Ana sayfa Özel Dosyalar Dünden Bugüne İran Sineması Bölüm : 2

Dünden Bugüne İran Sineması Bölüm : 2

Dünden bugüne İran Sineması’nı yazımızın ikinci bölümünde birlikteyiz. İran’ın ne kadar zorlu yollardan geçtiğini ilk yazımızdan hatırlıyor olmalısınız. Eğer o kısmı okumadıysanız İran’ın sinema tarihi için bölüm biri de okumanızı önermekle birlikte şimdi gelelim 2000’li yıllarda İran Sineması’nın geldiği noktaya.

2000 ve Sonrası İran Sineması

Akıl almaz badireler atlatan İran ve sanat anlayışı en sonunda ferahlayabildiği (görece) ve kendine has bir dil konusunda istikrar sağlayabileceği bir sinemaya doğru adım atıyor. İran Yeni Dalga sineması Granaz Moussavi, Jafar Panahi, Kambuzia Partovi, Mohsen Makhmalbaf, Mohammad Rasoulof, Bahman Ghabadi, Abbas Kiarostami, Majid Majidi ve Asghar Farhadi gibi önemli isimlerin yer aldığı kocaman bir sanat dünyası haline gelen İran Sineması, savaşın etkilerini hala üzerlerinden atamasa da yıllar ilerledikçe varoluşsal problemlere inerek bireyi ele alan filmler yapmaya başlıyorlar. Fakat ana konu savaş sonrası sevdiklerini kaybeden ailelerin nasıl travmalar yaşadığı, hayata nasıl tutunduğunu ile ilgili bir hal alıyor. İbrahim Hatemika’nın Yusuf’un Gömleğinin Kokusu filmi bu tarz filmler arasındaki en önemli filmlerden biridir. Esir düşen bir İran askerinin nişanlısının başka bir adamla evlenmesini konu alan filmde, savaşta geride kalanların yaşadığı durum ele alınmaktadır. Savunmanın kutsallığına inana yönetmenin Kerha’dan Ren’e filminde ise Kerha Nehri’nde kimyasal saldırıya uğrayan askerlerin Almanya’da tedavi görme süreci anlatılmaktadır. Kutsal sinema anlayışını İran Sineması’na aktaran yönetmenden farklı olarak mizahı da filmlerinin içine katan Kemal Tebrizi’nin 95 yapımı Leyla Benimle isimli filmi İran’ın mizah anlayışı ile donatılmış ilk filmlerdendir. Fakat yönetmenlerin çoğu kadın konularında geri kalmışlardır. Askere giden, travmaya uğramış, sevdiklerini geride bırakan erkeklerin ağır bastığı İran Sineması’na kadın yönetmenler de eklenerek bu durum eşitlenmeye çalışılmıştır.  Rahşan Beni İtimad’ın Gilena filmi bu konudaki ilk örneklerden biridir. Hamile bir kız çocuk annesi olan baş karakterin, damadını kızıyla birlikte aramasının anlatıldığı film hem bir yolculuk filmidir hem de kadınların cephesinin geride kalmak ve bununla mücadele etmek üzerine kurulmuş bir yapıdadır.

Günümüz İran Sineması

Rahatına kavuşan İran Sineması’nın hala birtakım eksiklikleri var. Çünkü hala muhteşem bir refah düzeyinde ve siyasi ortama sahip değiller. Ama bu ortamı öyle iyi değerlendiren insanlar var ki dünyadaki en çok okuyan, izleyen ve dinleyen bir halk olmanın gururunu yaşıyorlar. Bu da sinemada sürekli yeni akımların, yeni tarzların ve yönetmenlerin ortaya çıkmasına ön ayak oluyor. Günümüze gelmişken İran Sineması için büyük yer kaplayan yönetmenlere bakarak İran Sineması’nı yakından tanıyalım.

Asghar Farhadi

İran Yeni Dalga sinemasının son yönetmenlerinden kabul edilen Farhadi, diyalog adamı olarak kabul edilmekte. Filmlerinde uzun diyalog yapılarına yer veren Farhadi, bu diyalogları izleyicinin de o masada, o sahilde, o arabada oturduğunu hissetmesi üzerine kurar. Yani filmlerini izlerken o filmden bir karaktere bürünürsünüz ve bu da film boyunca sürekli değişir. Nedeni ise; yönetmenin iyi olduğunu düşündüğümüz insanın aslında o kadar da iyi olmadığı, kötülüğünden emin olduğumuz bir insanın da iyiliklerle kaplı olduğunu bize çok iyi gösterecek bir ters köşe huyunun olmasındandır. Diyalogların içerisine birtakım anlamlar sıkıştıran yönetmenin metaforlarla falan hiçbir işi yoktur. O sadece gerçeğin bakış açısına göre değişeceğini bizlere göstermenin hazzını yaşar. Yorucu ve uzun saatler düşündürücü filmlere imza atan yönetmen bireyin, topluluk içerisindeki sıkışmışlığını, derdini anlatamazlığını kısaca varoluşsal bir sorununu ele alarak İran Sineması’nda bireyci duruşu da bizlere göstermektedir.

Bahman Ghobadi

Kürt sinemasının değerini anlamanızı sağlayacak yetenekteki Bahman Ghobadi, 2000’li yılların en iyi yönetmenlerinden biridir. Sınır hayatını yakın bir şekilde ele alan yönetmen, vatanlarından uzak kalan, ulusal kimliklerini bir türlü kabul ettiremeyen karakterleri konu alır. Anavatanımdan Şarkılar isimli kült filminde Irak, bir Kürt şehrini kimyasal silahlarla yıkıma uğratmaya çalışır ve bu harabe ortamdan kurtulan bir grup müzisyen, katliamdan sağ çıkan kadınlara aşk şarkıları yazmaya başlar. Yolculuk hikayesi olarak anılan bu filmde İran, Irak, Türkiye sınırlarında gidip gelen karakterlerin hayatla baş etme yöntemlerine yakından bakma fırsatı buluruz. Yaşam nasıldır, ne şekilde olmalıdır ve her şekilde umudu var edebilmek mümkün müdür sorularına cevap veren film izleyicileri derinden etkileme özelliğine sahiptir. Çoğumuzun Kaplumbağalar da Uçar filmi ile çadırlarda yaşamak zorunda kalan Kürt halkını ele alır. Kürt halkının bir umudu vardır,  o da uydu aracılığı ile sınırı geçip yaşamlarını düzene sokabilecek olma umudur. Halk bunu bekleyerek ellerindeki kaynakları dengeli kullanmaya, umutlarını kaybetmemeye çaba harcar. Kimileri yaşama daha fazla tutunamaz, kimileri ölümlerini beklerken kimileri de umudunu yitirmeden beklemektedir. Bahman Ghobadi’nin filmlerinin ana teması kısacası umut ve o umudu sürekli yeniden üretmektedir.

Mecid Mecidi

Filmlerinde İslamiyet ve dünyasının samimi, olması gereken ve gerçekçi kısmına yaklaşan Mecidi, izleyicileri her defasında göz yaşlarına boğabilecek tarzda bir yönetmen. Sinemaya atıldığı dönemlerin devrim olduğu dönemlere denk gelmesi onun sineması ve tarzının ne şekilde inşa edildiğinin en büyük örneği. Rejim olduğunda henüz 20 yaşında olan yönetmen, ilk filmini 1992 yılında yönetmiştir. Baduk filminde babalarını kaybetmiş iki çocuğunun zengin Müslümanlara pazarlandığından bahseder. Değişen rejimlerin halka olan etkisini gözler önüne sermek isteyen Mecidi, ilim irfan konusundaki ilk deneyimi ile gönülleri fethetmiştir. 1996 yılında çektiği Baba filmi ile aile konusuna da değinen yönetmen, 14 yaşında babasını kaybeden Mehrollah’ın başka bir şehre çalışmaya gitmesini konu edinir. Uzun yıllar şehirde ailesinden uzak çalışan Mehrollah, memleketine döndüğü zaman annesinin evlendiğini öğrenir ve üvey babasından da hiç hoşlanmaz. Empatinin ve vicdanın temelini izleyici ile buluşturan Mecidi, izleyicinin görünenin ötesindeki gerçekliği fark etmesini sağlar.

Abbas Kiyarüstemi

Gelelim İran Sineması’nın saygı duyulacak, her sinemaseverin tanışıp konuşmak istediği, dersler almak istediği, hayata bakış tarzını öğrenmek istediği yönetmen olan Abbas Kiyarüstemi’ye! İran Yeni Dalgası’nın belki de en iyi yönetmenlerinden olan Kiyarüstemi, İran’ın sinemasına şiirsel diyalogları kazandırmasıyla da gönülleri fetheder. Metaforları diyalogların içerisine yayan yönetmen, İran’ın felsefi yönünü güçlendirecek tarzda filmler çekerek, bireyin içine içine girer. Sinematografik olarak her filminde bambaşka bir hissiyata ve görselliğe hitap eden Kiyasrüstemi, Rüzgar Bizi Sürükleyecek isimli filmi ile bekleyişin ne demek olduğunu izleyicilere göstermiştir. Sembolik anlatımların yer aldığı filmde, eski bir geleneği daha yakından tanımak için onu görüntülemek isteyen Behzad’ın hikayesi anlatılır. Uzun bir yol ile başlayan film, Behzad’ın yas törenini görüntülemek için yaşlı bir kadının ölmesini beklemesiyle bizleri iyice etkileyeceğinin sinyallerini verir.

İran Sineması’nın bugünlerine geldiğimiz zaman artık her yönetmenin kendine has bir dilinin oluştuğunu görüyoruz. Yönetmenlerin ülkelerine kattığı bu güzellik o ülkenin sinemasının da kendine has bir yapısının oluşmasına neden oluyor. Hal böyle olunca İran Sineması geride bıraktığı tüm zorlu günleri ile bugün tam anlamıyla dilini oturtmuş, derdini anlatan, gerçekçi, şiirsel ve derin bir sinema olarak akıllarımızda yer ediyor.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın