Mustafa Preşeva ile Kurgu Üzerine

Yazan: Binnur Tosun

Bağımsız Sinema olarak, kamera arkasındaki süreçler konusunda temel bilgilerin, uygulanan metodların ve örneklerin yer aldığı nitelikli makaleler, sinemaya dair terminolojik yazı dizileri, ülkemizde alanında uzman sinemacılarla yapılacak söyleşilerin yer aldığı Film Mutfağı kapsamında ilk olarak kurgu ve montajı ele almıştık. Kurgu ile ilgili terminolojik yazısına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Terminolojik yazının devamı olarak kurgu ve montaj ile ilgilenen okuyucularımız için ülkemizin önde gelen kurgucularından olan Mustafa Preşeva ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Tabutta Rövaşata, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Neredesin Firuze filmleri için yaptığı kurgularla tanıdığımız Mustafa Preşeva, son dönemde de Ayla, Müslüm, Çiçero ve Türk İşi Dondurma filmleri başta olmak üzere pek çok filmin kurgusuna imza attı.

Bir filmi kurgulama sürecinde kurgucunun nelere dikkat etmesi gerekiyor? Yönetmen ile kurgucunun ilişkisi nasıl ilerlemeli sizce?

Yönetmen ve kurgucu arasındaki ilişki evlilik gibidir; yürümezse, film de yürümez. Genelde, yönetmenlerin alıştıkları ve bildikleri tarzları vardır ve ona göre çekimi yaparlar. Kurgucu ise, her tür çekim ve anlatım tarzına açık ve hazır olmalıdır. İşe yaklaşım açısında daha esnek ve açık olmak zorundalar. Söz konusu çalışma sırasındaki ilişkiyse; kurgucunun senaryoyu okuduktan sonra yönetmenle konuşmasında fayda var. O sırada genel parametrelerle ilgili (kurgu stili, filmin genel havası… vs.) konuşulur, ve bazı “notlar” alınır. Tabii ki, ön konuşmaların ve gerçek çekim sonuçlarının arasında fark olabilir (genelde olur) ama hiç değilse yönetmenin niyeti aklınızda kalır. Çekim sırasında yönetmenle iritibatiniz zayıf olur, zira yoğun set zamanında yönetmenin ana derdi prodüksyon programını uygulamaktır. O vakit kurguya günlük ham çekimler gelir. Çekimlerin senkronu ve logging işlerini kurgu asistanları veya post gurubu yapar. Çekim tabii ki senaryo sırasında değil, prodüksyonun planladığı sırayla gerçekleşir. O halde, elinize günlük olarak karışık, sırasız sahneler gelir. (31, 112, 5, 67… vs.) Her sahnenin ham çekimlerini seyredip, elinizden gelen en iyi kombinasyonu oluşturmaya çalışıyorsunuz tabii. Ama, bu sonuçlar ne kadar iyi olursa da olsun, çekimin sonunda tüm sahneleri birleştirdikten sonra, film hala kaba görünür. Bunun sebebi sahnelerin (veya sekansların) arasındaki dengesizlik, zayıf görsel veya duygusal bağlantlar ve düz genel akışıtr. Kaba kurgunun sonunda ancak filmin narrative’ini (hikaye veya konu anlatımı) görürsünüz. Daha sonra ikinci aşamaya geçersiniz – ince kurguya. Kaba kurgudaki eksikleri tamamlamaya çalışırsınız, kimi sahneleri (çoğu sahneyi) tekrar sıfırdan kurgularsınız, bu sefer sahnelerin değil, filmin genel ihtiyacına göre. Filmi TRİM edip, akışını düzeltirsiniz. Ben kimi zaman, eksik bir şey olduğunu hissettikçe, yönetmeni arayıp notumu söylerim ve eğer prodüksyön şartları müsaade ederse, ek bir şeyler çekerler.

Filmin aslında kurgu odasında tekrar çekiliyor gibi olduğunu söyleyen yönetmenler vardır. Kurgu esnasında senaryoya katkılarınız oluyor mu veya bazı durumlarda senaryonun dışına çıkma durumunuz oluyor mu? Bu durum nasıl karşılanıyor?

O söylentiler doğru. Senaryoyu ana hedef alarak, filmin narrative’ini bağlamaya çalışıyorsunuz. Fakat kağıta yazılan şeylerin ve çekimlerin arasında kimi zaman büyük fark olabilir. Beklediğiniz büyük anlar belki çalışmaz veya hiç ummadığınız sahneler parlak veya değişik çıkabilir. O yüzden kurguyu, ham çekimlerin magmasına göre yaparsınız. Sihirli anları bulup, onları kulanmaya çalışırsınız. Böylece filmin son hali ve havası senaryodakinden farklı çıkabilir. (Daha iyi veya daha kötü.) Tabii ki, daha iyi olsun diye uğraşırsınız. Tecrübeli yönetmenler, sonuçlar iyi olursa buna itiraz etmez. İyi yönetmenler sabit fikirli değildir.

Mustafa Preşeva

Kurgu bilen bir kişinin çekimden, sesten, yönetmenlikten vs. anlaması da gerekiyor mu sizce?

Anlamazsa, iyi kurgucu olamaz zaten. İlla, yönetmen kadar çekimden ve çekimin workflow’undan haberdar olmasa da, senaryo kurallarından, dramaturjiden, hatta lens kombinasyonundan haberdar olmalıdır. Diğer türlü filmin mekanik devamlılığını sağlamaktan ve basit hareketleri bağlamaktan ileri gidemez.

Görüntü ve ses kurgusu aslında ayrılamaz bir bütündür. Montaj esnasında görüntünün dışında ses konusunda ne gibi bir katkılarınız oluyor?

Bildiğim her iyi kurgucunun müzikle ilişkisi vardır. Bazıları 1-2 enstrüman çalar. Kurgucunun, sadece görüntü ve diyalog bağlama görevleri çok eskide kaldı. Şu an, bitmiş off-line kurgu sunumda, filmin üzerine referans bile olsa önemli yerlerde ses efektleri ve çoğu yerlerde referans müzik koymak zorundadır kurgucu. Filmin müziğini daha sonra profesyonel müzisyen yapar, ama hiç değilse müziğin modu (ruhu ve atmosferi), giriş ve çıkış noktaları işaretlenmiş olmalı. Bunlar önemli, çünkü müziğin başlangıç ve bitiş bölgesini (başlangıç ve bitiş noktalarının arasındaki olayları), seyirci SEKANS olarak (konusal olarak) algılar. PLAN, SAHNE ve SEKANS arasındaki farkı bilmiyorsanaz, haberdar olmanızı tavsiye ediyorum. Yoksa bu işi zor yaparsınız.

Yıllardır çeşitli projelerde kurgu yönetmenliği yapıyorsunuz. Geçmişe ve şimdiye bakacak olursanız kurgu aşamalarındaki değişimleri nasıl değerlendirirsiniz?

Kurguya başladığım yıllarda, demir kurgu aletlerde çalışırdık (Prevost ve Steenbeck flatbed table) ve film 16mm ve 35mm negatifle çekilirdi. Ses ise, Nagra marka ses kaydediciden analog şerite kurgu için aktarılırdı. Yani, görüntü ve sesi özel presle, bir nevi makasla keserdik. Kurgu daha fiziki bir işti, Her kesme daha çok zaman isterdi, geri dönmesi daha zordu ve dört kere düşünüp bir kere keserdik. Ama o zaman görsel efektler (CGI) neredeyse yoktu ve aynı zamanda yönetmenler daha dikkatlı çekim planları yapardı, çünkü 4.5 dakikalık 35mm negatif kutusunun fiyatı markasına göre 130-250 dolardı. Karşılaştırmak gerekirse, o zamanlar tüm filmin ham çekimlerinin süresi 16-25 saat arasında idi. Yani, negatif fiyatı ve kamera kiraları filmin bütçesinde ağır bir kalemdi. Ona göre, bir filmin kurgusu aşağı yukarı 1– 1.5 ay arasında olurdu. İstisna olarak daha uzun sürdüğü de oluyordu. Şu an dijital olarak çekiliyor. Negatif masrafı ortadan kalktı ve montaja gelen ham çekimlerin süresi 100-250 saat arasında – yani, neredeyse 10 katına denk. Bunu sadece seyretmek için 15-20 gün harcanır. Bugün filmin teknik kurgusu eskisine göre daha hızlı yapılır, fakat teknoloji ilerledikçe sizden beklenen hizmet de büyüyor. Bugünkü seyirciler daha haberdar, daha “eğitimli”, daha şımarık. Bu nedenle eğlence sektöründe çalışan herkes ona göre kendi çıtasını yükseltmek zorundadır.

Tabutta Rövaşata filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Kurgu” ödülü almıştınız fakat filmin prodüksiyon ve özellikle de post prodüksiyon sürecinde birtakım zorluklar yaşandığını biliyoruz. Bu zorluklardan ve üstesinden nasıl geldiğinizden bahseder misiniz?

Bunu “Zen Muhabbetleri: Tabutta Rövaşata – Kral ve Ben! – B07” başlıklı bir YouTube programda anlattım. Uzun ve sıkıcı şeyleri okumaktansa, videoyu seyretseniz daha eğlenceli olur sanırım.

Size göre bağımsız sinema ve popüler sinemayı ayıran en önemli etken nedir?

Bütçe ve özgürlük. Bağımsız sinemanın bütçesi az, artistik özgürlüğü çok. Popüler sinemanın ise tam tersi bütçesi büyük, ancak artistik özgürlük çok az. Artistik sinema veya auteur sinema genelde “yönetmen sineması”dır. Yönetmen memnun kaldığında, filmin son hali aşağı yukarı öyle kalır. Popüler sinema ise “yapımcı sineması”dır. Kurgu bittikten sonra üstüne bir kaç “sansür” gelir; yapımcı, dağıtımcı, halkla ilişkiler şirketi… vs. Onlar için bir sürü değişiklik yapmak zorunda kalırsınız, yoksa filmi yayına sokamazlar. Popüler sinema “total” seyirciyi hedefler. Bağımsız sinemanın ana hedefi ve aynı zamanda ana gelir kaynağı ise festivallardir. Fakat son zamanlarda “streaming” medyanın etkisinden ötürü festivalların politikası da değişmiş.

Bu mesleğe merak salan ve başlamak isteyen gençlere ne gibi şeyler söylemek istersiniz? En çok neye dikkat etmeliler ve iyi bir kurgucu olmanın size göre yolları nelerdir?

İnglizce öğrenmeye çalışsınlar, çünkü sinemayla ve meslekle ilgili bilgilerin çoğu İnglizce. Bir müzik aleti çalmaya çalışın, çünkü müzik kulağınız yoksa, bu işte çok zorlayacaktır. Çalışırken bol su içsinler. 2 saatte bir bilgisayardan kalkıp esneme hareketleri yapsınlar. Meslek hayatlarının ilk yıllarında ellerine gelen her şeyi kurgulasınlar ve tecrübeyı bir noktaya getirdikten sonra işin maddi kısmına çok bakmadan iyi projeleri ve güzel frekans yakaladıkları akıllı yönetmenleri seçsinler. Böylece kendilerini daha çabuk geliştirebilirler. İyi ücretleri 6-8 yıl çalışmadan önce beklemek hayaldir zaten. Belki de daha fazla. Piyasanın gerçeğı bu maalesef. Bir şey daha; insanlarla iletişimi zor kuruyorsanaz, bu sektörde hayatınızı boşuna harcamayın. Herkese bol şans.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Bırakın