirler.

Yorum Yapın

Bunlar da İlginizi Çekebilir