Ekip Sağlam

2006 ABD yapımı film, ülkemizde “Bilek Kesenler Bir: Aşk Hikayesi” adıyla 2007 yılında vizyona girdi. Film isim itibariyle direkt dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış ve bu ilgi çekici isim, filmin sıra dışı senaryosuyla karşılığını vermiştir. Filmin senaryosunu, aynı zamanda filmin yönetmeni olan Goran Dukic kaleme almıştır. Ancak bu filmin senaryosu, yine filmin ismi gibi özgün bir isme sahip olan; “Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü” adlı uzun öykü kitabından uyarlanmıştır. Etgar Keret imzası taşıyan kitap, kara mizah türünün oldukça başarılı bir örneğidir. Bağımsız filmler kategorisi içerisinde yer alan film, aynı zamanda filmin yönetmeni olan Goran Dukic’in ilk uzun metraj çalışmasıdır. Bu özgün senaryoya sahip, kariyerinin başlangıcında olan filmin yönetmenine, yine aynı şekilde övgü ile bahsedilecek oldukça başarılı bir oyuncu kadrosu eşlik etmiştir. Bu isimler arasında; Patrick Fugit, Shannyn Sossamon, Leslie Bibb ve Shea Whigham gibi önemli isimler yer alır. Film müzikleri için başvurulan Tom Waits, sadece müzik değil, film içerisinde göz dolduran oyunculuyla da yer almıştır. Filmin açılış sahnesinde kulağımıza ilişen epey manidar sözlere sahip, “Dead And Lovely” adlı soundtrack yine Tom Waits imzası taşır. Filmin aklımıza kazınmasında ciddi bir yere sahip olan bir diğer soundtrack, yine büyük bir müzisyen olan, Gogol Bordello’nun; “Through The Roof ‘n’ Underground” adlı tatlı sert çalışmasıdır.

wristcutters-a-love-story-1

İntihar Edilesi Ütopya

Bir dünya düşünün, hükümet yok, para denen bir araç yok, asayiş stabil bir şekilde ilerliyor, insanların çalışma şekli kendi yaşama imkanlarını karşılayacak kadar; fazlası değil, emirler yağdıran patronlar yok vs. Böyle bir ütopyada yaşamak ister misiniz? Cevabınız evetse, böylesine bir ütopya içinde yer almak için bir yolculuğa çıkmanız gerek. Sonu ölümle sonuçlanan bir yolculuğa! Haa bu arada sadece ölmeniz de yetmez, ölüm şekliniz de önemli. Şayet böyle bir ütopyada yaşamak isterseniz, intihar etmeniz gerek! Filmin ana konusu bu türden bir dünya tasarımına (ütopya) dayanır. Filmin başrolü Zia, (Patric Fugit) sonunu bilmeden, aşık olduğu Desiree (Leslie Bib) adlı kadının onu terk etmesi üzerine intihara başvurur. Hem de intihar sonrası başına geleceklerden bihaber. Nitekim bir anda kendini böyle bir ütopya içinde yaşar bir halde bulur. İşin en kötü tarafı ise bu dünyada da acıları devam etmektedir. Bir de sevdiği kadınla artık aynı dünya üzerinde bile yaşamamaktadır. Filmin devamında, şansa bakın ki Zia; aşık olduğu kadının da intihar ettiğini ve doğal olarak tekrar onunla aynı dünya üzerinde yaşadıklarını öğrenir. Artık bundan sonra Zia’ya kutsal bir görev düşmektedir. Hala aşık olduğu kadın olan Desiree’i bulmak… Bu yolculukta ise Zia’ya kadim dostu olan Eugene (Shea Whigham) ve sonradan aralarına katılan, tatlılar tatlısı Mikal (Shannyn Sossaman) eşlik eder. Bu şekilde devam eden film, bundan sonrası klasik bir yol filmi formatında, fakat biraz daha absürt bir şekilde ilerler.

Filmin ilerleyişini bir süre kenara bırakalım ve tekrar konu başına dönmelim. *Film üzerine oturduğu sağlam direklere ve epey sarsıcı eleştirilerine biraz bakalım. Şiddetli bir biçimde günümüz dünyasının yanlışları yüzümüze, kurulan bir ütopya ile vurulur. Filmin büyük kısmında yer alan dünya aslında bize o kadar da yabancı değil. Biraz dikkatli bakıldığında Francis Bacon, Nova Atlantis, (Yeni Atlantis) 1622, adlı romanında bahsedilen “Ben Salem” ülkesini görebiliriz. Ya da Tommasa Campanella, Civitas Solis(Güneş Ülkesi) 1602, bir gün gerçekleşmesini umut ettiği dünya düzenini görebiliriz. Son olarak, en ünlülerinden, Thomas More’un gittiğini iddia ettiği(!) Ütopya, 1516, kitabında bu tip ülkelerin yeni olmadığını anlarız. Ve bahsedilen bu üç kitabın ortak noktasına baktığımıza, Rönesans dönemindeki ideal devlet arayışının bu film içinde de arandığını gayet rahat söyleyebiliriz. Yine aynı şekilde Platon’un Diyalogları arasında çok önemli bir yere sahip Politeia (Devlet) adlı kitaplarının (yukarıda bahsedilen üç kitabın çıkış kaynakları) filmin temellerinin ilk sütünlarını oluşturduğunu düşünebiliriz.

wristcutters-a-love-story-2

Bağımsız Sinema İçin Bilek Kesenler

Yok artık o kadarda değil der gibisiniz. Evet zaten öyle de bir şey yok. Ama dikkat çekici bir başlık değil mi? Hatta böyle bir şey olsa nasılda etkili olurdu? Düşünsenize bağımsız sinema için canına kıyan yönetmen, senarist, kurgucu vs. Hayır kimsenin böyle bir şey istediği yok, çünkü bu çok saçma ve gereksiz bir demagoji olurdu. Ancak üzerine durulması gereken bazı durumlar var, hem yukarıda bahsedilen film için hem de birçok değerli bağımsız sinema filmi için. Bağımsız sinema denilince akla gelen ilk şeyden biri de az para ile çekilmiş olduğunun zannedilmesi. Bu kısmen doğru kısmen de yanlış bir algıdır. Film için bütçe ne olursa olsun, bir film için her şeyden önce bütçenin dağılımıdır. Örneğin bu yazının çıkış noktası olan filme tekrar dönelim. Wriscutters: A Love Story filmi için belirlenmiş bütçenin büyük kısmı oyunculara ve mekanlara gittiği görülebilir, sonuç olarak da iyi oyuncular ve nitelikli yerler filmi güzel bir yere taşımıştır diyebiliriz. Ancak bu film içerisinde özellikle fazlaca bulunması tahmin edilecek animasyon ve efektler kısmen, hatta çok azdır. Ve yapılan efekt çalışmaları oldukça basittir. İşte bu nokta da basit bir çıkarımda bulunarak; yönetmen bileklerini kesmek yerine oyuncuların karakterleri üzerine yoğunlaşmış, efekt yapmak için sağdan soldan para bulmaya çalışacağına, güzel, film için ideal mekanlar aramıştır. Gerçekçi efektler uğruna bağımlı olmak yerine filmin hatta salt sinema anlayışın güzelliklerini ve olmazsa olmazları için mücadele gösteren başta filmin yönetmeni Goran Dukic olmak üzere aynı şekilde tüm ekibe minnettarız.