Olivia Wilde’ın yönettiği Davet (The Invite), San Francisco’da yaşayan bir çiftin sıradışı bir hayat süren üst komşularını evlerine davet etmesi sonucu olayları ele alan bir film. İspanyol yazar Cesc Gay’in Los vecinos de arriba adlı tiyatro oyunu ve yazarın bu oyundan hareketle çektiği Sentimental filminden uyarlanan Davet, günümüz ilişkilerinde hâlâ konuşulmayan iletişimsizlik, evlilik dışına itilen cinsellik ve kadınlık-erkeklik meselelerini masaya yatırıyor. Biçimsel olarak 1970’li yılların Amerikan filmlerine öykünen Wilde, tatlı ama bir o kadar da melankolik bir sinema dili kullanarak senenin eli yüzü düzgün filmlerinden birine imza atıyor.
Bir Gece Ansızın Gelen Davetliler
“İnsan her zaman âşık olmalıdır. Tam da bu sebepten asla evlenmemesi gerekir.”
Oscar Wilde (çev. Pınar Dua Deveci)

Davet, Oscar Wilde’ın yukarıdaki cümlesiyle başlıyor. Esasında filmin büyüsünü ve sürprizini bozma maksadı olmasa da aslında filmin neyle ilgili olduğu hakkında epey bir fikir veriyor. Zira aşk için evlilik şart mıdır? Aşk, tek eşlilikle mi yaşanmalıdır; yoksa zamanı, mekânı, kişileri ve kurumları aşan bir duygu mudur? Film, umutsuz bir caz müziği hocası Joe ile hayallerini gerçekleştirememiş bir ev kadını olan Angela’nın üst komşuları Hawk ve Pina’yı davet etmeleriyle şekillenir. Uzun süredir hayatlarındaki heyecanı sezemeyen Angela, muntazam bir şekilde evi dekore eder. Lakin aynı özeni gösteremeyen Joe, bel ağrılarından kıvranır. Misafirler Hawk ve Pina’nın gelişi, Angela ve Joe’nun – aynı şekilde bir ölçüde Hawk’un da- kendi içlerinde açmaktan kaçındıkları defterlerin açılmasına neden olur.
Cesc Gay’in Los vecinos de arriba isimli oyunundan uyarladığı Sentimental filminin altıncı uyarlaması olan The Invite’ın senaryosu Rashida Jones ve Will McCormack tarafından uyarlanmış. Başrolde de olan Olivia Wilde, önceki uyarlamalardaki komedi tonunu korusa da kendi uyarlamasında erken 1970’ler Amerikan bağımsız filmleri ve Ingmar Bergman’ın Bir Evlilikten Manzaralar filmine öykünen bir atmosfer benimsemiş. Bilhassa karakter dinamikleri, diyalog ritmi ve renk paleti üzerinden Bergmanesk manzaralar karşımıza çıkıyor. Görsel dil bağlamında Elaine May’in Mikey and Nicky yahut John Cassavetes’in filmlerindeki yaşanmışlığı hatırlatıyor. Ancak sadece basit bir pastiş yapmaktansa Wilde, filmdeki karakterlerin iç dünyasını yansıtacak şekilde mekânı, ışığı, kamera açılarını kullanarak buruk, melankolik ama iç ışıtan bir görsel dil sunuyor.
Yazının buradan sonraki kısmı filmi izlememiş olanlar için spoiler içermektedir.

Evliliğin İçindeki Yabancılar
Davet, esasında evlilik içerisinde kadının arzularının bastırılmasını ele alan bir film. Cinselliğin sadece evlilik kurumuna ait bir unsur olarak değerlendirilmesi ve çeşitli cinsel fantezileri entelektüel ve ahlaki olarak yozlaşmacı zihinlerle ilişkilendirilmesine de taş atıyor. Joe ve Angela’nın esasında Angela’nın annelik ve ev kadınlığı arasında sıkışması sonucunda kendi dişil arzusunun görmezden gelinmesi, Joe’nun kendi başarısızlıkları ve kariyerinde istediği yere gelememesinin sorumluluğunu alamaması filmin temel çatışma noktalarından birini oluşturuyor.
Pina ve Hawk ise çok eşli bir yaşam sürerek çeşitli kişilerle seks partileri düzenlemeleri başlangıçta ev sahipleri tarafından tuhaf karşılanıyor. Ancak Olivia Wilde hem kendi oynadığı Angela ile Seth Rogen’ın oynadığı Joe hem de seyircilere çok eşlilik, arzunun yönleri ve cinsel fanteziler hususlarında bir sınava tabi tutuyor. Zira, heteronormatif ve monogamist bir anlayış içerisinde kişilerin cinsel fantezileri, fetişleri keşfedebilmeleri pek de kabul edilen davranışlar sayılmamaktadır. Seks partileri ve seksten konuşmaktan utanmamak düzen bozuculukla ilişkilendirilir. Ancak Pina ve Hawk’un işlevi, kendilerinden rahatsız olduklarını bildikleri komşuları Angela ve Joe’nun, bir ölçüde filmi seyreden ve seyredecek olan seyircinin, içselleştirdikleri ataerkil düşünceler, cinselliğe yönelik önyargıları ve iletişimsizlikleri konusunda yüzleşmelerini sağlamak.

Angela’nın alelacele evi dekore edip Pina’nın İspanyol olduğunu bilmesi nedeniyle İspanyol mutfağına öykünmeye çalışması da bir anlamda Joe’nun kayıtsızlığını telafi etme davranışı şeklinde okunabilir. Angela’nın Pina’ya karşı örtük bir arzu beslemesi ve onunla kısa ama tutkulu bir öpüşme yaşaması, Joe’nun geçmişte tanıdığı müzik grubunun kendisi için yazdığı şarkıya dönmesini de beraberinde getirir. Joe’nun eski grubuyla 2000’lerde yaptığı şarkı, Angela’nın Pina’yla yaşadığı deneyim ile Joe ve Angela’nın ilişkilerinin ilk dönemleri arasında beklenmedik bir bağ kurar. Joe’nun kendi kırılganlıkları, mahremiyeti ve duygularının hatırlatıcılarıdır. Olivia Wilde, filmde ikili ahlaki ölçüte yaslanmayarak Pina ve Hawk’u da üstten konumlandırmaz. Hawk ve Pina da yeri geldiğinde tartışırlar. Hawk’un söz kesmeleri, bazen Pina’nın yerine düşünmesi Pina’yı rahatsız eder. Lakin işin özünde her şeyi anlatmaktansa şeffaf iletişim ve arzunun, tutkunun sürekli yenilenmesi yatar. Bir oyun dahilinde Pina ve Joe, Joe’nun çalışma odasına gittiklerinde Sade’nin bir parçasıyla beraber dans ederler. Angela da Hawk ile mutfakta sevişirler.
Olivia Wilde, Pina-Joe sahnelerinde loş ışık, yakın planlar, daha plansız mizansenler sunar. Hawk-Angela sahnesinde ise muhtemelen Angela’nın sıkıştığı roller nedeniyle gerçekleşen düzenliliğin verdiği gülümseten sakarlıklar ve mavi tonlar karakterlerin doğası hakkında da fikir verir. Joe, Pina’nın karşısında dans ederken muhtemelen kendi eril düşünceleriyle bastırdığı oyuncu doğasını yansıtır. Pina, yargılamadan Joe’yu dikizler, Joe’ya dokunur. Angela da Hawk’un dokunuşları karşısında mest olur. Lakin ortak olan kısım Joe ve Angela’nın arzu ve teması unuttuklarını hatırlamalarıdır.

Pina’nın Joe’nun belindeki ağrıyı hemen fark etmesi ve Hawk’un kendi geçmişini onunkiyle ilişkilendirmesi, Joe’nun yıllardır taşıdığı kırılganlığın ilk kez başkaları tarafından görülmesini sağlar. Nitekim Pina’yla dans ederken bel ağrısını unutan Joe, birkaç saniye sonra kitaplığa çarpmasıyla yeniden bedeninin sınırlarıyla karşılaşır. Bel ağrısı böylece yalnızca fiziksel bir rahatsızlık olmaktan çıkar. Joe’nun Angela’yla ilişkisinde sıkışıp kaldığı hâlin bedensel bir karşılığına dönüşür. Bu bağlamda Joe’nun bedeni, Angela’nın arzusu ve Hawk ile Pina’nın ilişkisi üzerinden film, evlilik içerisinde zamanla unutulan şeyin sadece cinsellik olmadığını gösterir. Unutulan, aynı zamanda kişinin kendi arzusuyla ve dolayısıyla kendi benliğiyle kurduğu ilişkidir. Pina ve Hawk’un gelişi, Joe ile Angela’ya birbirlerinden önce kendilerine yabancılaştıklarını hatırlatır.
Davet, esasında ilişkilerde sevginin tazeliğini koruyabilmesini ve cinselliğin özel alandan tecrit edilmesini sorgularken, konvansiyonel olmayan ilişkilere yönelik önyargılarımızı hafif güldürü unsurları ve tatlı bir huylandırıcıkla deşmeye davet eden bir film haline geliyor. Biçimsel olarak gösterişten uzak, Bergmanesk bir anlatı tarzı benimseyerek kendi özgün bakışını yakalayan Olivia Wilde, ilişkilerin kusurları ve kusursuzluklarıyla var olabileceğini gösterir. Yine de filmin sonunda kesin bir yargıya varmaz. Filmin başında kullanılan Oscar Wilde’ın cümlesini başlatan: “İnsan her zaman âşık olmalıdır…” kısmı, filmin önermesini doğrular fakat yine de evliliği aşkın mezarı gibi görmemekle birlikte evliliği de aşkın yeşerip bahçeleşmesinin bir ön koşulu olarak da yansıtmaz. Belki de filmin yanıtı insanın kendini, arzularını ve birbirlerini hatırlayarak tensel ve tinsel dokunmaları unuttuklarını hatırlamayı hatırlamalarıdır.
Davet, şimdi sinemalarda!
