Ana sayfa Sinema Film Eleştirileri Türk Sinemasında Adalet Kavramı | Bölüm 2: Pardon

Türk Sinemasında Adalet Kavramı | Bölüm 2: Pardon

Türk sinemasında adalet temalı filmler dizimizin ilk bölümünde Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı ‘Davacı filmini irdelemiştik. İkinci bölümde ise en az’ Davacı’ kadar adından bahsettirmiş ve göz dolduran kadrosuyla büyük beğeni almış bir başka filmi, ‘Pardon’u değerlendireceğiz.

Çok Tuhaf Soruşturma

Yönetmen koltuğunda Mert Baykal’ın oturduğu ve yapımcılığını Sinan Çetin’in üstlendiği filmin başrolünde usta oyuncu Ferhan Şensoy’u izlemekteyiz. 2004 yapımı olan filmin gişe tarihi 2005 yılıdır. Gösterime girdiği sıralarda popülaritesi daha yüksek filmlerin de piyasaya sürülmesi sebebiyle hak ettiği ilgiyi görememiş olsa da yıllar sonra incelenmeyi ve üstüne konuşulmayı gerektirecek türden bir film…

“Ferhangi Şeyler” ile modern/güncel Türk tiyatro tarihinde önemli bir yer edinmeyi başarmış usta oyuncu Ferhan Şensoy’un kendi yazdığı “Çok Tuhaf Soruşturma” isimli oyunundan beyaz perdeye uyarlanan senaryonun oyuncu kadrosu, usta isimlerden genç yeteneklere doğru uzayan geniş bir yelpazeye sahip . Erol Günaydın, Zeki Alasya, Bülent Kayabaş, Rasim Öztekin, Ali Çatalbaş ve Sermiyan Midyat bunlardan bazıları.

Film, üç arkadaşın hiç ilgileri olmadığı halde sorumlu tutuldukları olaylardan dolayı sorguya çekilip uzun süre hapis yatmalarını konu almaktadır. Açılış sekansı sorguyla başlar ve “pardon” ile biter bitmesine fakat Ferhan Şensoy’un söyleyecek çok şeyi var her sahneye sıkıştırdığı. Mizahın güçlü bir silah olarak kullanıldığı filmde beşik kertmesinden askerliğe, dostluktan kötü akrabalara, cezaevi koşullarından ölüm oruçlarına ve daha nice konuyla ilgili en üst düzeyden sivrilikte mesajlar veriliyor.

Mahallenin yaşı geçmiş bekar ağabeylerinden İbrahim (Ferhan Şensoy), mahallenin güzel kızı Asuman’a kafayı takınca Asuman’ın babası İbrahim’in eniştesiyle İbrahim’i ihbar eder. İbrahim, askerlik şubesinin taşınması esnasında dosyası kaybolduğundan hiçbir problemle karşılaşmadan yıllarca asker kaçağı olarak gezerken bu ihbarla yakalanır ve askere alınır. İbrahim’in, birliğine katılmadan önce kan kardeşim dediği Muzo’yu ve asıl merak ettiği Asuman’ı görmek için üç günlük yol hakkının bir kısmını İstanbul’da geçirmek istemesi ve aslında hiçbir sebep yokken terminalde polisten kaçmasıyla “tuhaf bir soruşturma” başlar.

Polisler tarafından Muzo’nun evinde yakalanmış olan İbrahim, babacan bir komiser ve işkenceye meyilli bir yardımcı polis memuru tarafından faili mechul birçok eylemden sorumlu tutulmak istenir. İbrahim’in sorulan sorulara verdiği yanıtları, komiserle aralarında geçen diyaloglar uzun uzun güldürür. Sorgudayken İbrahim’in yanına getirtilen Muzo’nun İbrahim’i tanımamazlıktan gelmesi de İbrahim’i iyice çileden çıkarır ve sonunda ikisi de sorgudan kurtulmak için kendilerinin ağzından yazılmış itirafnameleri imzalarlar. Tüm suçlamaları üstlenmeleri elbette kurtulmalarını sağlamaz. Üçüncü bir kişinin ismini de vermeleri gerekmektedir çünkü üstlendikleri eylemleri üç kişi yapmıştır. Nasıl olsa masum olduğumuz mahkemede ortaya çıkar diyerek Taksim’in göbeğinde büfesi olan arkadaşları Aydın’ı katarlar işin içine. Aydın, önce olaya anlam veremeyerek her şeye itiraz etse de titiz işkence yöntemleri sonucunda o da kendisi için hazırlanan itirafnameyi imzalar ve üç kafadar trajikomik bir mahpusluk hikayesinin kahramanları oluverir.

Filmin neredeyse her sahnesi bir mesaj veriyor. Özellikle bu üç kafadarın tutuldukları yer Refik Halit Karay, Hüseyin Hilmi, Ahmet Bedevi Kuran, Refi Cevat, Burhan Felek gibi birçok ünlüye ev sahipliği yapmış, Sabahattin Ali’ye “Aldırma Gönül’ü” yazdırmış Sinop cezaevidir. Dört bin yıllık tarihiyle bir çok hükümdarlık tarafından zindan olarak kullanılmış tarihi ve önemli bir mekan. Aktif olarak kullanıldığı dönemde bir çok sebeple gündem olmuş, kısa da sürse yolu düşenler için farklı bir anısı olan ve bugün müze olarak kullanılan Sinop Cezaevi’nin seçilmesinin filme anlam kattığını da belirtmek gerekiyor.

Filmde adalet konusunun işleniş biçimi, aynı temalı diğer bir çok Türk filminden farklılıklar arz ediyor. Toplumda hakim adalet anlayışı ile yönetsel erkteki adalet anlayışının benzerliğine dikkat çeken ve ancak dedektif ruhlu izleyicilerin gözünden kaçmayan bir ayrıntı bu. Mizahın aynı zamanda zeka gerektirmesi gerçeği ile bakacak olursak bağımsız gibi görünen olaylar arasındaki ilginç ama büyük benzerlikler, sahneler arası harika paslaşmalar iyi düşünülmüş. Somutlaştıracak olursak, türlü hilelerle ailenin tüm maddi kaynaklarını kendi menfaatleri için kullanan, İbrahim’i önce askere gönderip ardından cezaevinden çıkmaması için çabalayan enişte (Sermiyan Midyat) olarak karşımıza çıkan bu kötü karakter hiçbir şekilde cezalandırılmıyor. Saf aile bireylerinin enişteye karşı en büyük yaptırımları ise sitem etmek. Her ne kadar yaşça büyük de olsa sevdiği kızı adabınca isteyen, ailesinin malvarlığını ancak mutlu bir yuva kurmak için planlarına dahil eden ve dürüstlüğüyle ön plana çıkan İbrahim ise ailesinin ve mahallelinin gözünde beş para etmez adamın tekidir. Bunlara paralel olarak bir çok suç işleyip adı sanı bilinmeyenler yerine hiçbir şeyden haberi olmayan üç masum arkadaşın yargılanması ve cezalandırılması, hem topluma hemde yönetime verilmiş politik mizahi bir mesajdır. Enişte karakterinin kötülüğü, kendisine biçilmiş rolleri oynayan toplumsal figürler (anne, baba, eş) eliyle gizlenirken İbrahim ve arkadaşlarının masumiyeti de aslında gerçeği ortaya çıkarmak için devlet gücüyle donatılmış ve yine meşruiyetini toplumdan alan güvenlik güçlerince gizlenmektedir. Her iki taraftaki bu hastalıklı adalet anlayışına rağmen kimi için “ilahi adalet” kimi içinse “mutlak adalet” gereği suçlular cezasız kalmıyor filmde. Gerçeğin er yada geç ortaya çıkmak gibi kötü huylarına da değinen film bu bakış açısıyla bir fark koyuyor ortaya. Gözden kaçmaması gereken bu detay yine mizahın sihirli gücüyle, tebessüm eden izleyiciye verilmek istenen önemli bir mesaj.

Sinema tekniği açısından mükemmel bir film olmasa bile diyalogların sadeliği ve çarpıcılığı, oyunculardaki ortalama üstü performans ve tabii ki mizahın sihirli gücü seyirciyi koparmadan filmi izlettiriyor. Kurumlar ve kişiler adeta acıtmadan dövülüyor ve adalet, tatlı sert sahnelerle yeterince işleniyor. Sıradan bir yerde sıradan kişilerin dile getirmesi durumunda başa türlü belalar getirebilecek cümleler, mizahın dahiyane bir senaryoyla oluşturduğu sinerji sayesinde karşı konulmaz, politik tepki verilemez bir hal alıyor. Yıllar geçse de izlenmesi gereken bir film ‘Pardon’.

1 YORUM

  1. Mehabalar;
    Seri toplamda kaç bölümden oluşacak? yazınızı alıntı yaparak paylaşabilirmiyiz seri bitince? geri dönüş yaparsanız seviniriz.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın