Yazan, Yöneten, Yok Olan

‘El Maquinista’ filmi 2004 yılında, İspanya yapımı olarak gösterime sunuldu. Film, Türkiye’de birebir çevirisi ile “Makinst” adında 2005 yılında gösterime girdi. Film gerek senaryosu, gerek tüm kamera-önü kamera arkası kadrosu ile, bir anda tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Filmin yönetmen koltuğunda, günümüzde pek aşina olduğumuz, birçok filmin (‘The Call’, ‘Transsiberian’, ‘Session 9’) yönetmenliğini yapmış, usta yönetmen; “Brad Anderson” yer almaktadır. ‘Makinist’ filmi yönetmen Anderson’un filmografisinde başat yerine günümüze değin korumuştur. Yine Anderson’un filmografisine baktığımızda ‘Makinist’ filmi türünde yani, “mystery” (gizem) türünde filmlerin yönetmeni olduğunu söyleyebiliriz.

‘Makinist’ filminin senaristliğini, yine usta bir isim olan “Scott Kosar” üstlenmiştir. Scott Kosar’ın günümüz korku filmlerin büyük senaristleri arasında yer alır. Scott Kosar’ın filmografisine baktığımıza ise; ‘The Texas Chainsaw Massacre’, ‘The Amityville Horror’, ‘The Crazies’, gibi “horror” (korku) türünün başarılı örneklerini görürüz. Tüm bu senarist yönetmen yaratımları ışığında, ‘Makinist’ filmi atmosferi hakkında kolay bir öngörü elde ederiz. Nitekim bu ulaştığımız öngörü-ler ‘Makinist’ filminde net bir biçimde karışımıza çıkar: filmin müziklerinden, oyunculuk performanslarına, hatta filmin kurgu aşamasında uygulanacak “color correction’larına” (renk düzenlemesi) kadar. Film boyunca soundtrackler tür bakımından sürekli değişiklik gösteriyor ve izleyicide ister istemez melankolik algı oluşturuyor.

 

machinist1

 

Filmin genel görsel atmosferi ise; dış mekân sahneleri genellikle kapalı hava ya da yağmurlu hava biçimde aktarılmıştır. İç mekan sahnelerinde gri tonları hakim ve sentetik “neon” ışıkların rahatsız ediciliği film boyunca izleyici bir an olsun rahat bırakmaz. Filmin en can alıcı noktalarından birisi tabi ki oyunculuk performanslarıdır. Makinist filmde oyunculukları ile dikkat çekenlerin başında; “Travor Reznik” karakteri ile Christian Bale, “Stevie” karakteri ile Jennifer Janson Leigh, “Miller” karakteri ile Michael Ironside gelir. Elbette bu üç isim arasında, film bazlı düşünürsek en zirvede tabii ki “Reznik” karakteri ile Christian Bale gelir.

Film içerisinde sergilemiş olduğu oyunculuğuna gelmeden evvel film öncesi Bale’in film için yapmış olduğu büyük hazırlıklara bir bakalım. Bale film senaryosunu ilk eline aldığında gayet formda (82 kilo) bir aktördü, ancak film gereği neredeyse mevcut kilosunun yarısına kadarını kaybetmesi gerekiyordu. Film için planlanan Bale’in kilosu “45” idi, ancak Bale’in sağlık şartlarının el vermemesinden dolayı bu kiloya yakın 54 kiloya kadar düşerek sinema tarihinin, bir film için en fazla kilo veren oyuncu unvanına erişmiştir. Ve hala bu rekoru elinde tutmaktadır. Film için asıl planlanan kilo yerine biraz daha fazla olan kilosuna film içerisinde iki defa göndermede bulunulmuştur. “Biraz daha kilo versen yok olacaksın!” diyaloğunda. Ve Reznik filmde bu söylevi bir deja vu olarak nitelendirir. Evet bu olası durum, yani yok olma durumu, Bale’in film öncesi doktorları tarafından söylenmiştir. Film içerisinde de görüldüğü üzere, Christian Bale adeta iskelet üstü bir teri kaplama gibidir.

Tabi ki bir oyuncunun filmin çekim aşamasından evvel hazırlık aşaması çok önemlidir, ancak ne var ki bu hazırlık aşamasının film içinde sergilemiş olduğu oyunculuğu ile de taçlandırması gerektir. Ve Bale, Reznik karakterini oyunculuk anlamında da layığıyla yerine getirmiş, bizlere tam bir melankolik, depresif, ruh sağlığı tamamen çökme noktasına yakın bir karakteri aktarmayı başarmıştır.

Otomatik Çakmak

Makinist filmi siyaha yakın görsel atmosferinin en tabi kaynağı hiç şüphesiz filmin senaryosudur. ‘Makinist’ filmi, toplumda sıradan bir yaşantıya sahip bir bireyin, sebep olduğu iki kazanın hayatında yaratmış olduğu iki çöküş-çıkış noktasını ele almaktadır. Filmin tamamına yakın kısmında, bahsedilen bu bireyin iç ve dış dünyası aktarılmak istenmiştir. Filmdeki bu ana karakterin adı Trevor Reznik’tir. Reznik karakterinin dünyası, film içerisine aktarımı çapraz kurgu ile sağlanmıştır. Bu kurgu tekniği filmi, izleyici nezdinde hem zor bir film; hem de daima heyecan dolu bir film yapmıştır. Reznik karakterinin iyi bir gözlem ve analizi bizi filmin ana konusu ve senaryosuna vardırıyor.

Şimdi ‘Makinist’ filminin kurgu kısmını bir kenara bırakıp salt senaryoya bakacak olursak; Trevor Reznik sıradan bir torna atölyesinde çalışan sıradan bir işçidir. Hayatının bu sıradanlığının bozulma noktası, ilk sebep olduğu kaza ile başlar. Bu Reznik’in sebep olduğu kaza ufak yaştaki bir çocuğun ölümü ile sonuçlanır. Kazanın ihmal noktasında gerçekleşen olay ise Reznik’in o sırada arabanın otomatik çakmağı ile sigarasını yakmasıdır. İşte tam bu noktada yani kaza akabinde Reznik’in verdiği karar olay yerinden kaçmaktır… Hayatının neredeyse tamamını bu vermiş olduğu son karar etkileyecektir. Olay yerinden kaçma kararı Reznik’e büyük pişmanlık ve ızdırap dolu bir hayat sunacaktır. Bu hayat sonucunda da Reznik ruh ve beden sağlığını neredeyse tamamen kaybeder. Filmin kurgulu senaryosuna göre Reznik ilk defa bu şekilde karşımıza çıkar. Artık Reznik bir “insomnia” (uykusuzluk hastalığı) hastasıdır. Bu temel hastalığının sebep olduğu düzensiz beslenme ve vücut deformasyonu yani zayıf bir bünye Reznik’i adeta insan dışı bir görünüme kavuşturmuştur.

 

machinist2

 

Tabii insomnia hastalığının sebep olduğu bu fiziksel etkilerin yanında, kendisi gibi çevresini de etkileyen başka ruh sağlık sıkıntıları yaratır. Bunalar; paranoyak kişilik bozukluğu, delüzyonel (hezeyan) inanç, halüsinasyon(var sanı)’dur. Reznik’in bu, ruh sağlıksızlığı ona tüm günahlarını ve suçlarını yıktığı bir karakter yarattırmıştır. Bu kötü karakterle Reznik yine ilk kaza sırasında olduğu gibi arabanın otomatik çakmağını kullanırken tanışmıştır. Reznik’in halüsinasyon olarak gördüğü karakter “Ivan” (John Sharian) korkunç bir görünüme ve dengesiz tavırlara sahiptir. Reznik’in Ivan ile tanışmasının ardından kısa bir süre sonra, Reznik hayatında dönüm noktası olan diğer bir kazaya daha sebep olur. Kaza sonucunda ise Reznik’in iş arkadaşı kolunu kaybetmiştir.

Bu kaza Reznik için hayatında ikinci bir dönüm noktasıdır, çünkü artık Reznik hayat ile mücadelesinde sona yaklaşmıştır. Bu son yıkım sonucunda gerçekleşen olaylar Reznik’de ikinci bir şok yaratmış ve ilk kaza sırasında yapması gereken teslimiyeti sağlamıştır. Yani Reznik-Ivan diyalogu Reznik’in galibiyetiyle sonuçlanarak, Reznik kendi öz kötülüğünün farkına varmıştır. Ve Reznik, kurgulu senaryonun sonunda küçük bir çocuğunun ölümüne sebep olduğunu itiraf etmiştir. Yargılanan Reznik, hapishanedeki ilk dakikasında uyumayı da başarmıştır.

Hey Filmciler! Ben Patron, Kafa Karışıklığı İstemiyorum!

2000-2010 yılları arası on yıl bağımsız sinemanın en üretken yıllarındandır. Nitekim ‘The Machinist’ filmi de bu yıllar arasında yani 2004 yılında çekilmiş bir filmdir. Diğer taraftan bağımlı sinemaya batkımızda ise, aynı üretkenlik bağımsız sinema gibi süratlidir. Ancak bu tarihler arasında bir film ve filmin yarattığı etki vardır ki bağımlı ve bağımsız sinemayı çok derinden sarsmıştır.

Darren Aronofsky’in “The Fountian” filmi. The Fountian filmi büyük bir sinema şirketi tarafından desteklenmiştir. Bu film için çok büyük bir yatırım yapan şirket, filmin çekimleri sırasında senaryonun çok karışık olmasını öne sürerek film için ayrılan bütçeye kısıtlamalar getirmiş, hatta şirket, haddini ciddi bir biçimde aşarak, filmin senaryosuna müdahil olmak dahi istemiştir. Bu yönetmen ve -yapımcı şirket- arasındaki problem; yönetmenin galibiyeti ile ancak, filmi dört yıllık bir gecikmeye uğratarak sonuçlanmıştır.

 

machinist3

 

Tabii bu sıkıntılar sinema camiasında büyük soru işaretlerinin belirmesine yol açmıştır. Aslında derin bir gözlem yapıldığında, o dönem filmlerinde büyük birçok film şirketi gerçekten karışık senaryoları desteklemediği-istemediği açıktı. 1999 yapımı ‘Fight Club’ (‘Dövüş Kulübü’), 2000 yapımı ‘Memento’ (‘Akıl Defteri’) filmlerinden başlayarak; 2010 yapımı ‘Inception’ (‘Başlangıç’) filmine kadar olan ara dönemde büyük film şirketleri desteklerini, daha sade yapımlara çevirdiği görülebilir. (Elbette istisnai filmler olduğunu bilmekteyiz.) ‘The Machinist’ filmi, herhangi bir şirketine gönderilip gönderilmediği hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadım ne var ki bu konu ile alakalı ulaşılacak bilgilerin güvenirliğine inanıp inanmamak daha büyük bir soru işareti oluşturur diye tahmin ediyorum. (Çünkü bağımsız sinemanın zaferi; bağımlı sinemanın hezimeti söz konusudur.)

Şimdi bu elde edilen bilgiler ışığında ‘The Machinist’ filminin bağımsız bir yapım olmasını gayet normal, hatta olması gerekendir. Nitekim karışık bir film olarak nitelendirilebileceği için. Her ne kadar film bünyesine bağımlı filmlerden tanıdığımız oyuncu, yönetmen, senarist, yapımcı olsa da The Machinist filminde tüm bu sayılan sanatçılar, bağımlı sinemaya boyun eğmeyerek bize, yani bağımsız sinemaya harika film bir kazandırmıştır. O dönem bağımlı sinema patronların saçma-sapan politikalarını hezimete uğratmasından dolayı, ‘The Mahchinist’ filmin ismi, bende zafer kelimesiyle eşdeğerdir.