Rus sinemasını üç ayrı dönem halinde incelemek mümkündür. Bunlardan ilki sinemanın ortaya çıkış tarihi olan 1895’ten 1917 Devrimi’ne kadar olan ilk dönem, 1917 Devrimi’nden 1989’a kadarki “Sovyet Sineması” dönemi ve son olarak, 1989’dan günümüze kadar devam eden modern dönem olarak da adlandırılan üçüncü dönem.

İlk (Erken Dönem) Rus Sineması

Rusya’da gerçekleştirilen ilk film gösterimi 1896 yılında St. Petersburg’ta Lumiere kardeşler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu gösterimlerin ardından Rusya’da bir çok yabancı yapım şirketi film gösterimlerini gerçekleştirmek üzere Rusya pazarına girmişlerdir. Bu arada yerli yapım şirketleri de ürün ortaya koymaya başlamışlardır. 1908’de, ilk Rus filmi olarak kabul edilen ve popüler bir romanın uyarlaması olan yönetmenliğini Viladimir Romashkov’un yaptığı Stenka Razin 15 Ekim 1908’de ilk Rus filmi olarak halka gösterilmiştir. Siyah beyaz olan bu kısa filmin süresi 7 dakikadır. Ardından ülkenin büyük kentlerinde sinema salonları açılmaya başlanmış ve film stüdyoları faaliyete geçmeye başlamıştır. Rusya’da ulusal sinemacılık, sinema endüstrisinin bir sonucu olmaktan çok, başta ithalatçılar olmak üzere dağıtımcılar ve salon sahipleri tarafından başlatıldığı için, bu gelişme süreci Avrupa ülkelerinden farklıdır.

Bu dönemde daha çok ülkenin büyük edebiyatçılarının eserlerinin sinemaya aktarıldığı görülür. Bunların yanı sıra Shakespeare, Dickens, Hugo gibi dünyaca ünlü yazarların eserleri de sinemaya aktarılmıştır. Bu dönemin en önemli filmleri arasında Meyerhold’un 1915 yılında çektiği ‘Dorian Gray’ın Portresi’ ve Yakov Protazanov’ın 1917 yapımı filmi ‘Peder Segius’ gösterilebilir. Birinci Dünya Savaşı arifesinde Rus film endüstrisi komedi, melodram ve gerilim türlerinde eserler vererek gelişmesini sürdürmüştür. 1914 Temmuz’unda Rusya’nın da savaşa girmesiyle ithal filmlere ambargo gelmiş, daha sonrasında ise 1917 yılında Lenin önderliğinde yapılan Rus Devrimi ile çarlık rejimi yıkılmış yeni bir yönetim biçimi oluşturulmuştur. Her alanda olduğu gibi sinema da bu gelişmeden çok etkilenmiştir.

“Sovyet Sineması” Dönemi

Çarlık döneminde ilk gösterimlerin yapıldığı ülkede, Ekim devriminden sonra sistemli bir sinema anlayışı kendini göstermeye başlamıştı. Sosyal hayatla iç içe, toplumsal gerçeklikleri yansıtmayı hedef bilmiş ve bu yolda ilerlemiş birçok sanatçı-yönetmene hayat vermiştir. Ekim devriminin lideri Lenin sinemanın kitleler üzerindeki etkisini diğer Avrupa ülkeleri liderleri gibi bir propaganda amacı olarak görmüyor devrim sonrası eşitlikçi ve özgürlükçü düşüncenin içeriklerinin endüstri merkezlerinin dışında halka inen bir yol olarak görmüş ve ülkenin önde gelen sinemacılarını desteklemiştir.

Tabii ki tamamen propaganda sineması değildir demek keskin bir ifade olacaktır. Devrim sinemasını, sosyalist ideolojiden bağımsız olarak düşünmek ve kavramak mümkün değildir. Ancak diğer ülkelerde gerçekleşen faşist devrimlerin ardından baskıcı ve kısıtlayıcı sinema dönemlerinin yanı sıra Rusya’da genç kuşak sinemacıların kendilerini özgürce ifade edebildikleri bir dönem olmuştur: Devrim Sineması. Sinemanın halkın aydınlanması için bir araç olarak benimsendiği bu dönemde ülkenin en ücra köşelerine kadar devlet teşvişi ile gönderilen genç aydın yönetmenler halkın yaşayışı hakkında fikir sahibi olduktan sonar yerel ve özgün hikayeler ile geri dönüp Devrim’i halka anlatmayı denemişlerdir. Devrimle gelen yeniyi yaratma tutkusu Rus Sineması’nı “Altın Çağ”ına ulaştırmıştır. “Bütün sanatlar arasında, sinema, en önemlisidir.” diyen Lenin devlet kontrollü ilk sinema okulu olan “Devlet Sinema Enstitüsü” 1919 Ağustos’unda ulusallaştırılmış ve Lenin’in eşi tarafından denetlenmiştir.

Devlet Sinema Okulu’nun öğretmenlerinden olan Kuleshov, sinemanın ilk büyük kuramcıları arasında yer alır. Farklı düzenlerle film parçalarını değişik biçimlerde kurgulayarak farklı zaman ve mekânları aynı kurguda birleştireştirmiş ve Kuleshov efekti denilen etkiyi çeşitli deneyler sonucunda ortaya koymuştur. Rus sinemasının büyük kuramcıları arasında yer alan Vertov da Kuleshov’un öğrencilerindendir. Vertov aslında yalın gerçekliği anlatan belgeselciliğe yakın haber filmleri çekmiştir. Vertov sinema gerçek kuramını dünyaya kazandırmıştır. Bu bakış açısı mekandan dekorlardan ve oyunculardan bağımsız olarak sinemayı kendini ifade edecek bir araç olarak görmüştür. Ve bu yüzden insan gözünün gördüğü şekilde yalın ve sade anlatım tarzını benimsemiştir. Vertov, sinema gerçeğinin ancak sinema-göz’le anlaşılacağını düşünüyordu. Vertov’un kuramı olan “sinema göz” teorisi sadece Rusya’da değil tüm dünyada geniş yankılar uyandırmıştır.

Sinema Göz’ü “Ben göz’üm. Ben mekanik bir göz’üm. Beni bir amikena olarak, size benzerlerini yalnızca benim görebileceğim bir dünyayı gösteriyorum.” şeklinde anlatan Vertov 1929 yılında deneysel sinemanın en önemli örnekleri arasında gösterilen, Moskova’nın bir gün içinde gün doğumundan gün batımına dek görüntülendiği ‘Kameralı Adam’ Vertov’un en ünlü yapıtıdır. Bu dönemin şüphesiz en büyük yetenekleri Eisenstein ve Pudovkin’dir.

Eisenstein’ın “Devrim Üçlemesi” olarak bilinen ‘Grev’, ‘Potemkin Zırhlısı’ ve ‘Ekim’ filmlerinden ikincisi olan 1925 yılında yaptığı ‘Potemkin Zırhlısı’ filmi, günümüzde hala şimdiye kadar yapılmış en iyi propaganda filmlerinden biridir ve Sovyet sinemasının uluslararası pazara açılmasında etkili olmuştur. Bu filme aşağıdaki listemizde detaylı olarak yer vermiş bulunmaktayız. Kapitalizm karşısında ezilen insanların genel durumunu paralel kurgu tekniği ile ortaya koyar. Eisenstein’a göre; sinemada sahneye koyma başlangıç noktasıdır. Senaryoyu ve kurguyu belirleyen yalnız konu değildir, aynı zamanda sahneye koymadır. Bu yüzden kurgu birbirinden bağımsız çekimlerin çarpışması ile oluşan yeni bir imgesel bütünlüktür. Daha sonra ‘Alexander Nevski’ (1938) ve ‘Korkunç Ivan’ı çeken Eisenstein; aynı zamanda Avrupa ve ülkesinde sinema dersleri verir. Ve kendi sinema kuramını geliştirir.

Sinema kurgusu açısından Eisenstein’den farklı bir görüş ortaya koyan Pudovkin bu devrin diğer ünlü yönetmenidir. Eisenstein için kurgunun temeli çatışma iken Pudovkin kurguyu birbirini tamamlayan parçalar olarak görür. Sovyet sinemasını yaratan kuşağın en yaşlı üyesi olan Vselovod Pudovkin 1920’de sinema okuluna gitmiş ve burada Kuleshov gibi usta bir kuramcıyla çalışmıştır. Pudovkin’in sinema sanatının temeli kurgudur. Sinemada zaman ve mekan kurgu tarafından belirlenir. Bir film çevrilmez, imajlar kullanılarak inşa edilir. 1926 yılında Gorki’nin aynı adlı eserinden uyarladığı ‘Ana’ en çok ses getiren filmidir.

Sovyetler Birliği’nde 1930’lardan itibaren sinema endüstrisi de dâhil olmak üzere ülkenin kontrolü Stalin’in eline geçmiştir. Sovyet Sineması’nın ilk yıllarında görülen görkem, Stalin dönemiyle birlikte son bulmuştur. Stalin yönetimi, sinemaya ve sinemacılara nefes aldırmamıştır. Bu dönemde ilk yılların önemli yönetmenleri susturulmuş, “Sosyalist Gerçekçilik” adı altında yapılan ya da yaptırılan filmler ise her şart ve koşulda Stalin politikasını alkışlayan önemsiz yapımlar olmuştur. Stalin, 1930’ların sonundan 1953’te ölümüne kadar piyasaya çıkan her filmi şahsen izleyip onaylayan baş sansürcü olmuştur. Ve bu dönem Sovyet Sineması için bir duraklama dönemi olarak sayılmaktadır.

1960’dan sonraki Rus Sineması denildiğinde akla gelebilecek tek isim şüphesiz Andrei Tarkovski’dir. Rus sinema tarihi içerisinde anlatmaktan ziyade başlıca bir yazı oluşturmak daha doğru olacaktır diye düşünmekteyim. Ki benim için Andrei Tarkovski sadece bir yönetmen olmanın ötesinde sanatçı kelimesinin özetidir aslında. Şüphesiz Tarkovski’yi anlamak kolay değildir. Onun için sinema sanatında bir üst dildir demek yerinde bir tanımdır. O yüzden onu yorumlamak yerine “Mühürlenmiş Zaman” isimli kitabında kendi cümleleri ile aktarmakta fayda var.

“…elde edilen bir görüntünün aslına sadık olabilmesi için, içinde yaşam gerçekliğini dile getiren öğeleri barındırması, aynı anda da bu gerçekliği benzersiz ve tekrarlanamaz kılması gerekir, çünkü en göze çarpmayan fenomenlerinde bile yaşam böyledir… Görüntü kavramsal, spekülatif bir kalıba ne kadar az sokulursa asıl amacına o kadar çok yaklaşır… Görüntü, yönetmen tarafından şöyle ya da böyle ifade edilen bir anlam değil, yağmur damlalarında yansıyan bütün bir dünyadır… Sanatsal görüntü, kesinlikle tekil ve tekrarlanamaz bir fenomen ama aynı zamanda da söz konusu olan yaşamla ilgili bir fenomen olduğu için, son derece sıradan da olabilen bir fenomendir… Kavramlarla oyun oynamak hiçbir sanat türünün amacı olamaz… Sinemanın şiirselliği, simgeselliğe aykırıdır ve bizim her an karşı karşıya olduğumuz o son derece dünyevi maddi töze çok yakından bağlıdır… Kurgu sinemasını ve ilkelerini reddetmemin nedeni, filmin beyaz perdenin sınırlarını aşarak genişlemesine izin vermemesi, yani seyircinin perdede gördüklerini kendi deneyimleriyle bağdaştırmasına olanak tanımamasıdır. Kurgu sineması, seyircisini bulmacalarla karşı karşıya getirir, simgeler çözdürür ve alegoriden zevk almasını bekler, seyircinin entelektüel deneyimine seslenir… İnsanlar ‘Ayna’yı gördükten sonra bu filmin ardında, şifrelenmiş gizli ve farklı herhangi başka bir gaye yatmadığına onları ikna etmek çok güç oldu. Filmin gerçeği söylemekten başka bir amacı olmadığını açıklamaya çalıştığımda hep kuşkuyla karşılandım, insanlar hayal kırıklığına uğradı. Bazı seyirciler için bu açıklamalarım gerçekten de pek tatmin edici olmadı. Gizler, simgeler, gayeler peşinde koştular durdular. Çünkü onlar filmsel, görüntüsel şiire alışık değildiler; ki bu da beni büyük hayal kırıklığına uğrattı…”

Hayatı şiirsel bir mantıkla algılayan, ve şiirsel bir dille her zaman içerisinde bir arayışın yapıtları ortaya koyar. Bu nedenledir ki Sovyet döneminde filmlerinin sansürlenmesinin nedeni Tarkovski’nin politik kimliğinden kaynaklanmaz, onun felsefi kimliğinden kaynaklanır. Materyalizmin ve devrim dönemi sosyalizminin hakim olduğu coğrafyada Ortodoks Hristiyan bir gelenekten gelen ve Rusya’nın sorunun ruhsal iktidarsızlık olduğunu düşünen yönetmen bir çok filminde yaratıcıyı arama ya da betimleme gibi ögelere yer vermiştir. Dostoyevski’nin Rusya’nın bu ruhsal iktidarsızlığını ilk keşfeden yazarlardan biri olduğunu düşündüğü için onun metinlerine ayrı bir ilgisi vardır. Tarkovski’nin kendine özgü bir sembolizmi ve anlatım dili vardır.

1962 yılında ilk uzun metrajlı filmi ‘Ivanovo Detstvo’yu (‘Ivan’ın Çocukluğu’) çekti. İlk uzun metrajlı filmi ile Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan Ödülü’nü kazandı. Belli ki uluslararası ödüllere doyamayan Tarkovski, sinema dünyasının en prestijli festivallerinden olan Cannes Film Festivali’nden çeşitli dönemlerde tam 9 ödül kazanmıştır. 1975’te çekmiş olduğu ‘Ayna’ filmine listemizde detaylı olarak yer vermiş olmakla beraber yansıma ve hafıza olguları üzerinden çıkılarak kendi çocukluğuna ışık tutmuştur. 1979 yılında çekmiş olduğu ‘Stalker’ zaman ve mekân döngüsünde kavrayışa ve iletişime ulaşma çabasını yansıtır. Tarkovski’nin tanrıyı betimleme çabasının en belirgin filmi olan ‘Stalker’, materyalist dünyaya getirilmiş çok sert bir pozitivizm eleştirisi olarak görülür. ‘Stalker’ filmine listemizde detaylı olarak yer vermiştir.

Modern Dönem

Toplumsal değişimler ile birlikte Rusya’da da film sektöründe değişiklikler gözlenmeye başlamıştır. Kapital ve emperyal bir çağa ayak uyduran topraklarda kültürel değişim sürecinde Rus Sineması da Amerikanvari filmler ortaya koymaya başlamıştır. Az sayıda da olsa, Sovyet sinemasının mirasını yaşatmaya devam eden Alexandre Sokourov, Pavel Lounguine ve Nikita Mikhalkov gibi dönemin önemli yönetmeleri toplumsal ve sanatsal değerlere sahip olan Sovyet dönemi ekolünde devam eden sayılı yönetmenlerdir. Sizin için seçtiğimiz mutlaka izlemeniz gereken sinema tarihinin önemli yapıtlarını da içeren 15 adet Sovyet sineması filmi listemiz.

(M)uchenik / The Student (2016)

Lise öğrencisi olan Veniamin’in nasıl olduğunu bilmediğimiz bir şekilde İncil’e merak salması ve bu merakın giderek bir saplantı haline alıp radikal tavırlar sergileyerek etrafındaki herkesi etki altına almasına kadar uzanan bir süreci gözler önüne serer. Usta yönetmen Kirill Serebrennikov yorum katmadan yansıttığını net bir dille ifade edebilmek adına İncil alıntılarını arkada beliren sure ve ayet numaraları şeklinde desteklemiştir. Veniamin’in bu yobazlaşan ve çevresine hakim olmaya başlayan yobaz tavrına karşı direnen biyoloji öğretmeni ne kadar etkili olabilecek? Rusya’da basit bir lise öğrencisi üzerinden dini radikalizmin nelere sebebiyet vereceğini gözler önüne seren bir filmdir.

Bronenosets Potemkin / Battleship Potemkin / Potemkin Zırhlısı (1925)

Sinema tarihinde çok teknik ve kurgu bakımından çok büyük bir yere sahip olan 1925 yapımı sessiz filmdir. Özgün adı Bronyenosyets Potyomkin olan filmin yönetmeni Sergei Eisenstein’dır. Tarihi bir olayın Eisenstein ın tavrı ile perdeye yansıtır. Kanlı Pazar katliamı sonrası Rusya’da genel isyanları ve Potemkin isimli savaş gemisinde denizcilerin isyanı ve Odesa halkının bu isyana destek vermesi ile ortaya çıkan ayaklanmayı anlatır. Büyük dekorlar kalabalık oyuncu kadrosu ve çok kameralı şekilde çekilmiş olan film 5 bölümden oluşmaktadır. en vurucu kısmı Odesa merdivenleri kısmıdır. Merdivenlerde Çarın askerlerinden kaçmaya çalışan insanların kitlesel hareketlerini yansıttıktan sonra genel çekim tekniği öznel tekniğe geçiş yaparak bir çocuk arabasının merdivenlerden yuvarlama sahnesi ile birbirinden bağımsız çekimlerin bir araya gelmesi ile güçlü bir anlam yakalar. Paralel kurgu başarılı şekilde uygulanmıştır. Eisenstein bu sahnedeki aksiyon ve ritmi nasıl yarattığını öğrencilerine şu şekilde açıklar: “… Bir merceğin odaklaştırması gibi çocuk arabası kendinde bütün atraksiyonu toplar ve onu yineleyerek yansıtır. Fakat bu yinelemeyi mekanik bir şekilde yapmaz, farklı farklı yoğunluklarda gerçekleştirir: birinde aksiyon yaygındır, çeşitli insanlardan oluşan bir kalabalık vardır, diğerindeyse bir noktada toplanmıştır, orada yalnızca çocuk arabası görülür. Bu şekilde ana tema sadece yinelemekle kalmaz, yeni bir gerilim içinde gelişir.”

Dom durakov / Deliler Evi (2002)

Rus-Çeçen çatışmalarının en sıcak zamanlarında, Çeçenistan sınırına yakın, İnguş sınır bölgeleri Çeçen müfrezeleri tarafından istila edilmiş alanda bulunan bir psikiyatri hastanesi sakinleri savaştan izole yaşamaktadırlar. Hastalardan biri olan Janna’nın en büyük hobisi akordeon çalmaktır. Onun çaldığı şarkılar hastalara da kendilerini iyi hissettirmektedir. Bir gün, hastaların her gün izlediği bir tren geçmez. Hastane personeli ansızın ortadan kaybolmuştur. Hastaların savaşın ortasında kalma hikâyesini Andrey Konchalovskiy yönetmenliğinde vizyona taşıyan dram
müzikal türündeki yapıttır.

Izgnanie / The Banishment / Sürgün (2007)

‘Sürgün’ William Saroyan’ın “The Laughing Matter” (“Gülünecek Şey”) adlı kitabından sefer Zvyagintsev tarafından uyarlanmış 2007 yapımı bir başyapıttır. Zvyagintsev, ikinci filmi ‘Sürgün’de kent yaşamından vazgeçip babalarından kalan kırsal bölgedeki evde yaşamaya karar vermelerini ve bu sürece adapte olamaya çalışırken aynı zamanda aile içinde yaşanan kaosların meydana gelmesi ile daha da zor hal alıyor. Ve bu kaoslar annenin baba karakterine “hamileyim ama senden değil” ifadesi ile daha farklı bir hal alıyor. Dört kişilik bu aile içerisinde yaşanan iletişimsizliği soyut bir sinema dili ve minimalist bir yönetmenlik anlayışı ile tam olarak kendi tarzında bize sunuyor. Görsel anlatımın çok güzel olduğu adeta her karesinin tablo niteliği taşıdığını yadsıyamayacağımız bu filmde yönetmene ek olarak görüntü yönetmeni Mikhail Krichman’a değinmemek haksızlık olacaktır. Her karesi, her mekanı, kıyafetleri, renkleri ve dekorları kullanış biçimi ile tamamen görsel bir şölen.

Letyat Zhuravli / Leylekler Uçarken (1957)

Mihail Kalatozov’a 1958 yılında altın palmiye ödülünü getiren İkinci Dünya Savaşı filmidir. İkinci dünya savaşı gölgesinde leyleklerin göç zamanında Moskova sokaklarında büyüyen Boris ve Veronika’nın aşkı Boris’in vatanperver duyguları ile askere gitmesi ile farklı yönde şekillenmeye başlar. Boris’in askerde olduğu dönemde alman bombardımanı esnasında ailesini kaybeden Veronika Boris’in anne babası ve kuzeninin bulunduğu eve taşınmak zorunda kalır. Bu süreç içerisinde Boris’in kuzeni Veronika’ya tecavüz eder ve zorla evlenmek zorunda kalırlar. Veronika Boris’i hala çok sevmektedir. İkinci Dünya Savaşı’nın kentte yol açtığı tahribatı ve günlük yaşama etkisini İkinci Dünya Savaşı propagandası yapmadan adeta belgesel niteliğinde sevgi ve sadakat üzerinden anlatan filmdir.

Leviafan / Leviathan (2014)

Bol ödüllü ve yetenekli bir yönetmenin mutfağından çıkmış bir hikayenin görsel şölen eşliğinde bize sunuluşu açılış sekansı ile kendini belli ediyor. Filmografisinde ‘Vozvrashchenie’ (‘Dönüş’) ve ‘Izgnanie’ (‘Sürgün’) gibi başarılı filmleri bulunduran yönetmen Andrey Zvyagintsev’in bu son filmi, Rusya’nın kuzeyinde Barents denizinin kıyıya vuran soğuk ve sert dalgaları içeren gri-mavi doğa panoramalarıyla ile başlayıp yine aynı akışta sonlanıyor. ‘Leviathan’, deniz kıyısında küçük bir kasabada yaşayan küçük insanlardan yola çıkarak büyük şeyler anlatan bir yapım. Senaryo, din-devlet ilişkisi ve vatandaş-devlet otorite güç dengesi gibi bilinen konuları perdeye taşırken bir alt metin olarak arzuların insanları felakete sürükleyişini de filmin kanatlarına tutuşturmayı ihmal etmiyor. Detaylı inceleme için sitemiz üzerinden bağımsız kritik bölümündeki makalemize ulaşabilirsiniz.

Mat / The Mother / Ana (1926)

1926 yapımı yönetmenliğini Vsevolod Pudovkin yaptığı Sovyet filmidir. Film Pudovkin’in “devrimsel üçlemesi”nin ilk filmidir. Bu eser Maksim Gorki’nin “Ana” isimli kitabının uyarlamasıdır. , Pavel Vlasov’un (Nikolai Batalov) annesi (Vera Baranovskaya), kocasının ölümünden sonra oğlunun ideolojisini benimseyerek işçi sınıfı saflarında Rus Devrimi yıllarında Çar’ın koyduğu kurallara karşı direniş gösteren bir kadındır. Film bu kadının işçi sınıfı saflarındaki mücadelesini konu almaktadır. Devrim Sineması’nın yapı taşlarından sayılan bu eser Rus sinemasında ilk defa bir bireyin kahramanlaştırılmasının örneğidir.

Musulmanin / Müslüman (1995)

Yönetmenliğini Vladimir Khotinenko’nun yaptığı Afganistan’da on yıl süren esaret altında iken İslam’ı, kabul eden Rus askeri Nikolai Ivanov’un Sovyetler Birliği’in dağılmasından sonraki kaos döneminde yaşadığı köye dönüş sürecindeki adaptasyon sorununu işlerken aynı zamanda Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’da meydana gelen dejenerasyon sürecini paralel olarak işlemektedir. Vladimir Khotinenko, sonradan Müslümanlığı seçmiş bir Rus askerini anlatırken dinler üzerinden herhangi bir eleştirisel bakış açısı izlememekte tüm dinlerin aynı emirler ve ahlak yasalarıyla ilgili olduğunu net bir biçimde ekrana yansıtmaktadır.

Nelyubov / Loveless / Sevgisiz (2018)

Zhenya ve Boris, tükenen evliliklerini sonlandırmak üzeredir. Boşanma işlemlerini başlatmadan çok önce hayatlarına birileri giren ikili, yeni bir başlangıç yapmak için sabırsızdır; ta ki tartışmalarından birine kulak misafiri olan ve sevgisiz, içe dönük ve mutsuz bir çocuk olan Alyosh ortadan kayboluncaya kadar. Üretim toplumundan tüketim toplumu olmaya geçen daha doğrusu çalışan sınıftan orta sınıf bireyler olmaya yönelen Rus toplumunun bu dönüşüm sürecinde adapte olamayışı bu sıkıntılı evrenin aile yaşamlarında da yarattığı bozukluğu gözler önüne serdiği fotografik anlatım tekniği, gerçekçi karakterleri ile tam anlamı ile Zvyagintsev yapımı bir film.

Russkiy Kovçeg (2002)

‘Russkiy Kovçeg’ sanat içinde sanatın vücut bulmuş hali usta yönetmen Aleksandr Sokurov filmidir. Rus tarihinin 200 yıllık döneminin en güzide eserlerinin bulunduğu St. Petersburg Hermitage Museum’da 33 odada farklı tarihi dönemlere ait eserler ve o dönemlere ait kostümler ile dans müzik tarih harmanlaması ile ortaya çıkmış olan deneysel bir filmdir. Kendisine “yabancı” diye hitap edilen bir gezginin pesinden 96 dakika boyunca dolaşan bir kamera ve kamera arkasındaki anlatıcı yardımı ile bir insanın gözünden kesintisiz tek plan çekim şekillinde izleyiciye sunulmuştur. İlk tek plan çekilen film olma özelliği taşıyan film 2500 figüran ile 4 denemede çekilmiştir. Sinema severlerin kaçırmaması gereken bir Rus başyapıtıdır.

Stalker / İz Sürücü (1979)

Bölge adı verilen kimilerine göre bir meteor çarpması sonucu kimilerine göre ise bir uzay aracının bu alana inmesi sonucu oluştuğu varsayımlar ile var olan aslında hiç kimsenin gerçekten nasıl ortaya çıktığını bilmediği bu alana gitmeye çalışan; biri her şeyi deneysel sebeplere indirgeyen bir fizik profesörü, diğeri ise felsefi boyutta düşünen bir yazar ve bu iki ayrı yapıdaki insana bölgeye giden yolda kılavuzluk eden iz sürücünün hikayesidir. Sanatı ve bilimi imgeleyen bu iki karaktere kılavuzluk eden iz sürücünün ilahi bir güç olarak tasvir edilmesi Tarkovski filmlerinde görmeye alışık olduğumuz türden. Film uzun soluklu bir yapım olur. Neredeyse gündelik yaşam hızında ilerlediği için bu tür filmlere alışık olmayanlar için bir parça zorlayıcı gelebilir. Ancak filmin incelikler ile işlenmiş monolog ve diyalogları kendine hayran bırakacak türden. Hele benim gibi bir Tarkovski sever iseniz.

Tini zabutykh predkiv / Unutulmuş Ataların Gölgesi (1964)

Mikhaylo Kotsyubinsky’nin 1912 tarihli eskil aşk, halk hikayesidir. 1964’te Ivan Chendei ve Sergei Parajanov tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Bir Karpat köyünde babasının katilinin kızına aşık olan bir adamın trajik hikayesini anlatmaktadır. Babasının ölümünden sonra sevdiği kadına kavuşan genç adam çok geçmeden sevdiği kadının da ölümü ile yüzleşecektir. Bu ölümün ardından tekrar evlenen genç adam sevdiği kadının ölümünü kabullenememektedir. Köy hayatının canlı ritimleri, düğün ve cenaze törenleri mevsimlerin değişimi ve doğanın güzelliği Ivan’ın trajedisiyle orantılı olarak ilerlemektedir. Yarattığı atmosfer ve eşsiz anlatım diliyle şiirsel bir 97 dakika sunuyor bizlere.

Vozvrashchenie / Dönüş (2003)

‘Vozvrashchenie’, Andrey Zvyagintsev tarafından yönetilen 2003 yapımı Rus filmidir. Ivan ile Andrey babasız geçen çocukluklarının ardından babalarının geri dönmesi ve bu süreç sonrasında baba oğulları arasındaki olay örüntüsü işler. Vozvrashchenie’yi evrensel bir tema olan baba-oğul arasındaki sevgi-nefret ilişkisi üzerinden sembolize ettiği tanrı kavramına ve baba olgusuna yüklediği imgeleri mükemmel fotografik anlatım tekniği ile birleştirerek Tarkovski çağrışımlarını hissetmenize neden olabilir. Venedik Altın Aslan’ı dâhil toplam 31 ödül almıştır.

Zemlya / Toprak (1930)

Aleksandr Dovjenko’nun başyapıtı. Aynı zamanda usta yönetmen Andrei Tarkovski’nin en sevdiğim film dediği ‘Zemlya’, Sovyet sinemasının en etkili yapımlarından biridir. Ukrayna’nın proletlerinin özel toprak mülkiyetini kolektifleştirme politikalarını, toprak ve doğa temelli etkileyici şiirsel anlatımın yanı sıra dedenin ölümü ve eski olan tarımsal ekipmanların yok oluşu, Vasili’nin gelişi ile birlikte traktörün ve modernleşen tarımsal teknolojinin gelmesi ve toprak sahiplerinden birinin Vasili’yi ördürmesi ile teknolojinin reddedilmesi gibi kişiler ve imgeler üzerinden işler. Filmin görsel anlatımı o kadar kuvvetlidir ki kendinizi bir anda hikayenin içinde hissedersiniz. Birbirinden bağımsız planların görsel bir bütünlüğe dönüşmesinin en güzel örneklerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Zerkalo / Ayna (1975)

‘Ayna’ 1975 yılında usta yönetmen Andrei Tarkovski’nin çocukluk anılarını, yaşanmışlıklarını ve babası tarafından yazılan hatıraları da içinde barındıran kompozit bir otobiyografidir. Usta yönetmen kitabında filmi şu şekilde tanımlamaktadır; “Film, canımdan çok sevdiğim ve çok iyi tanıdığım insanların hayatlarını yeniden canlandırmak amacını taşıyordu. Kendisi için değerli olan insanların hakkını ödeyemeyeceğini, kendisine gösterilen sevgiyi, verilen onca şeyi hiçbir zaman gereğince karşılayamayacağını düşünen bir insanın çektiği acıları anlatmak istiyordum. Bu insan, onları yeterince sevmediğine inanıyor ve bu, onun için gerçekten acı veren, katlanılması zor bir düşünce. ‘Ayna’da benden değil, bana yakın olan insanlara karşı duygularımdan, onlarla olan ilişkilerimden, hiç tükenmeyecek anlayışımdan, ama aynı zamanda da onlara karşı işlediğim ve hiçbir zaman düzeltemeyeceğimi düşündüğüm günahlarımdan ve başarısızlığımdan söz etmek istemiştim.” (Mühürlenmiş Zaman, s.155) Bir nevi Tarkovski için yeniden aynaya bakma filmidir. İçseldir. Zaman yavaş ilerler ve tüm filmleri gibi şiirseldir. Bu film daha sonra birçok sinemacı için esin kaynağı olmuştur. Türk sinemacılarından Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Mayıs Sıkıntısı’ filminde bu sinema tavrının etkilerini hissetmek mümkündür.

BONUS: Operatsiya ‘Y’ i drugie priklyucheniya Shurika / Şurik’in Maceraları – Operasyon I (1965)

Naparnik, Navazhdenie, Operatsiya Y isimli üç bölümden oluşan Rus yapımı bir komedi filmidir. 1960’larda gişe rekorları kıran bu serinin en ses getiren eseri ‘Operatsiya Y’ olmuştur. Filmlerin üçü de çalışkan bir öğrenci olan Shurik’in başından geçenleri anlatır. Rus komedilerinin anti kahramanları olarak bilinen Trus (Georgiy Vitsin), Balbes (Yuri Nikulin) ve Bivaliy (Yevgeniy Morgunov) bir depoyu soymaya kalkarlar ve o akşam ev sahibinin ricası üzerine kahramanımız depoda nöbet beklemektedir. Rusların en çok sevdiği komedi yapımı olma özelliği gösteren bu yapıt Leonid Gayday tarafından yönetilmiştir.