Ana sayfa Özel Dosyalar Bong Joon Ho

Bong Joon Ho

‘Memories of Murder’, ‘The Host’, ‘Mother’ gibi filmleriyle dünya sinemasına hırılıtılı bir soluk getiren Bong Joon Ho, son dönemin en özgün ve vizyon sahibi yönetmenlerinden biridir. Janr filmlerin en önemli temsilcilerinden biri olan Bong Joon Ho, şuursuzca güldüren mizahı, boğazda takılan dramı, yürek hoplatan aksiyonu ile izleyiciyi tezcanlı bir çocuktan kederli bir ihtiyara saniyeler içinde dönüştürebilecek filmleriyle çağının öne çıkan yönetmenlerinden biri haline geldi.

Bong Joon Ho 14 Eylül 1969 yılında Daegu, Güney Kore’de doğdu. Orta okuldayken bir sinemacı olmaya karar verdi. Entelektüel bir çevrede yetişen Bong Joon Ho’nun babası Bong Sang-gyun grafik tasarımcı, dedesi Park Tae-won ise “A Day in the Life of Novelist Gubo” kitabıyla tanınan ünlü bir yazardır. Abisi Joon-soo Seoul Ulusal Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı bölümünde profesör, ablası Jee-hee ise modacıdır. Film tutkusuna rağmen, ailesiyle anlaşmazlığa düşmemek için, üniversitede tiyatro bölümüne gitmeyen Bong Joon-ho, 1980’lerin sonlarında Yonsei Üniversitesi’nde Sosyoloji bölümüne gider. Burada bir film kulübüne üye olan yönetmen o dönem Edward Yang, Hou Hsiao-hsien ve Shohei Imamura gibi yönetmenlere hayrandır.

1990’ların başında Kore Akademisi Film Sanatları bölümünde iki yıllık bir eğitim aldı. Bu dönemde bir çok kısa film çekti. ‘Peureimsogui gieokdeul’ (‘Memories in My Frame’) ve ‘Ji-ri-myeol-lyeol’ (‘Incoherence’) isimli iki mezuniyet filmi Vancouver ve Hong Kong’daki uluslararası festivallere davet edildi. O dönem okuldaki arkadaşlarının filmlerinde de kamera arkasında çalışan Bong Joon-ho, arkadaşı Jang Joon-hwan’ın ‘2001 Imagine’ filminde görüntü yönetmenliği yapmıştı. Aynı şekilde Hur Jae-young’un ‘A Hat’ filminde de görüntü yönetmenliği yapan Bong Joon Ho, Choie Equan’ın ‘Sounds From Heaven’ ve ‘Earth’ filmlerinde de aydınlatma direktörlüğü yaptı.

Bong Joon Ho

Okuldan mezun olduktan sonra, beş yıl boyunca bir çok yönetmenin filmlerinde çeşitli kamera arkası görevlerinde bulundu. Kang Woo Suk ve Park Jong Won’un yönettiği 1996 tarihli ‘7 Reasons Why Beer is Better Than a Lover’ filminin senaristlerinden biri oldu. Park Ki Yong’un 1997 yılında çektiği ilk filmi ‘Motel Seoninjang’ (‘Motel Cactus’)ta  hem yönetmen asistanı ve hem de senaristlerden biri olan Bong Joon Ho uzun metrajlı ‘Phantom the Submarine’ filminin de senaryosunu üstlendi.

Kısa bir süre sonra ‘Motel Cactus’ ve ‘Phantom the Submarine’ filmlerininde yapımcısı olan Cha Seung Jae’nin yapımcılığında ilk uzun metrajlı ‘Flandersui gae’ (‘Barking Dogs Never Bite’) filminin çekimlerine başladı. Bir akademisyenin komşusunun köpeğini alıkoymasının ardından yaşadıklarını anlattığı filmi, evlendikten sonra yaşamaya başladığı apartmanda çekti. Eleştirmenler tarafından oldukça başarılı bulunan film, İspanya’nın prestijli festivallerinden biri olan San Sebastian Uluslararası Film Festivali’nin yarışma bölümüne davet edildi ve Slamdance ve Hong Kong’dan ödüller kazandı. İlk filmiyle uluslararası alanda tanınmaya başlayan yönetmen, Kore film endüstrisinde de bir heyecan yarattı.

Bong Joon Ho’nun ikinci filmi ‘Salinui chueok’ (‘Memories of Murder’), ilkinden çok daha büyük ölçekli bir projeydi. Film, 1980’lerde Güney Kore’nin kırsal bir kasabayı terörize eden bir seri katili merkezine alan ünlü bir tiyatro oyunundan uyarlandı. Filmin yapım süreci uzun ve zorlu geçmesine rağmen, hava koşullarının gökyüzünde yarattığı çarpıcı görüntülerle beklenmeyen bir katkı sunduğu film, büyük bir sorun yaşamadan tamamlandı. 2003 Nisan’ında gösterime giren film Bong Joon-ho’ya kısa zamanda başarı getirdi. Beş milyondan fazla bilet satan film, yapımcı Cha Seung-jae’nin şirketi Sidus’u iflasın eşiğinden kurtardı ve Tayvan’da düzenlenen 2003 Altın Zil Ödülleri’nde “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Erkek Oyuncu” dallarında ödüller kazandı. Yine San Sebastin Uluslararası Film Festivali’nde gösterilen ‘Memories of Murder’ buradan da “En İyi Yönetmen Ödülü” dahil üç ödülle geri döndü.

Salinui chueok / Memories of Murder Kamera Arkası

‘Memories of Murder’ın ardından bir ara veren yönetmen, iki antoloji projesi için kısa filmler çekti. Bu kısa filmlerin ilki, Seul’de bulunan kapalı devre kameraların karşısında çektiği 30 dakikalık ‘Influenza’idi. Para kazanmaya çalışan çaresiz bir adamın vahşi bir suçluya dönüştüğü beş yılı aralıklarla anlatan film, Jeonju Uluslararası Film Festivali’nde gösterildi. Bong Joon Ho’nun Han Nehri’nin kenarında çektiği ve sonraki projesi için ısınma olarak kabul edilen ‘Sink & Rise’ isimli kısa filmiyle katkıda bulunduğu ikinci antoloji projesi ise 20 bölümlük ‘Twentidentitity’ filmiydi.

Bong Joon Ho’nun sonraki filmi ‘Gwoemul’ (‘The Host’) hem onun kariyerinin ilerlemesinde hem de Kore Sineması’nın dünya çapında bilinir hale gelmesinde etkili oldu. Han Nehrinde mutasyona uğramış bir canavarın şehre korku salmasını ve küçük bir kızı kaçırmasının ardından yaşananları anlatan filmde, Bong Joon Ho daha önceki filmlerinde birlikte çalıştığı oyuncuları bir araya getirdi. Yapım sürecinin başlangıcında gerçekçi bir canavar yaratmayı hedefleyen Bong Joon Ho, ‘Lord of the Rings’ten ‘The Hobbit’e, ‘Edge of Tomorrow’dan ‘District 9’a kadar pek çok filmin efektlerini yapan Yeni Zelandalı şirket Weta Workshop şirketiyle anlaştı. Bir buçuk yıllık tasarım sürecinin ardından, canavarına kavuşan Bong Joon Ho, ortaya dünya çapında ses getirecek bir film çıkardı. Öyle ki film dünya prömiyerini 2006 yılında Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Festival gösteriminin ardından pek çok sayıda sinemada gösterilen ‘The Host’ toplamda 13 milyon izleyiciyle Güney Kore’nin dünyada en çok gösterilen filmi oldu.

Gwoemul / The Host Kamera Arkası

2008’e gelindiğinde Bong Joon Ho, Michel Gondry ve Leos Carax ile birlikte yer aldığı ‘Tokyo!’ filminin “Hikikomori” segmentini yönetti. İsmini, Japonya’da sosyal hayata uyum sağlayamayan ve evinden ayrılmayı reddeden insanların durumunu anlatmak için kullanılan “hikikomori” teriminden alan film, bu durumdan muzdarip bir adamın evine gelen pizza dağıtıcısı kıza aşık olmasından sonra yaşananları anlatıyor.

Bong Joon Ho’nun uzun metrajlı dördüncü filmi ‘Madeo’ (‘Mother’) oldu. Film, Güney Kore’nin küçük bir kasabasında zihinsel engelli oğluyla birlikte mütevazi bir yaşam süren bir kadının cinayet suçlamasıyla tutuklanan oğlunun suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışmasını konu alır. Dünya prömiyerini 2009 yılında Cannes Film Festivali kapsamında gerçekleştiren ‘Madeo’ aynı zamanda festivalin “Belirli Bir Bakış” bölümünde yarıştı. Aynı zamanda Güney Kore’nin Akademi Ödülleri adayı olan film, pek çok festivalden de ödüller kazandı.
2011 yılında hepsi 3 dakika 11 saniye süren kısa filmlerden oluşan ve 11 Mart 2011’de 0Japonya’nın deprem ve tsunamiden etkilenen Tohoku bölgesi için çekilen ‘3.11 A Sense of Home’ isimli film antoloji projesine katkıda bulunan Bong Joon Ho, aynı yıl 27. Sundance Film Festivali’nde jüri olarak görev aldı. Yine 2011’de Cannes Film Festivali’nin Altın Kamera bölümünde Jüri Başkanlığı görevini üstlendi.

Tokyo! Kamera Arkası

Bong Joon Ho 2013 yılında İngilizce dilindeki ilk filmi Snowpiercer‘ı çekti. Jacques Lob, Benjamin Legrand and Jean-Marc Rochette tarafından yaratılan “Le Transperceneige” isimli Fransız grafik romanından uyarlanan film, distopik bir öykü anlatır. Hemen hemen tamamı trende geçen film, bir felaketin ardından büyük bir trende yaşamaya mecbur kalmış ve sosyal statüleri gereği trenin farklı bölümlerine yerleşmiş bir grup insanı anlatıyor. Film hem Güney Kore’de hem de dünyada büyük bir beğeniyle karşılandı.

Snowpiercer Kamera Arkası

2015 yılında Bong Joon Ho’nun, yapımcılığını Kate Street Picture Company, Lewis Pictures, Plan B Entertainment ile Netflix’in üstlendiği projesi ‘Okja’ duyuruldu. Senaryosunun ikinci taslağını yazan Jon Ronson tarafından duyurulan ve çekimleri 2016 Nisan’ında başlayan film, dünya prömiyerini, 2017 yılında Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Altın Palmiye için yarışan film, Cannes Film Festivali ile Netflix arasında çıkan anlaşmazlıkla dikkat çekti. Fransa’da bulunan hiçbir sinema salonunda gösterilmeyen ‘Okja’nın yine Netflix yapımı olan ‘The Meyerowitz Stories’ ile birlikte Altın Palmiye yarışına girmesi, Fransız dağıtım şirketleri başta olmak üzere pek çok kişiyi kızdırdı. Tüm bu çatışmalara rağmen ‘Okja’, festival gösteriminin ardından 4 dakika boyunca ayakta alkışlandı ve hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından övgüyle karşılandı.

Daha Fazla Oku: ‘Okja’ Film Eleştirisi

Okja Kamera Arkası

On yılın ardından Korece dilinde çektiği ilk filmi olan ‘Parasite’ın 2019 yılında gösterime girmesi bekleniyor.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın