Ana sayfa Özel Dosyalar Rüyaların Gerçeği Yuttuğu Bir Akım: Sürrealist Sinema ve En İyi Örnekleri

Rüyaların Gerçeği Yuttuğu Bir Akım: Sürrealist Sinema ve En İyi Örnekleri

Sürrealizm; hiçbir ahlaki değere, estetik kaygısına, töre ve mantıksal çabaya katılmaksızın üretilen sanat akımıdır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da ortaya çıkan bu akım, resim ve edebiyat alanından doğmuş olsa da zamanla sinema ve fotoğrafa da sızmıştır. Günümüzde bu akım eskisi kadar etkisini sürdürmese de hala hatırı sayılır bir takipçi kitlesi vardır. Sürrealizm aslında hiçbir zaman sinemanın içinde ana bir akım olarak yer almamıştır. Popüler olduğu dönemde, sinemada birçok sanat disipliniyle birlikte kendisini göstermiştir.

Sürrealist filmler birçok kişi için kulağa korkutucu ve sanki özel kültür sahibi olarak izlenmesi gerekiyormuş gibi gelse de herkesin izleyebileceği tatta örnekleri de mevcut. Elbette ne anlatmak istediğini net bir şekilde anlayabildiğimiz filmlerin yanında, anlaşılması epey zor bir sanat dalından bahsediyoruz. Ama gerçeküstü öğelerin ekrana yansıması insanın algı gelişimi konusunda epey destekleyici oluyor. Sürrealist film yönetmenlerinin öncelikli kaygısı anlaşılmak olmamıştır zaten hiçbir zaman. Bizi bir rüyanın içine sokarak bilinçaltımız ile iletişime geçmek isterler.

Sürrealizm, sinemayı hiçbir zaman tam olarak bağrına basmamış olsa da, şüphesiz ki sinemada etkisi büyük eserler bıraktı. Sözü fazla uzatmadan sürrealist sinemayı tanımayanlar için tanışsınlar diye, tanıyanlar da bir kez daha hatırlasınlar diye sizleri en iyi sürrealist filmlerle baş başa bırakıyorum.

The Holy Mountain (1973)

Bana göre sürrealist sinemanın en zor okumasına sahip filmlerinden biridir The Holy Mountain. Alejandro Jodorowsky’nin yönetmenliğini yaptığı film, tahmin edersiniz ki en değerli sürrealist film örneklerinden sayılıyor. Filmde bolca savaş, kapitalizm, siyaset ve din eleştirisi izliyoruz. Sürrealizmin fantezi sularında yüzmek isteyen herkesin izlemesi gereken bir film.

The Discreet Charm of the Bourgeoisie (1972)

Burjuva eleştirisi, yıllardır sinemada kendine yer bulan en önemli konulardan biri. Luis Bunuel ise bunu sinemaya en iyi aktaran yönetmenlerden biri olarak adını sinema tarihine altın harflerle yazdırdı. Yönetmenin burjuvaziye sert bir eleştiri getirdiği filmde, bir grup burjuvanın yemek için toplanması ama bir türlü yemeğe başlayamamasını izliyoruz.

Juliet of the Spirits (1965)

Geldik en favori yönetmenlerimden biri olan Federico Fellini’ye. Eşini filmin başrolünde oynatan yönetmen filmde, kadın düşkünü kocasından muzdarip, kırklı yaşlarının ortasındaki bir kadını konu alır. Kadının, fantezi dünyasına adım atarak gerçeklikten uzaklaşması ve kendini keşfini anlatan film, 1966 yılında En İyi Yabancı Dilde Film dalında Altın Küre almıştır.

The Blood of Poet (1932)

Bir diğer adını dünyaya duyurmuş sürrealist akım yönetmenlerinden olan Jean Cocteau’nun bu filmi, içinde şiiri, heykeli, romanı ve tiyatroyu barındırıyor. Çok iyi bir sürrealist film örneği izlemek isterseniz kesinlikle ön sıralarda bu filmi tavsiye ederim!

Delicatessen (1991)

Yakın dönem sürrealist film örneklerinden sayılabilecek bu film, sürrealist akımın belki de en çok izleyiciye ulaşan filmlerinden biridir. Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro ikilisinin yönetmenlik koltuğunu paylaştığı film, bir apartmanda yaşayan ilginç insanların hikayelerini konu ediniyor. Güzel bir sistem eleştirisi olan bu film, eleştirisini ise kasaplık ve insanın parçalanması üzerinden yapıyor.

El Topo (1970)

Listemize giren bir diğer Alejandro Jodorowsky filmi ise El Topo. Filmde El Topo isimli karakterin yolculuğunu izleriz. Filmin ilk yarısında western tarzda kareler izlerken, ikinci yarısında ise karakterin kendini arayış yolculuğunu izleriz.

Un Chien Andalou (1929)

İşte tüylerinizi diken diken edecek bir sürrealist sinema örneği. Luis Bunuel’in sürrealist sinemada devrim yapan bu filmi, sürrealist sinemanın da miladı sayılır. Salvador Dali ile ortak yazmış oldukları bu film, ikilinin birbirlerine anlattıkları rüyalarından oluşuyor. Rüyalardan yola çıkarak yazılan bu senaryo ise doğal olarak bizi düşler aleminin en karanlık köşelerine sürüklüyor.

Neco z Alenky (1988)

Her işini ağzımın suyu akarak izlediğim Jan Svankmajer’in belki de en sevdiğim yapıtıdır bu film. Modern bir Alice öyküsü sayılabilecek film, elbette Alice hikayesinin epey karanlık bir tarafında duruyor. Serbest çağırışımların bir sonucu olan film, fazlasıyla karanlık olmasına rağmen korkutuculuktan uzak duruyor ve kalplerimizde taht kuruyor.

Eraserhead (1977) 

Böyle bir listede David Lynch’in adı olmasaydı, elbette liste öksüz kalırdı. Aslında Lynch için çok büyük kitlelere ulaşmış ve sürrealist sinemayı da ulaştırmış nadir yönetmenlerden biri diyebiliriz.

Kendi halinde bir adam olan Henry’nin hikayesini anlatan film çok düşük bir bütçeyle çekilmişti. Çekildiği dönemden bu döneme de sinema uzmanları tarafından kült bir film olarak kabul edilmiştir.

Holy Motors (2012)

Leos Carax’ın 13 yıl sonra sinemaya dönüşü olan bu filmi resmen kutlama yapar gibi izlemiştik. Filmin oyuncu kadrosunun önüne geçilemez ünü filmi daha da heyecanla beklememize sebep olmuştu. Filmde Eva Mendes, Kylie Minogue, Denis Lavant ve Edith Scob gibi isimler yer alıyor.

Cesar isimli bir karakterin, aklımızla oynayan öyküsünün anlatıldığı film, son zamanlarda sürrealist olarak çekilmiş ve dikkatleri üzerine çekmiş örneklerden biri.

Bonus: Aaahh Belinda (1986)

Bir tane de bizden olsun istedim listede ve size bu sürprizi hazırladım. Yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yapmış olduğu film, Türkiye’de sürrealist sinemanın nadir örneklerinden.

Birçoğumuzun başına gelmesinden korktuğu bir olayı konu alan filmde karakterimiz bir sabah uyandığında artık bildiği kendi hayatında değildir. Komedi ve fantastik unsurları içinde bolca barındıran film bir yandan da çocukluğumuzun korkulu rüyasıydı. İzlemeyen varsa hemen izlesin derim. Türk sinemasının güzel ve unutulmaz örneklerindendir kendisi.

Kaynakça: Ado Kyrou – Gergedan Dergisi, Sinemia, Sinema Kütüphanesi.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın