Amerikan Sinemasında İdeoloji ve Kahraman Miti

Yazan: Ramazan Kaba

Amerikan sinema endüstrisi bugün dünyanın en çok film üreten ve dağıtan şirketlerinin olduğu büyük bir pazar olma özelliği taşımaktadır. Bu başlıkta Amerikan sinema tarihinden çok sinemanın bir araç olarak toplumsal algıyı yönetme; kültürel zemini kurma ve ideoloji yayma misyonları üzerinde durulacaktır. Sinema bir sanat ve eğlence aracı olmasının dışında kültürel ve ideolojik bir olgudur. Bugün adına Hollywood denilen Amerikan sinema endüstrisinin ürettiği filmler; bu paradigmanın etkisiyle ideolojik bağlamını yarattığı kültürel kodlar aracılığıyla insanlara aktarmakta ve kitlelerin dünyayı algılayış biçimlerini şekillendirmektedir.

Amerikan sinemasında izleyicisiyle organik bağ kuran ve karşılıklı etkileşime dayalı olarak üretilen filmlerin temel işlevi, kamuoyunda kabul görecek bir algı yaratmaktır. Bu nedenle filmlerin izleyicinin değer yargılarını manipüle etme amacı taşıdığı görülmektedir. Sinema filmlerinin türlere ayrılmasının kökeninde de bu düşünce yatmaktadır. Yapım ve dağıtım süreçlerinin kurumsallaşması için bir piyasa düzeneği oluşturulmuştur. Oluşturulan bu düzenekte ise izleyicinin ilgisi belli kalıplar içine hapsedilmiş ve tamahkâr tüketim düzeni sağlamlaştırılmıştır. Türler arası geçişle hayatın çeşitli alanları arasında kurulan bağlar aracılığıyla seyirci şaşkınlığa uğratılmaktadır. Yılmaz H.R.’ye göre; ‘’Bu şekilde, kitlelere ne ile karşılaşacaklarını, filmin sonunda katharsise ulaşacaklarını bildiren ve onları pasif alıcılar olarak kodlayan sabit içerik-sabit biçim yönteminden yapısal farklılık gösterilmektedir’’ (2010: 195).

’’Bir film türü dönüştürme, kuvvetlendirme ya da etki azaltma suretiyle toplumsal değerler, normlar, dünya görüşleri, idealler, vs. üzerinde güçlü bir etki alanına sahip olur. İzleyici ile doğrudan etkileşime geçen kanal olan söylem de -filmlerin görsel özelliklerinden bağımsız olarak- ayrıca önem kazanmaktadır’’ (Onat, 2012: 1).

Amerikan sinemasında filmlerin türlere ayrılması dünyayı birbirinden koparılmış alanlar içine hapsetmiştir. Örneğin kadınlar için melodramlar, erkekler için western ve komedi filmleri üretilmiş ve film türleri cinsiyet ayrımının aracı olarak kullanılmıştır. Ancak daha sonra dönüşen toplumsal yapı nedeniyle türler birbirine karışmış ve sinemadaki temsiller toplumsal yapının ilkelerinden ayrılmaya başlamıştır. Tüm bu değişimler toplumsal gerçekliği metafora dayalı yapısından kopartarak metonimik yönelimli bir yapıya yönlendirmiştir (Yılmaz H. R., 2010: 193).

Ryan ve Kellner bu durumu şöyle özetlemektedir; ‘’… filmler, temsil etmek ya da anlam kazandırmak durumunda oldukları maddi gerçekliğin üzerinden aşıp giden yüceltilmiş idealler sunmak yerine, söz konusu idealleri aşkıncı kisvelerinden çekip çıkarmak ve tarihin karmaşık maddeselliğinin içine oturtmak eğilimindedir’’ (2010: 48). Yılmaz E.’nin görüşü de bu fikri desteklemektedir:

‘’Hollywood’un egemen olduğu popüler filmler, sunumlar oluşturarak izleyiciyi edilgin konumdan etkin konuma getiren, duyguya (eğlenceye) düşünce boyutunu da katan modernist sinemanın aksine, temsiller üreterek ideolojinin işleyişinin farkına varılmasının, gizlenmesinin ve yanılsamanın üretilmesinin en önemli alanlarından biridir’’ (Yılmaz E., 2008: 74).

Belli bir zaman diliminde bir sınıfa ya da insan topluluğuna ait sistemli fikirler, değerler ve düşüncelerin tümü ideoloji olarak tanımlanmaktadır. İdeoloji, sinema aracılığıyla dile getirilirken, toplumların düşünceleri ve deneyimlerinden beslense de modern toplumlarlarda çelişkili sayılabilecek öğelerden faydalanmakta ve çoğulcu izlenimi yaratmaktadır. Ancak yine de özel mülkiyet ve adaletsizlik kavramlarına dokunmamaktadır. Bu nedenle Batı ideolojisi kapitalist sistemin değerlerini muhafaza etme eğilimdedir.

Hollywood sineması, yaratılan bu ideolojik veriyi seyircilerini yanıltarak; herhangi bir çözüm önerisinde bulunmadan, toplumsal birliktelik ve nihai amaç olarak mutluluk illüzyonu ile aktarmaya çalışmaktadır. Yaratılan filmsel evrenin gerçeklikle olan bağını sinemanın teknik ve biçimsel becerileriyle gerçekleştiren Hollywood, özdeşleşme mekanizmasından faydalanarak filmlerin varlığını unutturmaya çalışmaktadır. Amerikan filmlerinin dünyanın her yerinde izlenebilir olması diğer ülkelerin benzer türde filmler üretmesine yol açmakta bu sayede egemen Amerikan kültürünün filmler aracılığıyla dünyaya yaydığı ideolojinin etkileri daha da belirginleşmektedir (Erus & Gürkan , 2012: 210).

‘Bu bağlamda filmlerin insanlara hoş vakit geçirmelerini sağlayacak bir eğlence olarak sunulması da, ideolojik işlevlerini kuvvetlendirmektedir. Çünkü filmin eğlence için yapıldığı söylemi, seyircinin propaganda veya belgesel filme göstereceği direnci gösterememesine ve kendini savunmasızca filme bırakmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla bu durum, filmlerin içinde saklı olan ideolojinin tartışılmasını engellemektedir’’ (Erus, 2006: 157-158, Aktaran Erus ve Gürkan , 2012: 211).

Amerikan toplum tiplojisinin oluşturulma ve sürdürülme süreci 20.y.y.’ın başından itibaren Hollywood aracılığıyla bu yöntemle inşa edilmiştir. Toplumun enerjisini harekete geçirme kabiliyetine sahip olan Hollywood sineması, muhafazakar yapıyı, aileden başlayarak orduya ve hatta ekonomik politikalara kadar fiilen desteklemiştir (Ryan & Kellner , 2010: 13).

Amerikan filmlerindeki tüm söylem ve temsiller bir ideolojinin beslemesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ideoloji, adına ‘’Amerikan Rüyası’’ denilen bir fenomenin üzerine inşa edilmiştir. Bahsi geçen olgu bir kültür olarak benimsenmiş ve ideoloji bu kültüre ait kurumlar aracılığıyla sistemli olarak topluma pompalanmıştır. Yaratılan idea birlikte yaşayabilmenin esaslarını belirleyen ve koruyan bir dizi koddan oluşmaktadır. Bu kodlara göre, Amerikan tarihi ve toplumu metaforlara dayalı temsiller aracılığıyla gerçekliğin kendisi yerine yüksek bir idealin yansımasını benimsemiştir. Ryan ve Kellner bu kodların önemini şöyle vurgulamaktadır; ‘’… bireyci erkek kahraman, haklı Amerikan savaşı, ABD tarihinin dürüst ve haktanır bir görüntüsü ve en ön safta yer alan, başarı ve zenginlik fırsatlarının herkese açık olduğu miti önemli yer tutar’’ (2010: 46).

Hollywood filmlerinde bu kodlara göre tasarlanmış bir kahraman miti yaratılmıştır. Zira idealize edilmiş bir dünyanın korkusuz kahraman figürüne ihtiyacı vardır. Filmlerde işlenen bu kahraman imgesi, Amerikan yurtseverliğiyle taçlandırılmakta ve öykünün akışı iyi ve kötünün savaşı etrafında şekillenmektedir. ‘’… Bu filmlerde kullanılan süreksiz, düşünümsel ve kesintili anlatı formatları yalnızca hoş birer biçimsel araçtan ibaret değildir; bu anlatı aracı öykülerin (bireysel başarı, Amerikan tarihi vb.) üzerinde yükseldiği ölçüde, Amerikan imgeleminin ruhuna nüfuz eder’’ (Ryan & Kellner , 2010: 47).

1900’lü yıllarında başında yapılan toplumsal araştırmalar göstermiştir ki, sinema kitleler üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Filmlerin sahip olduğu güç fark edildikten sonra halkın eğitilmesi ve ilgisinin yönlendirilmesi noktasında sinema bir araç olarak kullanılmaya başlamıştır. Filmler; kültürel etkileşimin, konuşulan dilin, birey olma bilincinin ve bireyin toplumsala yönelik sorumluluklarının anlaşılması noktasında arabuluculuk görevi görmüştür. Ahlaki kodlar, milliyetçilik ve bireycilik gibi değerler tiyatrodan daha etkin biçimde sinema aracılığıyla toplumsala aktarılmaya başlamıştır. Dönemin entelektüelleri tarafından kitlesel bir sanat olarak tanımlanan sinema Amerikan ulusunun simgesine dönüşmüştür.

Ahlaki Kodlar, Milliyetçilik, Bireycilik

I. Dünya Savaşı’nın akabinde Amerikan sinemasının tüm filmleri, hayali bir toplumsal sınıfın hayatını anlatmaktadır. Filmlerdeki insanlar, güzel evlerde oturmakta ve iyi bir yaşam sürmektedir. Bu durum elbette arzu edilen ancak gerçekliği bulunmayan bir görünümdür. Ancak bu görünüm Amerika’nın normalleşmesini ifade etmektedir. Amerikan Rüyası anlayışı bu şekilde filmsel gerçeklik olarak ortaya çıkmıştır. 1920’lerden sonra Amerika’da sinema modern toplumun sıradan bir eğlencesi haline gelmiştir. Bu dönemde çekilen filmler Amerikan halkının sadece eğlenceli vakit geçirmesini sağlamamış aynı zamanda seyirciyi etkilemiştir.

Filmlerde gösterilen her türlü araç gereç insanların dikkatini çekmeye başlamış ve bu durum tüketim kültürünün temellerinin atılmasını sağlamıştır. Yaşanan teknolojik gelişmelerle üretim artmış, bu sayede Amerika Birleşik Devletleri modernleşmeye başlamıştır. Tüketim odaklı yeni bir ekonomik döneme girilen ülkede toplumun refah seviyesi yükselmiştir. Film yapım tekniklerinin gelişmesi ile maliyetler artmış ve stüdyolar her film için kendi finansal dönüşümlerini garanti altına almak istemiştir. Etkisi bugün bile süren kâr etme odaklı film yapım sürecinin temelleri o günlerde atılmıştır. Stüdyolar, yönetmen ve aktörleri bünyesine dahil ederek tüm üretimi kendilerine bağlamış ve Amerikan sineması endüstrileşmeye başlamıştır.

Büyük Ekonomik Buhran

1930’lar Amerika Birleşik Devletleri’ni ve tüm dünyayı etkisi altına alan Büyük Buhran olarak bilinen ekonomik krizin etkilerinin hissedildiği yıllar olmuştur. Bu dönemde filmlerin toplum hayatında oynadığı rol daha da artmıştır. Bir eğlence biçimi olarak sinema, toplumun ihtiyaç duyduğu toz pembe hayallere kapı aralayan bir yapıya dönüşmüştür. Bu nedenle 1930’larda çekilen filmler olabildiğince basit ve seyircinin kolaylıkla özdeşlik kurabileceği türden bir içeriğe sahip olmuştur. Dönemin büyük film yapım şirketleri olan Metro Goldwyn Mayer, Warner Brothers, RKO, Columbia, Universal, Paramount, 20th Centry Fox, United Artists ve Disney gibi stüdyolar için öncelikli amaç para kazanmak olduğundan bu şirketler o yıllarda büyük kazançlar elde etmişlerdir (Yılmaz H. S., 2011: 6-10).

Hays Bürosu

Aynı dönemde muhafazakar cenah sinema filmleri için karalama kampanyaları başlatmış ve Hollywood’u önlem almaya zorlamıştır. Filmlerin gençler üzerinde ahlaksızlığı teşvik edici bir gücü olduğunu düşünen baskıcı gruplar, yapımcıların gözünü korkutmuş ve Hollywood kendi kendini denetleyebilmek için 1922 yılında MPPDA’yı (Motion Picture Producers and Distributors of America) kurmuştur. Hays Bürosu olarak da bilinen kuruluş adını, yapımcıların başa geçirdiği sektör dışından gelen William Harrison Hays’tan almıştır. ‘’Hays’in amacı ahlaki açıdan sakıncalı konuları kendi kendini düzenleme yöntemiyle filmlerden uzak tutarak olası devlet ve eyalet sansürünü engellemektir’’ (Onat, 2012: 38). MPPDA kuruluşundan on iki yıl sonra kendisini denetleyebilecek bir sistem geliştirebilmiştir. 1960’lara kadar faaliyet gösteren kuruluş, eyaletten eyalete değişen sansür mekanizmasından korunmak için kendi iç dinamiklerine göre önlemler alarak filmlerde; çıplaklığı, uyuşturucuyu ve inançla ilgili konularla alay edilmesini yasaklamıştır.

Motion Picture Production Code (Hays Code) Kapağı, 1930
Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Motion_Picture_Production_Code#/media/File:Motion_Picture_Production_Code.png [Erişim Tarihi: 01.12.2021]

Vietnam Savaşı

1970’lerin çalkantılı ekonomik, kültürel ve politik yapısının üstüne bir de Vietnam Savaşı ile gelen kayıplar eklenince Amerikan Rüyası fenomeni hem içte hem de dışta büyük yaralar almaya başlamıştır. Vietnam savaşına kadar Hollywood’un I. ve II. Dünya Savaşlarından sonra filmlerinde sıkça kullandığı dünyanın kurtarıcısı kimliğini zarar görmüştür (Yılmaz H. S., 2011: 16). Ancak Amerika’nın bu ideali kaybetme gibi bir niyeti yoktur. Çünkü elinde bundan başka malzeme kalmamıştır. Bu nedenle Hollywood, film kahramanları aracılığıyla bu olguyu tekrar idealize etmeye çalışmıştır. Hollywood filmlerinde temsil edilen kahramanların en önemli niteliği; klasik tanımı itibarı ile cesur ve soylu olmaktan ziyade, sıradan insanların bir ideal ya da amaç uğruna canlarını feda edebilmeyi göze almalarıdır. Bu durumun gerçekleşmesi de gerekmemektedir. Zira burada amaç, böyle bir niyetin olması ve bunun samimi olarak ifade edilmesidir. İncil’e göre her son mutlu son olduğundan öykülerin finali bu anlayışa ters düşmeyecek şekilde kurgulanmaktadır.

Özdeşleşme Mekanizması

Filmlerde tasvir edilen kahramanlar herkesin ihtiyaç duyduğu sevmek, sevilmek gibi güdülere ve cesaret, mütevazılık, vatanseverlik gibi erdemli özelliklere sahiptir. Bu durum seyirci tarafından peşinen kabul edilen beklentileri karşılamaya yöneliktir. Ancak seyircinin özdeşleşebilmesi için kahramanın öfke, arzu ve haset gibi olumsuz özellikleri de olmalıdır. ‘’Özdeşleşme toplumun nabzının tutulması ve bir anlamda kendi rızası ile yumuşak bir biçimde kontrol edilebilmesi için elverişli bir araçtır ve karakterleri hakimiyeti altında tutan sınırlamaları hayata geçirmektedir’’ (Yılmaz H. S., 2011: 21-22).

Amerikan filmleri, seyirciyi kurgusal evrenin içine kasıtlı olarak çekmekte ve olayları kendisi yaşıyormuşçasına algılamasını sağlamaktadır. Bu kadar yoğun bir duygu deneyimi esnasında özdeşleşmenin sağlanabilmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle gerekli şartlar oluştuğunda herkesin her şeyi başarabileceği şeklinde yaratılan illüzyon, sıradan Amerikalıların film evreninde bir kahramana dönüşebilmesinin mantıksal altyapısını oluşturmaktadır.

Amerikan filmlerinde karşılaşılan kahraman profili sözlü anlatılardan beri aktarılan kahraman mitine çok benzemektedir. Yılmaz H.S.’ye göre; Amerikan sineması popüler filmlerde çoğunlukla bu kahraman tipolojisini vurgulamakta ve onu her defasında yeniden üreterek popülaritesini sabit kılmaktadır. Hollywood, Amerika’ya özgü tüm değerleri korumak ve yaymak amacıyla toplumun zihninde tek bir boşluk dahi bırakmamakta, seyircinin beyaz perdede gördüğü kahramanla özdeşleşmesinin önünde hiçbir engel oluşmaması için de büyük bir dikkatle çalışmaktadır. Amerika’daki sistem film süresi boyunca seyircinin kendi benliğinden sıyrılıp başkası olmasını sağlamakta ve onları ruhsal bir deneyimin parçası haline getirmektedir (2011: 22).

Kaynakça:

YILMAZ, Hasan Ramazan (2010). ‘’Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası’’, İş Ahlakı Dergisi, Yıl: 2010, ss. 190-198.

ONAT, Emrah Suat (2012). Amerikan Film Sansür Yasası Olarak Yapım Yönetmenliği’nin Doğuşu ve 1948 Yılına Kadar Kara Film Üzerindeki Etkisi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, dan. Prof. Dr. Ertan Yılmaz, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sinema-TV Anasanat Dalı, İzmir.

RYAN, Michael – KELLNER, Douglas (2010). Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası, çev. Elif Özsayar, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

YILMAZ, Ertan (2008). ‘’Sinema ve İdeoloji İlişkileri Üzerine’’, Sinema İdeoloji Politika Sinemasal Yazılar 1, (der. Burak Bakır, Yörükhan Ünal, Sali Saliji), Orient Yayıncılık, ss. 63-85.

ERUS, Zeynep Çetin – GÜRKAN Hasan (2012). ‘’Toplumsal Cinsiyet ve Sinemaya Yansıması: Yeniden Çekimler Aracılığıyla Japon ve Amerikan Sinemalarında Kadının Temsiline Bir Bakış’’, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, Yıl: 2012, ss. 206-217.

YILMAZ, Hilal Süreyya (2011). Amerikan Sinemasına Egemen Mutlu Son İdeoloji, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, dan. Yard. Doç. Dr. Ragıp Taranç, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sinema-TV Anasanat Dalı, İzmir.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın