The Lobster: Apolloncu Dionysos

Yazan: Yaren Çay

Zor uğraşlar sonucu Dionysos’un eşlikçisi Silenos’a ulaşan Kral Midas insanlar için en iyi, en mükemmel şeyin ne olduğunu sorar. Silenos kahkahalar ile cevap verir ‘En iyi şey senin için tamamen ulaşılmazdır: hiç doğmamış olmak, var olmamak, hiç olmak. En iyi ikinci şey ise en kısa zamanda ölmektir.’1 İnsanın varoluşunun kendisi acı ve ızdırap doludur. Varoluşun kendisini olumlamak için, Olimpos’taki tanrılar bu gereksinim sonucu oluşmuştur. Tanrılara insanlara ait özellikler yüklemek bu kavramlaştırmanın sonucudur. Ölümlü yaşam teşvik edilmiştir. Aslında yakınmak dahi bu varoluşu övmeyi içerir.

Tragos ve oidie kelimelerinin birleşiminden meydana gelen Tragedya, ‘keçilerin türküsü’ anlamına gelir. Tragedya’da acının en yoğun varlığı duyumsanır ve bu acı olumlanır. Tragedyanın Doğuşu, Nietzsche’nin ilk kitabıdır. Nietzsche’ye göre; Yunanlılar tarafından Apollon düş görme, Dionysos ise kendinden geçme edimleri ile temsil edilir. Yunan Tragedyasının temelini Apollon ve Dionysos’un karşılaşması oluşturur.

Düş görme ve ışığın tanrısı olarak temsil edilen Apollon’nun dürtüsüyle insandaki deneyim dünyası meydana gelir. Güzellik, arzu, acı gibi kavramlar bir maskelenme ardındadır. Her gün yaşadığımız, algıladığımız dünyaya yakındır. Platon’nun dilinden Sokrates’in bahsettiği görünüşler dünyasından ibarettir. Biçimler dünyasıdır. Renkler, ışıklar görsellik temelli bir dünyadır bu. Diğer taraftan Dionysosçu güdü, Apollon ile karşıtlık oluşturacak şekilde kendinden geçmenin, esrimenin, sarhoşluğun ve bilinçdışına ait olanın dürtüsü olarak ortaya çıkar. Apolloncu dürtüdeki gerçekliği gizleyen Maya perdesi, Dionysos da parçalanır. Varoluşun dehşeti, yaşamın amaç ve anlamdan yoksun olduğunun gerçeği daha üst bir gerçekliğe dönüşür. Tragedya’da özünde anlamsız olan bu gerçeklik kendinden geçme ile çekilir kılmaya çalışılır. Bunun için Apolloncu biçim Dionysosçu derinliğe ihtiyaç duyar. Tinsel boşalım ancak Dionysosçu sarhoşluğun, Apolloncu imgeye dönüşmesiyle somutlaşır.

Keçi ayaklı olarak bilinen Dionysos trajik kavrayışın özünü oluşturur. [2] Dionysosçu güdüde kişi önce yıkılır sonra özgürleşir. Modern dünya aksini iddia etse de tragedyalara benzerdir. Yazgısı tanrıların elinde olan kahraman acı çeker, dirilir ve yaşamı olumlar. Varoluşun dehşetini olumlama Apolloncu dürtüden Dionysosçu dürtüye yaklaşması yani, bilinçdışındaki ögelerin bilince taşınması ile mümkündür. “Dionysos, Apollon’nun dilini konuşur ama Apollon en sonunda Dionysos’un dilini konuşur: böylelikle sanatın en yüce hedefine ulaşılmış olur.” [3[

Modern romantizm, çoğu keyfi olan beklentiler ve kurallardan oluşan bir mayın tarlasına dönüşebilmektedir. Distopik gelecekte bekar olmak yasa dışıdır. Bir kişi bekar olduğunda veya bir eş bulamadığı zaman, kurumsal bir otele giriş yapması gerekir. The Losbster filminde belirli bir sistemden kaçmaya çalışan ve sonra başka bir sistemin parçası olmak zorunda kalan birisinin hikayesi anlatılır.

Film, yağmurlu bir günde araba kullanan bir kadınla başlar. Yol üzerinde iki eşeğin otladığını gören kimliği belirsiz kadın arabadan iner ve özellikle bir eşeği vurur. Kadının hikayesini film boyunca bilemeyiz. Fakat bu sahne filmin tüm duygusal risklerini kapsar. Bu noktadan itibaren, Lanthimos ve düzenli ortak yazar Efthimis Filippou, bizi şu anda yaşadığımız dünyadan çok da farklı görünmeyen bir distopyanın içerisine alır. Gözlük kullanan başrol erkek
karakterin hikayedeki ilk repliği ‘Gözlük mü kontakt lens mi kullanıyordu?’ [4] olur. Bu soruyu yalnız kaldığı için köpeğe dönüştürülen abisi için sorar. David’de artık bir partnere sahip olmadığı için kendine bir eş bulmak veya 45 gün içerisinde bulamazsa hayvana dönüştürülmek üzere bir otele götürülecektir. Abisinin eş bulamamış olması onu tedirgin etmiştir.

Otele giderken yolda henüz kim olduğunu bilmediğimiz kadın anlatıcı dış ses olarak David’in düşüncelerini açıklamaya başlar. Kadın anlatıcıya göre eski partnerinin onu artık sevmediğini düşünmesine rağmen ağlama eylemini bilmediği için ağlamamıştır. Otelin resepsiyonunda 44.5 numara ayakkabı ve biseksüellik gibi tercihlerin olmaması belirli net kesin bir dünyaya giriş yaptığımızı gösterir. Ara renkler yoktur. Odasına giren David yatağın üzerinde bir silah görür ve camdan dışarı bakınca hayvana dönüştürülmek üzere yakalanmış yalnızları görür. Burada kaldıkları süre boyunca ormanda yaşayan yalnızları vurmaları gerekmektedir. Yakaladıkları her bir kişi, otelde eşini bulmak için artı bir gün daha kalma hakkı yaratır.

Odasına gelen otel müdürü partner bulamaması durumunda dönüşmek istediği hayvanı sorar. Hayvana dönüşmesi ihtimalini kötü bir seçenek olmadığını aşk için ikinci bir şansı olacağını söyler. Nuh’un gemisinin her türden ikişer ikişer ilkesi hala geçerlidir. Bir penguen ile bir kurt birlikte yaşayamaz. Çift olabileceği hayvanları da düşünmesi gerekmektedir. David; uzun yaşadıkları, sürekli çiftleşebildikleri, aristokratlar gibi mavi kanlı olmaları ve kendisinin denizi sevmesi sebebi ile ıstakozu seçtiğini söyler. Otelin yemek odası, tek kişilik masalarla hizalanmıştır. Zorunlu baloda, sandalyeler savaşa girmeye hazır taburlar gibi dans pistinin karşı taraflarında sıralanır.

Filmin başlarında çiftlerin ortak nokta olarak erdemlerini değil, birbirlerinde fark ettikleri eksikleri almaları gelse de filmin ilerleyen dakikalarında somut bir ortak noktanın yeterli olduğunu görebiliriz. Avlanma saati gelince David bir adamı avlamaya çalışır ancak başaramaz ve zorlamaz da. Dionysosçu dürtü ortaya çıkmamış, ortaya çıkaracak bir olgu olmamıştır. David kurallara göre yaşamak istemektedir. Otelde görevliler hayatlarında bir partnere ne kadar ihtiyaçları olduğuna dair küçük tiyatro oyunları yapar. Bu oyunlarda kadın yalnızken tecavüze uğrar, erkek yalnızken boğazına bir şey kaçar ve boğulur. Erkek kadını koruyan, kadın erkeğe yardım eden olarak ideal yaşam gösterilir. Otelde kişisel tatmin yasaktır. Partneri bulmayı hızlandıracağı düşünülür. Cezası vardır.

Oteldeki tek düzelik, keskin sınırlar, ağır cezaları düşündüğümüzde Apollo tapınağının üzerinde ‘kendini bil’ yazdığını hatırlayabiliriz. Apollon düzen, orantı, uyum, ölçü, mükemmel biçim, rasyonellik, açıklık, kesinlik, ahenk, özdenetimi temsil eder. David’in arkadaşı topal John oteldeki kadınlardan biriyle birlikte olmak için burnunu kanatmaya başlar. Çünkü birlikte olmak istediği kadının özelliği burnunun kanıyor olmasıdır. Ortak noktalar oldukça absürttür ancak bu ortak noktalar için dahi rol yapmaları gerekiyordur. Bu ortak noktalar gözle görülür, biçimsel, somut olmaları bakımından dikkat çeker. Herkes bu kurama sadık gözüküyordur.

Daha önce kendisine intihar edeceğini söyleyen kadının intiharı sonucu David kalpsizmiş gibi görünmeye çalışır. Çünkü otelde çok iyi avlanan kalpsiz bir kadın vardır. Bu kadın kendince otelin kuralını bozmaya çalışır. David belki bu sebeple kadına hayran olmuş olabilir. “Kalpsiz Kadın” olarak bilinen kadın bir eş bulmayı reddetmiş, ancak dönüşümünü bir boşlukla engellemeyi başarıyordur. Kalpsiz kadın avlarda çok başarılı olduğu için otelde kalacağı gün sayısı giderek artmaktadır. Kısa saçlı kalpsiz kadını kendisi için uygun olduğunu hem kendisine hem de kadına ikna etmeye çalışır. Kadın onu test etmek için boğuluyormuş gibi yapar ve David tepki vermez. Kalpsiz kadın onun kendisi için uygun olduğuna karar verir ve çift odasına geçerler.

David, kadına benzemek için uğraşır. Kadın zaman geçirdikçe adamın aslında kendisine uygun olmadığından şüphelenmeye başlar. Ve aslında abisi olan köpeğini tekmeleyerek öldürür. David bunu öğrendiğinde umurunda değilmiş gibi yapar ve köpeği o şekilde görür ve kendini tutamaz, ağlamaya başlar. David’i ilk kez acı içinde görürüz. Kadının fark ettiğini görünce de yüzümü yıkıyordum ağlamıyordum diye inkar eder. Kadın ilişkide yalan söylemenin cezası olduğunu ve bu cezanın hiç kimsenin dönüşmek istemediği bir hayvana dönüşmek olduğunu söyler. David oteldeki hizmetçi kadının yardımı ile kadından kurtulur ve onu film boyunca öğrenemeyeceğimiz bir hayvana dönüştürür.

Yaşadığı acı onu harekete geçirmiştir. Dionysos güdüsü uyanır. Bir daha dönmemek üzere otelden ayrılır. Ormana saklanır. Yalnızlardan biri onu bulur ve gruba getirir. Grup lideri ona gruptaki herkesin yalnız olduğunu, kişisel tatminin serbest olduğunu fakat flört etmenin dahi yasak olduğunu anlatır. Dans akşamlarında dahi yalnız dans edebilmek için herkes kendi kulaklığından elektronik müzik dinlemektedir. Filmin ormanda geçen sahnelerinde beliren ve bazıları orman yaşamıyla uyumlu görünmeyen hayvanlar dönüşümün sonucudur. Orman otele göre daha özgür bir ortam sunuyormuş gibi durmaktadır. Fakat buradaki kuralların ve sistemin otelden bir farkı yoktur.

Yalnızlar arasında yaşamaya başlayan David, avlanmak üzeriyken miyop kadın tarafından kurtarılır. Bu kişi anlatıcı kadın sestir aynı zamanda. Miyop kadın yardımlaşmanın yasak olması sebebi ile onu kurtardığını kimseye söylememesi gerektiğini, karşılık olarak ona tavşan öldürüp getirmesini söyler. Ormanda tavşan avlayan yalnızların kendilerinin av olması ironiktir. Kadına tavşan avlayıp getirmesi vahşi yaşamda dişinin üstünlüğünü, önemini hatırlatır. Ertesi gün ihtiyaçlarını almak ve yalnızların liderinin ailesini ziyarete gitmek üzere şehrin yolunu tutarlar. Gözetim mekanizması her yeri sarmıştır. Şehirde polisler, otelde çalışanlar, ormanda lider ve ekibi… Distopyada otelde ve ormanda kadın karakterlerin liderlikleri dikkat çekicidir.

Çift taklidi yapan David ve miyop kadın yakınlaşır. Ormana geri döndüklerinde ortak noktaları olan miyoplukları hakkında konuşurlar. Film boyunca sırtına kendisi merhem sürmeye çalışan David’in sırtına artık kadın merhem sürmeye başlar. Sırt ağrısının asıl anlamı, vücudunun ulaşamadığı bir kısmı için merhem gerektirmesidir. Bu onun ne kadar yalnız olduğunu, acısını dindirmek için merhem sürmek gibi basit bir şeyi yapacak birine sahip olmadığının altını çizer. Bir düzeyde, film hem ilişki arzumuzu hem de ona olan ihtiyacımızı kabul ediyor. Filmin itiraz ettiği şey, çağdaş toplumda ilişkilerin propagandası, metalaştırılması ve dar bir şekilde tanımlanmasıdır. Istakoz yavaş yavaş kabuğunu dökerek, içinde yumuşak duygu karmaşası yaratır. Oteldeki çalışan hizmetli kadının yardımı ile yalnızların lideri ve ekibi otele baskın yapar. Bu baskında uyumlu gözüken çiftlerin aslında uyumsuz olduklarını birbirlerine karşı itiraf etmeleri amaçlanır. Burada çiftler ölümle burun buruna getirilir. Kişinin ölümlü hayatı hatırlamasıyla gerçekliğe dönmesi dikkat çeker. Ormana geri döndüklerinde David, miyop kadına başka bir yalnızın tavşan getirdiğini ve onu güldürdüğünü görür. David’in içindeki kıskançlık dışa vurur. David’in Dionysos’u temsilen doğal itkisi ortaya çıkmaktadır.

Miyop kadın ve David tamamen senkronize bir şekilde kendi kulaklarından aynı şarkıyı aynı anda başlatırlar ve birlikte dans ederler. Burada dinledikleri şarkı ‘Something’s Gotten Hold of My Heart’ tır. Bu şarkı daha önce otelde partner bulma gecelerinde çiftler dans ederken otel müdürü ve partneri tarafından söylenmiştir. Dionysosçu müzikte kavramlar soyutlamalardan ibarettir. Dans ederlerken müziği duyamayız, hissederiz. David ve miyop kadın, diğer yalnızların ne dediklerini anlamamaları için kendi aralarında iletişim kurabilecekler vücut dili ile bir tür şifre geliştirirler. Başı sağa çevirince seni seviyorum, sola çevirince dikkat et tehlikedeyiz anlamlarını başlangıçta karıştırmaları yaşadıkları aşkın zamanlaması konusunda dikkat çeker. Şehre tekrar liderin ailesini ziyarete gittiklerinde yaşlı çift birlikte gitar çalar. Filmde her çift için gözle görülür somut ortak bir nokta aramaya başlarız. Yaşlı çift birlikte gitar çalarken David ve miyop kadın çift taklidi yapmanın verdiği rahatlık ile öpüşmeye başlar. Kendilerini müziğe kaptırıp orada olduklarını unuturlar. Dionysosçu güdü kendisini gösterir. Dionysos’un adına yapılan şenliklerde insanlar sarhoş olur, kendinden geçer. Hayal gücü ve sınırsızlık ile beslenen bu dürtüler kişinin kendinden geçme dünyasıdır. Kişi sanatçı değil sanatın kendisine dönüşür. Dionysos coşturucu müzik ile ilintilendirilir.

David ve miyop kadın şehirde birlikte yaşamak üzere kaçmaya karar vermiştir. Ancak yalnızların lideri kadının anlattıklarının yazılı olduğu günlüğü bulur. Miyop kadın lider tarafından ameliyat ettirilir ve doktor gözlerini kör eder. Kadın David’e kör olduğunu söyledikten sonra David sürekli başka bir ortak nokta arayışına girer. Kan grubunu, piyano sevip sevmediğini, Almanca bilip bilmediğini sorar. Almanca öğretebileceğini söyler fakat uzun süreceği için vazgeçer. Bu zaman içerisinde kadına dokunma duyusu ile nesneleri tanımasına yardımcı olur. David’in çabalamasını, değişimini daha net görmeye başlarız. David yalnız kaldığı zamanlar kendi kendine şarkı mırıldanmaya başlamıştır. Bu şarkının adı ‘Where The Wild Roses Grow’ dur. David yaban güllerinin yerini bulabilecek midir? Nietzsche müziği sanatın ötesinde varlığın acı çeken özünün dile gelişi olarak tanımlar. Dionysosçu müziği hissederiz.

Kadın ile birbirlerine aşıktırlar. Fakat tüm buna rağmen ortak somut bir nokta arayışı içerisindedir. Ne kadar uzaklaşsalar da bu düşünceden kopamazlar. Aslında sadece kendilerinin bildiği bir dil dahi vardır. Sonunda David kadına bir fikirle gelir ve bu fikri kendilerinin anladığı dilde beden dilini söze dönüştürerek kadına anlatır. David kadın lideri kendi mezarına gömmeden koyar. Dionysos’un temsili değişim, yaratma ve yıkma, hareket, ritim, iç güdüsellik, yaratıcı taşkınlık, yabanıl ve başına buyrukluk kendinden geçme, birlik/birleşme kendisini gösterir. Sevdiği kadını da alır ve kaçar. Şehre geldiklerinde kadını son kez inceler. Ve bıçağı alıp içeri geçer. Kadın onu beklerken film biter. Sophokles’in Kral Oidipus tragedyasının sonunu hatırlatır bize bu son. Gözleri kör etmek gönül gözünü açar. Duyulan dünyadan düşünsel dünyaya geçilir. Ne yaptığı önemli değildir. Çünkü bu tamamen temsilidir. Dionysoscu dürtü baskın gelmiştir. Dünya gözünün yerini gönül gözü almıştır. Dokunma ve duyma hislerinin önemi artmıştır. Apolloncu biçimsel görüş yerini Dionysosçu duyma ve dokunma duyuları almıştır. David önce yıkılmış, sonra özgürleşmiştir.

İnsan bu dünyanın acıları ile trajik bir insan konumunda iken Dionysosçu bir duyuşla varoluşunu kavrar. Nietzsche’de oluş olumlanır fakat iki yüzlülük eleştirilir. Antik dönem tragedyalarının görünümü değişip aynı devingenlik yinelenir. David’in Apolloncu ‘Ölçüyü Kaçırma’ istemi kırılmıştır. En üst düzeydeki sanatsal yaratım Dionysosçu tarafı baskın olan yaratımdır. Filmde var oluşun ardındaki zorunlu yazgısallık finalde belirsiz son ile iyi yansıtılmıştır. Bu belirsiz son aynı zamanda tragedyanın sıradanlaşmaması anlamına gelir. Kadının günlüğünün bulunup okunduğu sahnede miyop kadın Portofino’nun nüfusunu yazmıştır. Nüfus oldukça azdır. İnsanların partner bulamayıp hayvana dönüştürüldüğü bir dünyada uyum sağlayamayanların fazla olduğundan bahsedebilir miyiz? “Bilime sanatçının gözlüğüyle, ama sanata yaşamın gözlüğüyle bakmaya…” [5]

Kaynakça

[1] Friedrich Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu, çev., Mustafa Tüzel, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021, s.27.
[2] Çağdaş Emrah Çağlıyan,”Tragedyanın Özündeki Dionysosçu Bilgelik ve Sinemadaki İzleri” , SineFilozofi (2017)
[3] Friedrich Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu, çev., Mustafa Tüzel, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021 s.131.
[4] Yorgos Lanthimos, Lobster, 2015
[5] Friedrich Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu, çev., Mustafa Tüzel, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021, s.4.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın