Kız Kardeşler Film Eleştirisi

Yazan: Bircan Solmaz

Tepenin Ardı ve Abluka filmlerinin yönetmeni ve senaristi Emin Alper’in 3. filmi Kız Kardeşler 2019’da ilk gösterimini yaptığı Berlin Film Festivalinde Altın Ayı için yarıştı. İstanbul Film Festivali’nden Altın Lale ödülü ile döndü.

Film zamanın ve mekanın belirsiz olduğu bir köyde geçiyor. Köyde geçen birçok hikâyeden tanıdığımız taşrada kadının ve erkeğin rolü, sıkışmışlık hissi, kaçma isteği, kent hayatına özenme gibi tanıdık temalar bu filmde de karşımızda. Ama Emin Alper bu klişeleri yer yer küçük karakterize öğeler ile yıkmayı başarıyor. Filmde buna en iyi örnek köyün delisi. Böylesine globalleşmiş bir detayı bile çekim açısı ve yokuşlardaki taklalarla özgünleştirebilmiş. Bazı noktalarda ise taşra hikâyelerinden keskin bir çizgiyle ayrıldığını görüyoruz. Bu filmde otoriter ve güçlü erkek, zayıf ve muhtaç kadın rollerinden eser yok. Üç kız kardeş de ne yaptıklarını ve yapmak istediklerini bilen birilerinin onları kandırmasına izin vermeyen hatta kendileri etrafındaki insanları istekleri için kullanan ve her ne olursa olsun tek gözlü evden çıkması gerektiğini düşünen güçlü karakterler. Ama buna rağmen üçünün bir kader çizgisi üzerinde geçen hayatları birbirinin uzantısı gibi ilerliyor.

Filme daha detaylı bakacak olursak hikaye koca koca taşların arasındaki engebeli yolda ilerleyen arabada ağlayan küçük bir kızın köye gelişiyle başlıyor. Köyde onları kızın yani Havva’nın babası karşılıyor. Köyün manzarasına bakınca o taşlı yollar unutuluyor, ilerleyen sahnelerde filmin müzikleri de eklenince hikâyeden bağımsız masalsı bir havaya bürünüyor film. Emin Alper Tepenin Ardı’ndaki kuşatılmış ova, Abluka’da şehrin merkezine sıkışan karakter gibi burada da dağlarla çevrili, adeta kendi üzerine kapanmış bir köyü mekan olarak seçmiş. Hikâyeye geri döndüğümüzde ise Reyhan, Nurhan ve Havva adında üç kızın besleme olarak verildikleri evlerden birer birer köydeki tek göz evlerine farklı nedenlerle geri dönüşünü izliyoruz.

Bu noktadan sonra filmi izlememiş olanlar için keyif kaçırabilecek bilgiler (spoiler) mevcuttur.

Reyhan en büyük kardeş (Cemre Ebüzziya) kaldığı Doktor Necati Bey’in evinden karnında gayri meşru bebeğiyle kovuluyor. Bebeğin babasının eczacı kalfası olduğunu söylüyor ama o bile belirsiz. Kendisi hatasını “besleme olarak alındığı evin hanımı olmaya niyetlendim” diye açıklıyor. Olay köyde fazla yayılmasın diye yarım akıllı olarak görülen Veysel ile evlendiriliyor. Veysel sivri dilli, doğru bildiğini her yerde söyleyen patavatsız adeta Dostoyevski kitaplarından çıkmış bir karakter. Buna rağmen Reyhan’ın Veysel ile olan ilişkisinde her zaman Reyhan’ın sözü geçiyor. Hatta yer yer Veysel’i bir çocukmuş gibi azarlıyor.

Nurhan (Ece Yüksel) ortanca kardeş Reyhan’ın yerine Doktor Necati Bey’in evine çocuklara bakmak için gidiyor. Sivri dili ve asabi tavırları ile çocuklara refleksmişçesine vuran toprak yiyen hastalıklı bir karakter. Sırf Necati Bey’in evinde ona sorumluluk yüklenmesin diye kendini yataklara düşecek kadar hasta eden biri. Necati Bey’in oğlunu gece altına yapıyor diye dövdüğü için evden atılıyor. Köye döndüğünde çocuğa davranışlarını savunmaya devam ediyor ama köyden tek çıkış yolunun Necati Bey olduğunu bildiği için bir daha yapmayacağını söyleyip isteksizce özür diliyor.

En küçük kardeş Havva (Helin Kandemir) ise kaldığı evin hanımının ölümü nedeniyle eve yollanıyor. Ablalarının aksine daha uysal olan kaldığı evi seven ve sahiplenen Havva kasaba hayatına geri dönebilmek için yine besleme olarak anılmaya karşı çıkmıyor. Erkekler ateşin etrafında oturup rakı sofrasında kızların hayatlarına dair kararlar alırken kamera içeride onların hizmetleri için çalışan kardeşlere yönelir. Her birinin öyküsüne, yaşadıkları ve yaşamak istediklerine birer birer dokunuyor.

Senaryoda yer yer kardeşler arası sürtüşme ve rekabeti de görüyoruz. Ama bu ne göze sokulacak ve ana konu olacak kadar büyütülmüş ne de yok sayılacak kadar üstün körü geçilmiş bir noktada. Aralarındaki rekabet Necati Bey üzerinden işleniyor. Aynı zamanda Necati Bey sınıfsal farkın da bir simgesi. Necati Bey’in evi o özenilen şehir hayatının, özgürlüğün ve taşradan kaçışın yolu yani üçünün de temel amacı.

Filmin ilerleyen kısımlarında Reyhan’ın oğlunun ölüm şekli, Nurhan’ın bir türlü iyileşememesi, Veysel’in intihar etmesi gibi dramatik olayların üzerinde fazla durmadan geçip gidiyor. Kış şartları nedeniyle kapanan yolda Nurhan’ı hastaneye götürebilmek, Reyhan’ın Ankara’daki teyzesinin yanına gitmesi ve Havva’nın da kasabadaki eve yerleşmesi için yine Necati Bey’in gelip onları götürmesini bekliyorlar.

Filmin sonundaki babaları Şevket’in nasihatlerinden sonra dediği “Size üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatayım mı?” diye başlayan hikayenin asıl meseleye bir türlü gelmemesine rağmen hep aynı şekilde başlaması, bir süre sonra sonunu beklemekten vazgeçme durumu bu filmde hikayedeki gibi çarpıcı bir son beklemenin zaman kaybı olacağını çok başarılı bir şekilde aktarıyor. Aynı zamanda bu hikaye bize bir nevi taşrayı anlatmanın hala kıymetli görülmesini ama artık bu konulara değinmenin bir sonu olmayacağını ve mutlu bir son beklemenin amaçsız olacağını da hatırlatıyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın