Ana sayfa Özel Dosyalar İllüzyondan Simülasyona: Kitlesel Medya Kültürü ve Sanat

İllüzyondan Simülasyona: Kitlesel Medya Kültürü ve Sanat

Jean Baudrillard, dünyaya Batı’nın içinde bulunduğu durumu tüm çıplaklığıyla sergileyen en önemli çağdaş düşünürlerden biridir. “Tüketim Toplumu” (1970) adlı metinde Veblen, Frankfurt Okulu vb. düşünce akımlarının sentezini yapan yazar Marksist terminolojiyi de tam anlamıyla reddetmemekte ancak mümkün mertebe bu kaynaklardan minimum düzeyde yararlanmaktadır. İki yıl sonra çıkardığı Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri” (1972) adlı metinle birlikte Marx’ın ekonomi politiğinin sistemi çözümleme ve eleştirmede yetersiz kaldığını ifade eden yazar, metalürjik bir evreden semiyürjik evreye geçildiğini ifade etmekte ve bu kültürel evrenin çözümlemesinin ancak görünümler düzeyinde yapılabileceğini savunmaktadır.

Baudrillard politik, kültürel ve toplumsal açıdan modern toplumların öncülük ve modellik etme ayrıcalıklarını yitirmeye başladıkları (1960’lar ve sonrası) bir dönemde ortaya çıkmış bir düşünürdür. Sistemin artık iki kutuplu olmadığını dolayısıyla devrimin ve kapitalizmin tarih sahnesinden silinmesi fikrinin anlamsız hale geldiğini zira burjuvazinin, proletaryanın da (tüketim toplumu sayesinde) burjuvalaşmasının önünü açıp, kendisiyle gönüllü iş birliğine gitmesini sağlayarak onun tarihsel varlığına son verdiğini ifade etmiştir. Baudrillard’ın ifadesiyle; içinde yaşadığımız sistem” bir üretim değil tüketim düzenidir. Yeniden üretim düzeni olarak da tanımlanan bu yapı kapitalizmin yeniden üretimini kapsamaktadır.

Jean Baudrillard’ın düşüncesinin temel kavramlarından biri “gerçeklik”tir. Simülasyon Kuramı’na göre modern toplumlarda gerçeklik, bireylerin her gün hissettikleri bir tür duygudur. Gerçekliği fiziki olarak değil metafizik bir olgu olarak tanımlayan yazara göre toplumlar bu ilkeyi oldukça uzun bir süre çalışıp, çabalayarak oluşturmuş, biçimlendirmiş ve ona neredeyse ahlaki kurallara boyun eğercesine boyun eğmiştir. Bu sebeple gerçeklik ilkesi” zihinsel denebilecek türden bir anlama sahiptir. Yazar, Batı’nın son iki yüz elli yılda iki aşamalı bir toplumsal, politik, kültürel ve ekonomik aşamadan geçtiğini ve ilk aşamanın hayatın her alanına yansımış gerçeklik evreni olduğunu ifade etmektedir.

Gerçeklik evreninde (Sanayi Devrimi’nden 1970’lere kadar ki süreç) toplum; toplumsal, politik, kültürel ve ekonomik alanlarda ağırlıklı olarak kolektif illüzyonlar üretmiştir. Toplum iki karşıt gruba (sınıf) bölünmekle birlikte (proleter/burjuva) kolektif ülküler paylaşmışlardır. Bu evrende kolektif görüş, düşünce ve inançlara bağlı kolektif bir dışa vurum söz konusu olmuştur.

1970’lerden sonra (ki Baudrillard, gerçeklik ilkesinin ilk darbeyi 1929 Ekonomik Bunalımı ile yediğini düşünmektedir) modern toplumlar gösterişçi tüketim aşamasına geçmişlerdir. Bu süreçte birincil kolektif sorunlarını çözdükten sonra ikincil, bireysel sorunlar aşamasına ulaşmışlardır. Tam da bu aşamada gerçeklik ilkesi giderek zayıflayarak anlamını yitirmeye başlamıştır.

Kapitalizm, artık bir üretim biçimi olmaktan çıkarak, bir tüketim biçimine dönüşmüştür ve onu mevcut Marksist terminolojiyle çözümlemeye ya da eleştirmeye kalkışmak Baudrillard’a göre sisteme hizmet etmekten başka bir işe yaramamaktadır. Kapitalizm, kendine rağmen Marksist akılcı, ütopik düşünceleri hayata geçirmiş ve iktidarın sahibi olmuşken, tüketim toplumuyla birlikte rasyonel düşüncenin özelliğini yitirmesiyle hiperrasyonel düşüncenin egemenliği altına girmiş ve bu aşamada iktidar da iktidar simülasyonuna dönüşmüştür.

Baudrillard işte bu ikinci evreyi simülasyon evreni” olarak tanımlamaktadır. Bu evrende, kolektif bir yeniden canlandırma/temsil (illüzyon) konumundan, bireysel duygulanma (halüsinasyon) konumuna geçilmektedir. 1960’lardan sonra sol ve sağ dünya görüşleri yeni bir söylem üretemeyerek birbirleri içine kaynaşmış ve birbirlerinin görevlerini yerine getirmeye başlamışlardır. Mutasyona uğrayan kapitalizm, yoluna tüketim toplumuna dönüşerek bir neoliberal düzen içerisinde illüzyonun devam ettiğini göstermeye çalışmaktadır. Hiperrasyonel denilebilecek bu düzen, Marx’ın ifade ettiği ekonomi politikten, gösterge ekonomi politiğe geçişle tüketim toplumu görünümünü almıştır.

1970’lere kadar gerek Batı Avrupa, gerek ABD, gerekse Sovyetler Birliği ve diğer Marksist ideoloji kaynaklı rejimlerin genelde kapitalizmin üretim ilişkileri, teknolojik rekabet, demokrasi ve insani değerlerde gelişme gibi kavramlar üstüne oturduğu ve belirleyici sürecin özetle ekonomi politik olduğunu düşünülüyordu. Baudrillard, tam şeylerin ya da dünya düzeninin ekonomi politik üstüne oturduğu sanılan bu dönemde gösterge ekonomi politiği olarak adlandırdığı yeni bir kavramsal ifade kullanmıştır.

Baudrillard’ın Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri” (1972) adlı metinde belirttiği üzere sistem içerisinde belirleyici olan toplumsal ve kültürel kodlardır yoksa ekonomik ve politik güç değil. Böyle bir sistemde gereksinimlerle bunların karşılanmasına dayanan bir maddi üretim anlayışı söz konusu değildir. Gösteriş ve itibar amaçlı yapılan harcamalar toplumun üst katmandakilere öykünmesine neden olmakta ve hep yükselme arzusunun beslenmesi amaçlanmaktadır. Baudrillard, literatüre kattığı bu kavramla modern sosyo-ekonomik sınıf mantığının yanlışlığını gözler önüne sermiştir. Günümüz toplumlarının göstergelere boyun eğdiğini ifade eden yazar kültürel devrimin ancak gösterge ekonomi politiğiyle kuramsal bir temel kazanabileceğini ifade etmektedir.

İçinde bulunduğumuz düzende insan, insanlığını yitirerek adına emek gücü, iş gücü denilen herhangi bir eşya, mal ya da alet parçasına yani gerçek bir nesneye dönüşmüştür. Baudrillard neoliberal ve sosyal demokrasi türdeşliğinden oluşan bu yapıyı dünyanın sahip olduğu kaynakları yok etme pahasına gösterdiği küstahlıktan ötürü reddetmektedir.

Yazarın tüketim toplumuna atfettiği en önemli kavram olan nesne kavramı, ona göre Bauhaus Okulu ile birlikte devreye girmiş olup bu okuldan önce hiçbir yerde buradaki anlamına sahip bir nesne sözcüğüyle karşılaşılmamıştır. Bütün insan ilişkiler neredeyse nesnelerle kurulan ilişkilere boyun eğmek durumundadır. Nesnelerin psikolojik işlevselliğe boyun eğmesi demek; yararlılık ve gereksinim kavramları saf dışı edilerek bireye itibar kazandıracak, gösteriş yapmasını sağlayacak gereksiz ancak psikolojik açıdan işlevsel nesnelerin ön plana çıkmaya başlaması demektir. Bu toplumlarda insanların statüsü sahip oldukları nesnelere bağlıdır.

Bauhaus, nesneleri çevreleriyle birlikte değerlendirmeye başlayınca bu yaklaşım tüketim sürecine yansımış ve zaman içinde yaşamın tüm alanlarında çevre ya da ortam belirleyici unsura dönüşmüştür. Baudrillard’a göre Bauhaus gerçek bir gösterge ekonomi politiğinin başlangıç noktasıdır ve kuramsal ekonomi politik alanını genişleterek değişim değeri sisteminin gösterge, biçim ve nesne alanlarına yayılmasına ön ayak olan bir ekol yaratmıştır.

1960’lı yıllarda mutasyona uğrayan kapitalizm neoliberalizm adı altında bir tüketim toplumu oluşturma yolunda hızla ilerlerken aynı zamanda her türlü devrimci ideoloji ve politik anlayışa da çok büyük bir darbe vurmuştur. Kitlesel bir görünüm alan toplumsal sınıflar bir bakıma tarihe karışırken bunların yerini tek sınırlı hiyerarşik görünüme sahip, tüketim üstüne oturan bir sosyo-ekonomik ve politik bir yapı almıştır.

Sessiz Yığınların Gölgesinde Toplumsalın Sonu” (1982) adlı metinde Baudrillard; modern toplumların simülakrının kitle”ler olduğunu ifade etmektedir. Yaşamın tüm alanlarında hiperrasyonelleşmiş bir mantığa bağlı müstescenliğin egemen olduğunu düşünen yazar, psikolojik bir varlık olma özelliğini yitiren toplumsalın paramparça olduğunu ve ortaya kolektifi dışlayan “birey”lerin çıktığını eklemektedir. Baudrillard’ın deyimiyle toplumsal görüntüsüne sahip olan kitle, çıkarları doğrultusunda sistemle uyum içindedir ve bu sebeple oyunun sürmesinden yanadır. Bu güruhun yaşamakta olduğu evrene tamamen yabancılaşmadığını söyleyen yazara göre sistemin bombardıman eylemine karşı kitle tam tersi bir tavırla yani duyarsızlıkla karşılık vermektedir.

Bu evrenin en büyük özelliği tepkisizliktir. Sistem kitle iletişim araçlarını bireyin düzene katılması ve demokratik bir sistemi desteklemesi amacıyla kullanmaya çalışırken tam tersi sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Özne çaresizliğinin bilincine vardıkça sonu gelmeyen anket, sondaj, referandum vb. yöntemlerle nesnenin sistemin bir parçası olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır. Nesne oyunun farkında olduğundan özne yanılmaktadır. Özneye katılırmış gibi yapan ve ona bunu inandıran nesne simülasyon evreninde ölü numarası yapmaktadır. Sisteme teslim olmuş gibi yapan nesnenin amacını Baudrillard, yükümlülüklerinden kurtulmak istemesine bağlamaktadır. Bu evrende dışa dönük patlamaların gerçekleşmesi söz konusu değildir. Çünkü bu evren hiperuyumluluk evrenidir.

Baudrillard, bu sistemin en önemli silahının caydırma psikolojisi olduğunu düşünmektedir. Caydırmanın da en önemli silahı görüntüler ve sözler yani doğrudan medyanın kendisidir. Bu sayede medya özellikle televizyon aracılığıyla mesafe bilincini yok ederek her şeyi şu an burada oluyormuşcasına sunmaktadır. Teknoloji, kitleleri güdümleyerek bu sistemin içinde tutmaya ve yaratılan tüketim toplumunun sonsuz bir döngü içinde sürmeye çalışmasına neden olmaktadır.

Bir işe yaraması beklenen nesneler reklamcılar sayesinde bir gösterge değere dönüştürülmüştür. Televizyon da bir tüketim nesnesine dönüştürülerek bu sistemin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Televizyon aslında bir yeniden üretim aracıdır ve illüzyonun yok olduğunun kanıtıdır. Ancak misyonunun sistemin yerli yerinde olduğunu kanıtlamak olduğu söylenebilir. Televizyon teknolojisi gerçekliği bir şova dönüştürmekte yani hipergerçekleştirmektedir. Sistem kendi varlığını kanıtlamak için daha çok televizyon programı, eğlence programı ve film üretilmesini sağlamaktadır. Kitlenin ataletini gizlemek için hız illüzyonu yaratılmaktadır.

Gerçeklik ilkesi yiterken düşsel ve sanal düzeyde üretilen gerçeklikle imgeler kusursuzlaştırılmakta ve insanlar bu imgelere boyun eğmektedirler. İmgenin kusursuzlaşması ise düşselliği öldürmektedir. Bu sebeple bilimsel gelişme insanı geliştirmekten çok, cahil bırakıp bu nesnelerin kölesi haline getirmektedir.

“Sanat Dünyasının Kurduğu Komplo” (1996) adlı metinde Baudrillard şu ana kadar açıkladığımız perspektiften hareketle illüzyon üretmeyen sanata da çok sıcak bakmamaktadır. Çünkü sanat; içinde yaşanılan dünyayı almalı ve onu değiştirip bambaşka bir şekilde sunmalıdır. Bu sebeple yazar, çağdaş sanat denilen eserlerin mevcut düzene uyum sağlayarak sıradan birer tüketim nesnesine dönmüş olduklarını ifade ederken örneğini Warhol üzerinden genişletmektedir. Onu sıradan nesneleri sanat eserine dönüştürmeye çalışan bir makineye benzeten Baudrillard, sanat eserinin sıradan bir nesneye indirgenemeyeceğini savunmaktadır. Baudrillard’a göre modern sanat, sanatın eskiden sahip olduğu yeniden canlandırma özelliğini yitirerek gerçeklikle olan bağını koparmıştır.

Modern sanatçılar eserlerini kendi kafalarındaki dünyaya göre şekillendirmekte ve attıkları imza ile yapıta biriciklik katmaktadırlar. Baudrillard bu mantığı eleştirerek modern sanatın sistemle uyum içinde olduğunu ifade etmektedir.

Sonuç Yerine…

Simülasyon evreni, modernizmin sonunda ortaya çıkmış bir evrendir. Modern toplumlar illüzyonlarını yitirmişlerdir. Çünkü illüzyon ancak gerçeğin egemen olduğu evrende mümkün olabilmektedir. Özellikle politik, kültürel ve toplumsal açıdan öncü ve rol model olma özelliğini yitiren Batı, ekonomik gücünü yitirmemek için bu illüzyonun yitirildiğini gizlemeye çalışmaktadır. 1960 sonrası Batı dünyası iki kutuplu (sağ ve sol dünya görüşü) anlayışını yitirmiştir ve gösterişe dayalı salt tüketim anlayışını benimsemiştir. Tüketim toplumu, Baudrillard’ın deyimiyle olasılaştırma mantığı” denilen zihinsel bir sürecin egemenliği altına girmiştir. Ancak tüketim toplumları, dünya için bir model olamazlar çünkü dünyanın kaynakları sınırlıdır. Bu durumun nereye kadar gideceği konusunda net bir cevap veremeyen yazar bunu radikal belirsizlik” olarak tanımlamaktadır.

Kaynakça:

  • ADANIR Oğuz, Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler, Eylül Sanat Yayıncılık, İzmir, 2017
  • BAUDRILLARD Jean, Nesneler Sistemi, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2014, 3. Baskı, Çeviri: Oğuz Adanır, Aslı Karamollaoğlu
  • BAUDRILLARD Jean, Tüketim Toplumu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2017, 9. Baskı, Çeviri: Oğuz Adanır
  • BAUDRILLARD Jean, Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2009, Çeviri: Oğuz Adanır
  • BAUDRILLARD Jean, Sessiz Yığınların Gölgesinde Toplumsalın Sonu, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2017, 7. Baskı, Çeviri: Oğuz Adanır
  • BAUDRILLARD Jean, Simülakrlar ve Simülasyon, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2016, 10. Baskı, Çeviri: Oğuz Adanır
  • BAUDRILLARD Jean, Sanat Dünyasının Kurduğu Komplo, Çeviri: Oğuz Adanır

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın