Sinema Dili Edebiyatı Nasıl Aynalar?: Jim Jarmusch’un Paterson Filminde Görsel Dizeler ve Şiiri Aramak

Yazan: Eylül Başkaya

İmgeci Amerikan şiirinin en hatırda kalır isimlerinden William Carlos Williams’ın otobiyografisinde geçen bir cümle etrafımızdakileri algılama biçimlerimiz üzerine düşündürecek cinsten: “Bir yaşam biçimi olarak şiir üzerine devamlı düşünmek, yazmak, konuşmak.” [1]

Beş ciltlik modern epik şiiri Paterson’un önsözünde de yazdığı gibi Williams için güzelliğin cefası onu arayıştadır. [2] Williams’ın şiirinde kent taşıdığı semboller üzerinden bir karakter olarak kurulurken içinde yaşayanlara kentin kendine özgü detaylarından beslenen bir kimlik bahşedişiyle de aslında bir kolektif özne haline getirilir; bize en yakın olan şeylerin içerisinde dağınık parçalarda vücut bulmuş gizil güzelliği fark etmenin aracısı olur. Güzel olan nedir, nerelerden çekip çıkarılabilir?

Williams için uzaklarda aranmaması gereken güzellik “şeylerin” ve onlara yöneltilecek bakışın dolaysızlığındadır, onu kalıcı kılmanın yoluysa sanatın evrensel ve kapsayıcı dili üzerinden mümkün olur. Güzel olana yeni bir kılıf diken bu sıradışı edebiyatçıyı kendisinden neredeyse altmış yıl sonra üretmeye başlayan Jim Jarmusch ile bir araya getiren fikir tam da bu: Jarmusch, Paterson’dan esinlenerek yarattığı filminde alfabe gözetmeksizin Williams’ın basit şeyler üzerinde çıktığı güzelliğin arayışını sürdürür; Adam Driver’ın kentle aynı ismi taşıyan bir otobüs şoförünü canlandırdığı Paterson’da sesler ve görüntüler şiirde kelimelerle karşılanan göstergelerin yerini alır ve hatta film, perdeye yansıttığı yedi farklı günün kurulumu bakımından yedi dizelik bir şiire dönüşür.

Paterson

Paterson hayatın uğraşsız akışında, sürdüğü otobüsün camından izlediği insan manzaralarında, kulağına çalınan farklı seslerin eşliğindeki hikayelerde, her gün aynı vakitte aynı bara gitmenin verdiği tanıdıklık hissinde şiir dizeleri yakalayan edebiyat meraklısı bir otobüs şoförünün bir haftasına mercek tutar. Williams’ın eserinde kent olan Paterson’a bir şahsiyet yüklenmesi üzerinden gerçekleşen özgün karakter kurulumunu Jarmusch da filmin ana karakterini Paterson kentiyle özdeşleştirmesi üzerinden yapar. Bu özdeşleştirme şüphesiz önce karakterin ismi sonraysa her gün kenti arşınlayarak mekanı deneyimlemesine olanak tanıyacak şekilde bir şoför olarak yaratılmasıyla gerçekleşir. Paterson birbirini takip eden her gün kentin insanlarının arasında, onların kenti yansıtan ve ondan yansıyan diyaloglarına şahit olarak şiirini besleyecek ilhamı toplar; kenti tanır ve şiire bakışını onun potasında eritir. Paterson’un yaşamını algılayışı da Williams’ınki gibi bir şiiri algılamak üzerinden anlam kazanır ve zenginleşir; o da şiir üzerine durmaksızın konuşur, düşünür ve yazar.

Jarmusch’un Paterson’da yaptığını benzersiz kılan şey bana göre Williams’ın şiirindeki güzelliğe yönelen arayışın izini onun anlatısının sınırları dışına taşıyarak sürmeyi olanaklı kılıyor oluşudur; burada Jarmusch birbirinden farklı alfabelere sahip iki janrı, edebiyatı ve sinemayı, yedinci sanatın anlatı araçları üzerinden birbirine bağlar ve ikisinin yaratı güçlerini birbirleriyle kaynaştırır. Paterson aslında Williams’ın eserinin uyarlaması olmaktan çok ondan beslenen, onu besleyen ve sanatın diliyle güzel olanı ölümsüz kılma fikrinin olanaklılığını sorgulayarak Williams’ın fikir mirasına göz kırpan bir karşı-mittir. Jarmusch’un gerilimini çatışmanın yoksunluğu üzerine kuran ve bilindik sinema anlatısının kurallarına riayet etmeden “tekdüze”yi romantize eden hikayesi yukarıda bahsettiğim üzere edebiyata göz kırpan birkaç unsur aracılığıyla anlatılır.

Paterson’un 118 dakikası görünürde birbirini taklit etmesine karşın ufak detaylarla karakter kazanan yedi günü merkezine alır. Bu yedi gün, bir şiirin iki kısma ayrılmış yedi dizesi gibi adeta kendi içlerinde uyaklıdır. Pazartesiden cumaya değin geçen sürede bizi Paterson ve Laura’nın yataklarında yan yana uyandıkları aynı açıdan çekilmiş sahneler karşılar; aynı sahneler Paterson’un beş gün içinde hemen hemen aynı vakitleri gösteren saatine yapılan yakın çekimlerle devam eder. Paterson her gün siyah beyaz çemberlerle boyanmış bir su bardağından aynı mısır gevreğini yiyerek kahvaltısını yapar, akşamları aynı saatlerde köpekleri Marvin’i yürüyüşe çıkarır ve birasını her akşam aynı tanıdık barda içer. Haftasonunun günleri de filmin personası olan kent ve insan değişmeden haftaiçindeki düzenden ayrık fakat kendi içinde uyumlu bir başka düzen içinde aktarılır.

Paterson

Görsel dizeler olarak düzenlenen yedi farklı günü Paterson için ilham verici kılan temel unsur ise bu dingin yaşamın kendini tekrar eden ögeleridir. Birbirini takip eden şekiller ve simgeler Paterson’da birer görsel örüntü oluşturur ve bu edebiyat düşkünü otobüs şoförünün hayatında güzellik arayışının duraklarına ev sahipliği yapacak küçük detaylara ışık tutar. Eşi Laura’nın (Golshifteh Farahani) kıyafetleri, kendi boyadığı duş perdeleri, güneşlikler, su bardakları ve hatta yaptığı minik keklerin şeker hamurlarından yansıyan siyah beyaz tutkusu Paterson’u evin dışında da takip eder; her akşam ziyaret ettiği barda hiç oynamıyor oluşuna rağmen her defasında gözüne ilişen satranç tahtasının siyah-beyaz damalı zemini yalnızca zihnin sıkça maruz kaldığı görüntü ve fikirleri diğerlerinden daha kolay ayırt edişinin örtük bir göstergesi olmakla kalmaz, karşıtlıkların birlikteliğinden meydana gelecek uyuma da göz kırpar. Paterson’un şiiri düşünen ve yazan zihni bu düalizmden bizzat beslenir; kendi sessiz ve ağırbaşlı tutumuna karşın birlikte yaşadığı Laura’nın uçarılığı tıpkı evlerini süsleyen siyah ve beyaz gibi karşıt durmanın yanında birbirini var eder. Laura’nın görünürdeki zıtlığı Paterson’un aşk şiirlerine ilham veren yegane şeydir.

Eve döndüğü her akşam düzelttiği eğri bir posta kutusu, Passaic Nehrinin sularının birbirleri içinde kaynaşıp sertçe kayalara çarpışının esin veren görüntüsü, otobüs camının gerisinden bize izletilen yaşayan şehir manzaraları ya da yolcuların aralarında geçen birbirinden bağımsız sohbetlerin hepsi birer örüntü olarak alınabilir; Paterson’un küçük şeylerin peşine düşmeye motive eden ve güzelliği basit olanda arayan dili de bu örüntülerin arasındaki minik detaylar üzerine kurulur. Nehrin suları hiçbir zaman kayalara aynı hızla çarpmaz, şehrin manzaraları her gün değişmek zorundadır, kulağa çalınan sohbetlerde hem anlatılanlar hem de sesler sürekli dönüşüm içindedir. Paterson’un şiirleri de bu detaylarda izi sürülen nüansların gizlendikleri yerden bakış vasıtasıyla çıkarılmalarının ürünüdür.

Bu şiirlerden ilki Paterson’un evlerindeki mavi Ohio kibritleri ve onların kutusunu süsleyen yazı tipinin bir megafonu andırışı üzerinedir. Carlos Williams’ın mutfak tezgahına bırakılmış bir notmuş gibi yazdığı ve (muhtemelen karısına) kendisinin kahvaltı için sakladığı erikleri yediğini itiraf ettiği This Is Just To Say’ini [3] akla getiren bu şiir, onunkiler gibi doğrudan hayatın içinden alınmadır. Williams’ın mutfağa yerleştirilmiş bir özür notunu şiir gibi gören ve işleyen zihni Jarmusch tarafından şüphesiz takdir edilir ve insanın farkında bile olmadan üzerinden geçip gideceği detayları şiirsel kılan aynı görme biçimine Paterson karakterinde hayat verilir.

Paterson’da bu şiirlerin izleyiciyle buluşturulduğu noktalar da Jarmusch’un işine poetik bir kimlik kazandırma hususunda kritiktir. Adam Driver’ın seslendirdiği şiirler, harflerin arkaplanı süsleyen birbirlerinden bağımsız görüntüler eşliğinde ekrandan akıp gittiği sahnelerle izleyiciye tanıtılır. Kimi zaman Laura’nın uykulu bakışları kimi zaman Passaic Nehri’nin dalgaları çift pozlanmış kareleri andırır biçimde Paterson’un zihnindeki çağrışımlar zincirini somutlaştırır ve şiirde salt kelimeler üzerinden vurgulanan göstergeleri ses ve görüntüyle birleştirerek sinema diline uyarlar.

Jarmusch’un kent ve insan, şiir ve yaşam, edebiyat ve sinema arasında kurduğu bağlantıya bizzat William Carlos Williams da ilerleyen sahnelerde şiirine yapılan göndermelerle dahil olur. Laura, Williams’a Paterson’un “kahramanı” olarak atıfta bulunur; Paterson bir haftasonu sabahı Laura’ya Williams’ın yukarıda bahsettiğim şiirini okur ve böylelikle Paterson’un bu kent şairinden haberi olduğu ve onu takdir ettiği vurgulanır. Bu, yalnızca karakterin şairi takdir edişini değil Jarmusch’un da Williams’ı ve filmiyle aynı adı taşıyan yapıtına ışık tutan fikir sarmalını takdir ediyor oluşunu vurgular. Bu otobüs şoförü yaşadığı ve çalıştığı kent üzerine yazılmış beş ciltlik eserden haberdardır, üstelik Williams’ın bir okuyucusudur ve onun güzelliği tekdüzede arayıp bulan meraklı bakışlarını takip eder. Bu noktada Paterson yalnızca içinde yaşadığı kentle değil o kent üzerine yıllar önce kendisi gibi düşünmüş ve yazmış olan William Carlos Williams ile de özdeşleştirilir.

Jarmusch, filmin savunusunu sürdürecek şekilde Paterson’u çatışmadan soyutlar. Film boyunca geleneksel sinemada anlatıyı zenginleştirmek adına karşımıza çıkan gerilim unsurları Paterson’da alaşağı edilir; üstelik Jarmusch sahneleri kurgulama biçimiyle seyirciye bir çatışma unsurunun ortaya çıkacağı hissiyatını verişinin hemen ardından bu beklentiyi yerle bir eder, dramatize edilen tüm duygular empati inşa edilemeden yarıda kesilir: Marvin’in Paterson’un onu bağladığı barın önünden kaçırılacağını, evin açık kalan kapısından dışarı çıktığında kaybolacağını ya da barda çıkan kavganın silahın ateşlenişiyle noktalanacağını düşünürüz; oysa Marvin kaçırılmaz, bir başka sahnede evin kapısından çıktığı gibi geri döner ve barda ateşlenen silahın plastik mermili bir oyuncak olduğu anlaşılır. Gerilimi bir anlığına yükselten tüm bu sahnelerin beklentiyi yarıda bırakacak şekilde noktalanıyor oluşu Jarmusch’un filmi kuruşu üzerinden izleyiciye sinemanın malzemesini ve geleneksel izleyicinin beklentisini sorgulattığı noktaları yaratır: Bir filmden ne bekleriz? Baktığım şeyin bir film oluşunu ne belirler? Bir fikri eser olarak algılayışımızda ona yöneltilen bakış ne derece önem arz eder?

Paterson

Son soruya verilecek cevap belki bu yedi günlük görsel şiirin alışılagelmiş çağrışımıyla aksiyondan kasıtlı olarak arıtılmış oluşu üzerinden türetilebilir. Paterson köpeğini kaybetmez, bir kavgada kurşunlanmaz ya da karısı tarafından terk edilmez ama hayatını şiire değer bulur: şiire değer bulduğu, dolaysız şekilde yaşayışın kendisidir ve bunu bir sanat eserine dönüştüren kaynak da şüphesiz hayata bakış biçimidir.

Sahneleri görsel kıtalar olarak okuduğumuzda Paterson’un son dizesi olarak atıfta bulunabileceğimiz pazar günü Paterson’a ilham veren (ve aynı zamanda Williams’ın şiirinin de öne çıkan simgelerinden biri olan) Passaic Nehri’ne yapılan ziyaretteki edebiyat sohbetiyle adeta filme şahsiyetini veren fikri son kez vurgular. Şiirlerini kaleme aldığı gizli not defteri Marvin tarafından parçalandıktan sonra sakinleşmek için nehri ziyaret eden Paterson, nehrin karşısında William Carlos Williams’ın Paterson’ını okuyan Japon bir turistle karşılaşır. Paterson’ın şiirle uğraşan bir otobüs şoförü olduğunu öğrenen turistin tepkisi güzeli seçmede bakışın konumlanışına dair kusursuz bir örnek sunar: “Çok şiirsel. William Carlos Williams’ın bir şiiri olabilirdi.”

Şiirle uğraşan bir otobüs şoförünün izlenimlerinin şiirselliği noktasında Jarmusch ile William Carlos Williams uyuşacak olduklarındandır ki Jarmusch sineması Paterson’u benimser; ve bu yüzden Paterson bir otobüs şoförü olarak karakterize edilir. Davetsiz bir misafir olarak Paterson’un anıları arasında ağırladığı bu turist, Paterson’un defterinin parçalandığını biliyormuşçasına kendisine şiirlerini yazmaya devam etmesi için bir defter uzatarak ona veda eder. Bu noktada turistin araya girişini Jarmusch’un kendi perspektifinin ve filmi üzerine kurduğu fikrin vurgulanışı açısından okumak faydalıdır; turist gelir, Paterson’un şiirlerini yitirdiği bir noktada ona şiiri düşünmeye ve yazmaya devam etmesi için yüreklendirir, bu kentte bir otobüs şoförü olmanın şiirselliğini tartışmaya açar ve filmin son sözü turist üzerinden yazılmış olur.

Paterson

Paterson‘un kapanışında bir yolcuya yer verişi Jarmusch sinemasında yol ve yolcunun her daim kendini hissettiren varlığını da hatırlara getirir. Filmi çözümlemek (ve Paterson’a da yürüyecek yeni yollar açmak) adına misafirlik halini çağrıştıran bir karakterin kurulumu Jarmusch’un fikir dünyasında yolculuğun karşıladığı muhtemel anlamlar ile birlikte düşünüldüğünde Paterson’daki güzellik arayışına bakmak için alternatif bir pencere aralar. Burada yolcu tatsız bir aidiyetsizlikten çok bir şeyleri görme kabiliyetini temsilen ekrana yerleştirilir; Paterson’da yaşayan ve hayatının alışılagelmiş gidişatından memnuniyet duyan bu şairane otobüs şoförünün dahi görmeye alıştığından yakalayamadığı detayları bir yolcu yakalayabilir. Peşine düşülen güzeli aramak ve görmek seyahat eden bir kimse için çoğu zaman daha kolay gerçekleşir; bundandır ki insanların kendilerini ait hissettikleri şehirlerde yanıbaşlarındaki güzellikler yaşamın tantanasının içinde erir ve ayırt edilemezken şehri ziyaret eden biri aynı noktalara görülmemiş bir heyecanla bakabilir. Böylelikle Jarmusch, filmine iliştirdiği bu yolcu karakter üzerinden Paterson’la ve örtük biçimde izleyenlerle güzel olana yönelmiş bakışa dair son kez konuşur.

Bir kentin beş ciltlik bir şiire ev sahipliği yapması için sokaklarını süsleyecek efsanelere gerek olmadığı gibi ismini ve sanatının malzemesini yaşadığı kentten alan, kentin manzaralarını hayatına bakışı içinde eriten Paterson’un tezgahında biriktirdiği mavi Ohio kibritlerinin şiirsel olması için de kibritlerden birinin alev alması gerekmez; şeyler tek başlarına ve takip ettikleri diğer şeylerle kapladıkları alanlarda fikir kümeleri ve görmeye değer aykırı sanat eserleri için çerçeveler yaratırlar. Williams’ın söylediği ve Jarmusch’un sinemanın alfabesiyle tercüme ettiği gibi, “Düşünceler yok şeylerdekinden başka.” [4]

[1] http://www.towntopics.com/wordpress/2017/06/07/william-carlos-williams-and-jim-jarmusch-in-paterson-the-poem-as-a-way-of-life/
[2] Graham, Theodora. (2006). Rigor of Beauty: Essays in Commemoration of William Carlos Williams (review). Modernism/modernity. 13. 593-595. 10.1353/mod.2006.0062.
[3] https://www.poetryfoundation.org/poems/56159/this-is-just-to-say
[4] “Say it, no ideas but in things”: https://www.poetrynook.com/poem/paterson-0

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın