Ana sayfa Sinema Film Eleştirileri Les Intouchables: Gerçek Hikayeden, Gerçek Dostluk Filmi

Les Intouchables: Gerçek Hikayeden, Gerçek Dostluk Filmi

2011 yapımı bağımsız film, orijinal adıyla ‘Les Intouchables’ dünya prömiyerinde ise ‘The Untouchables’ ismi ile gösterime girdi. Ülkemizde ise ‘Can Dostum’ ya da tam çevirisi olan ‘Dokunulmazlar’ adları altında 2012 yılında vizyona girdi. Tüm bunlardan önce film, yer aldığı hemen hemen her festivali kasıp kavurdu. Çok fazla ödül aldı. Ve bir anda, o dönem sinema camiasının en çok konuşulan filmi oldu. Böylece film, dünyada çapında sinemalarda gösterime girmeden evvel, adından epeyce söz ettirdi. Festivallerde bu denli etki bırakan film, doğal olarak izleyiciyle buluşmadan önce, beklentileri çok fazla yukarı çıkardı. Ama film, izleyiciyle buluşur buluşmaz bu beklentileri rahatlıkla karşıladı ve gişede bunun karşılığını fazlasıyla da aldı. Özetle filmin en büyük reklam kaynağı, sadece film festivalleriydi. Evet, festivaller çok iyi bir reklam kaynağıdır ve film festivallerinde reklam yaptırmak mümkündür. Ancak tek bir yolla festivallerden bu reklamlar elde edilebilir. O yol ise reklam yaptırılacak yapımın, reklamı hak etmiş olmasıdır. Aslında bu durumu reklam adı altında anmak pek doğru değil, bu durum sadece basit bir etki tepki olayından ibaret. Kısacası filmin festivallerde sağlayacağı başarı, gişede sağlayacağı başarı ile paralellik gösterme durumudur.

Bu tip tanıtım yöntemini özellikle bağımsız yapımlarda istisnasız görmekteyiz. Bağımsız sinema filmleri dışında olan filmler, genellikle bu tanıtım yönteminden yana tutum sergilemezler. Ve diğer tanıtım reklam metodunu tercih ederler. Diğer reklam türleri de aslında işe yarar bir etki sağlarlar. Hatta belki daha çok… Işıltılı panolarda boy boy afişler, daimi tanıtım videoları, ışıltılı galalar vs. İşin güzel yanı(!) ise bu reklam yönteminde yapımın mahiyetine neredeyse hiç bakılmaz. İşte bu sayede sanatsal kıymette, en ucuz niteliklere sahip yapımlar; en pahalı reklamlarla bir anda şahesere dönüştürebiliyorlar(?) Filme dönecek olursak, filmin katıldığı festivallerden birinde aldığı ödül, diğerlerine nazaran çok daha büyük bir anlama sahip olmuştur. Fransa’da gerçekleştirilen 37. Cesar Ödülleri’nde film, tarihi bir olayın gerçekleşmesine vesile oldu. ‘Les Intouchables’ filmi ile Omar Sy, “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü almış oldu. Ve bu ödül, siyahî bir oyuncuya verilen ilk Cesar Ödülü olmuş oluyordu.

 

Filmin yönetmen koltuklarında çok değerli iki Fransız isim yer almakta, ilki Olivier Nakache, diğer isim ise Eric Toledano. Ve ikili senaryo ekibinde de ortaklaşa kalem tutarlar. Ayrıca senaryo ekibinde Philippe Pozzo di Borgo da yer almaktadır. Philippe bu filmde kendi yaşam öyküsünü ele almıştır. Filmin başrolünde ise Cesar Ödüllü aktör Omar Sy yer almaktadır. Ve tecrübeli aktör François Cluzet ona eşlik etmektedir. Fransa sinemasının çok önemli ismi olan Audrey Fleurot ise çok yalın olarak da olsa film içinde başarılı bir performans sergilemiştir. Film, oyuncu ve kamera arkasında muazzam bir çalışma ortaya çıkardığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Devamının aynı ekiple çekilmesini istediğim nadir filmlerden biridir. Ancak bir haber vermekte fayda var. Film, kadroda bir yönetmen (Eric Toledano) dışında tamamen revize edilmiş bir şekilde yeniden çekildi. Ve Eric bu yeni filmde sadece senaryo ekibinde yer alıyor. Yeni filmin yönetmen koltuğunda ise ünlü Amerikalı yönetmen Neil Burger yer almakta. Yeni filmin adı; ‘The Upside’. Kevin Hart, Bryan Cranston, Nicole Kidman gibi usta isimler yeni filmde yer alıyor. Ayrıca bu yeni film bağımsız sinema kategorisinde değil; dünya çapında çok büyük yapım şirketlerinin ortak çalışması olarak izleyiciyle buluşacak. Dileriz çok daha güzel ve değerli bir film olmuştur. Çünkü bu noktada bağımlı ya da bağımsız olmasına asla bakılmamalıdır.

 

Filme tekrar dönecek olursak, film aslında konu itibariyle ana akım sinemanın tipik özelliklerini barındıran bir konuya sahiptir. İki zıt kutbun hiç tahmin edilemeyecek mutluluk hikayesi… Philippe kaza sonucu boynundan aşağısı felçli biridir. Philippe zengin, modern sanat tutkunu ve nüfuzlu bir bireydir. Onun zıttı olan Driss ise Fransa’da yaşayan göçmen bir bireydir. Hapisten yeni çıkmıştır. Ailesi ile sürekli sorunlar yaşamaktadır. Driss’in tek amacı hayatta kalmaktır. Hırsızlık gibi suçlardan sabıkalara sahip, Fransız toplumunda çokça örneği olan tipik bir göçmendir. Philippe asla sahip olamayacağı fiziksel imkânları Driss’de, Driss’in ise sahip olması çok zor olan maddi olanakları Philippe’de mevcuttur. Driss, Philippe’nin bakım hizmetlerinden sorumlu kişi olarak işe alınır. Ancak Driss’in bu iş hakkında daha önceden hiç tecrübesi yoktur. Ve Driss’in bu acemi halleri oldukça eğlencelidir. Zamanla Driss bu işi kavrar ve elinden geldiğince Philippe’ye tüm konularda yardımcı olur. Bu ikili kısa bir zaman sonra çok iyi zaman geçirdiklerini fark ederler. Ve bu durum patron işçi ilişkisi olmaktan çıkar ve güzel bir dostluğa doğru yol alır. Bu ikili sınıfsal ciddi bir farklılıklara sahiptir. Ancak bu farklılık onlar için sorun değildir. Ne de olsa Driss eğlenceyi bir şekilde yakalayacaktır. İster operada olsunlar isterse bir modern sanat galerisinde ya da yalnızca bir parkta. Filmin temelleri zaten bunun üzerine kurulmuştur. Yani her zaman ve her yerde mutlu olabilmek…

 

Bu filmle ilgili kapanışı Philippe Pozzo di Borgo’nun verdiği röportajla yapalım. Borgo’nun filmle ilgili görüşleri şöyledir; “Bu konuda uzman değilim, bu nedenle filmin başarısını değerlendirmek benim için biraz zor ama seyirci için bir şeyler ifade ediyor. Filmde var olan büyük fiziksel ve sosyal engellerin ve dışlanmanın yanı sıra filmin asıl konusu bu iki adamın ne kadar kaybolmuş ve yalnız olduğu gerçeğinden yola çıkıyor. Ve inanıyorum ki toplumdaki bir sürü insan kendini yalnız hissediyor. Filmin sonunda seyircinin karanlıkta alkışlamasının nedeni de bu. Aslında kendilerini ve birbirlerini alkışlıyorlar çünkü yalnız olmadıklarını fark ediyorlar. Küçük problemlerinin çözümlerinin başka insanlarda olduğunu fark ediyorlar. İşte açıkçası bu olabilir.”

1 YORUM

  1. 🙏🙏🙏🖤🖤 harika filmi ablamla defalarca izledik ama ödül kısmını yeni öğrendim ve çok duygulandım kalemine sağlık

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın